Önce iman sonra insan
İman, insanın kalben Allah’a bağlanması, konuştuğu kelimelere oruç tutturmasıdır. “Önce iman” demeyip, “Önce insan” diyenlerin insanların sayınca Rableri olur. Dolayısıyla “Önce iman” demeyip “Önce insan” diyenlerin insana ihanet etmesinden şüphe edilmez. Kime hayat olmuşsa iman ile küfür arası, odur bu dünyada firavunların maskarası! İnsan bu dünyada ya efendi ya köledir. İman eden efendi, küfürde kalan köledir.
İnsan çıplaktır. Onu maddi ve manevi tehlikelerden koruyan ve kollayan kale imandır. İnsan bir tek iman kalesinde korunur başka yerde korunmaz. İnsan imanı korursa iman da insanı korur. İman, dünya gurbetinde insana hem arkadaş ve hem de sırdaştır. Rabbimiz buyuruyor: “İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! Zaten dönülecek en güzel yer onların (olacak)tır.” (Rad Sûresi/ 29)
“Önce iman” demenin alâmeti, cesarettir. İmandan kaynaklanan cesaretin en faziletli olanı da hakkı haykırmak, sır saklamak, hatasını itiraf etmek, adil olmak ve hiddet anında öfkeye hakim olmaktır. Kim ne teklif ederse etsin Allah’ın şeriatının önüne ve yerine hiçbir şeyi geçirmemektir. Eğer bir kişi Allah’ın şeriatına mukabil ve onun yerine ve önüne geçsin diye yasa ve anayasa icad edenleri reddetmiyorsa, yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa, kanlı katilleri alkışlıyorsa, onun dinsiz/İslâm’sız kaldığından hiçbir şüpheniz olmasın. Allah’ın Şari’/şeriat va’zeden sıfatını gasbedenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, bir imansızlık alâmetidir. İman doğruluğun ölçüsüdür. Kimin doğru olduğunu tartışmayanlar, neyin doğru olduğuna karar verenlerdir. İmanın olmadığı yerde doğruluk da olmaz. İman kuvvetten yana değil, doğruluktan yanadır. Doğru olandan daha kuvvetli kim olabilir ki? İman doğruluğun, doğruluk kuvvetli sayılmanın vazgeçilmez şartıdır.
Allah’ın her emrini emrettiği şekilde yerine getirebilmek için İslâm’ın ana kapısından girmek gerekir. O kapı imandır.
İman, saadet-i dareynin garantisidir; kişinin Müslümanlığının beyannamesidir. Stratejiyi ve milli çıkar hesaplarını imanın önüne geçirmek, imandan vazgeçmek demektir.
“İman-ı Billah”ı birinci meselemiz yapmaktan çıkardığımız günden bu yana insanlığımızı tüketiyoruz, insanlığı öldürüyoruz. İmandan gayrisi insanın insanlığına garanti olamaz. “İmanla geçen gece; gündüz gibi aydın, Bir taze bahar alemi her anı hayatın...”
Hem kendi dünyasında, hem başkalarının dünyasında gülümseyip ufuklara yelken açan insan imanı bulan ve iman ile hayatını nurlandıran insandır. İnsan hayatının güzelleşmesi, imanın hayata amir olması miktarıncadır.
İman alternatifi bulunmayan güzeldir. Bu güzele mazhar olan güzelleşir. İman insanı olmak, imanı hayata dönüştürmekle olur.
İnsan olmanın ve insan kalmanın ilk şartı imandır. Said Nursî (Rh.a.) der ki: “İman, insanı insan eder, her iki dünyada da sultan eder. Dünya ve ahiret saadeti yalnız İslâmiyet’te ve imandadır. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız, farzları yaparak süsleyiniz ve günahlardan çekinerek koruyunuz.” (Sözler/Said Nursi, Sh: 146)
Bu dünyada kendilerini Geçmişin keşkeleri… Geleceğin endişeleri ile oyalayanlar, “Önce iman” diyemenlerdir. Abdullah İbn-i Ömer (radıyallâhu anh) de şöyle der:
“Uzun bir ömür sürdüm. Bizim her birimize Kur’ân’dan önce iman veriliyordu. Sonra öyle insanlar gördüm ki, onlara imandan önce Kur’ân veriliyor, o da Fatiha’dan sonuna kadar onu okuyor, ama ne emrettiğini, neleri yasakladığını ve nelerin bellenmesi gerektiğini bilmiyor.” (Hayatü’s Sahâbe/Hadislerle Müslümanlık, 3/512)
Kur’ân ve sünnetten anladığım kadarıyla “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek”, insanı fıtratı doğrultusunda korumak ve kollamak, imandan bir şubedir. Buna itiraz edenler, “Yaradılana Yaradan’dan ötürü düşmanız” diyenlerdir. Şunu unutmayalım ki; İnsanın hemcinsi tarafından ihanete uğramasının ilk sebebi, imansızlıktır. Asrımızda Müslümanlar birbirlerine kötülük etmekten iyilik yapmaya zaman bulamıyorlarsa, imanlarında bir sorun var demektir.
İman; insan olmak ve insan kalmak isteyenlerin biricik güvencesidir. İnsanın insana ihanet etmesini telkin eden iman, Allah’ın razı olduğu iman değildir.
Biz iman insanları olsak, ebabil nusreti yağar avuçlarımıza. Bereket suyu dolar havuzlarımıza!
İnsanın sırtındaki değil, gönlündeki yük yorar insanı. İnsan huzura kavuşur gönlünde bulursa sahih imanı!
İman insanı şaşırmayan ve şaşırtmayan kılavuzu ekberdir. İmanı kaybedene hiçbir kılavuz yardımcı olamaz. Huzuru kaybetmiş imanı olmayan insana imanın dışında anlattıklarınız sadece bir zaman kaybıdır. “İman-ı Billah”ı kaybeden bütün dünyayı kazansa bile yine her gün, her saat ve her salise hüsranda ve zindandadır.







