--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Öfkelerini yenemeyenler yenilirler

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Yeryüzünde Müslümanların izzet ve şerefleriyle bir hayat yaşamaları, Allahû Teâla’nın kendilerine bahşetmiş olduğu nimetleri yerli yerinde kullanmalarına bağlıdır. Öfke, Allahû Teâla tarafından insanoğluna verilmiş bir savunma mekanizmasıdır. Öfkeyi yenmede mü’min insanın rehberi, kalbindeki imandır. 

“Öfkeyle kalkıp zararla oturmak”, mü’min insana yakışmayan bir vasıftır. Kur’ân-ı Kerim’in inşa ettiği insan tipi, bollukta ve darlıkta asla iyilik etmekten vazgeçmeyen, öfkesini yenen, insanları kusurlarından dolayı affeden insan tipidir. Allahû Teâla buyuruyor: “Onlar (o takva sahibi mü’minler ki) bollukta da darlıkta da infak ederler; öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanların hatalarını bağışlarlar; zira Allah iyilik edenleri sever.” (Âl-i İmran Sûresi/ 134)

Öfkeyi yenmek, öfkeyi yutmak, mü’minler için mümkündür. Kur’ân-ı Kerim, mümkün olmayan bir şeyi emretmez. Esasen Kur’ân’ın emirleri, bütün zamanlarda ve mekânlarda tatbiki mümkün olan emirlerdir.

Ayette zikredilen “Gayz” içten kaynaklanan insana özgü öfke, hiddet, kızgınlık duygusu demektir. “Yutma” anlamına gelen “Kezm” kelimesi de deriden yapılmış su kabını sıkıca bağlamaktır. (Hak Dini Kur’ân Dili (M. Hamdi Yazır) 2/425) Bu, içten su gibi kaynayan öfkenin, ağızdan dışarı çıkmasını önlemek için sıkıca kapanması gerektiğini ihtar ediyor. Öfke kuvve-i gadabiyedendir, yani fıtrattandandır. Öfkeyi yok etmek mümkün değil, fıtrî de değildir. Esas olan, öfkeyi olması gereken yöne kanalize etmek, öfkeyi doğru yerde kullanmaktır. Yani öfkeyi iman ile terbiye etmektir. Öfkenin ifrat hâli tehevvürdür; ileri derece saldırganlık, maddî manevî hiçbir şeyden korkmayıp yakıp yıkmak, her tarafı kırıp dökmek, öfkeyle kalkıp zararla oturmak hâlidir. Bütün istibdatlar, tahakkümler, baskılar, şiddetler, zulümler, haksızlıklar, kavgalar, cinayetler bu mertebeden çıkıyor. Bu mertebede öfkeyi kullanmak helâl değildir, yasaklanmıştır.

Öfkeyi yenmek, nefsi yenmektir. Öfkeyi imanla terbiye etmek, nefsi imanla terbiye etmektir. Öfkeyi yutmak, iç zaferi kazanmaktır. İç zaferi kazanamayan dış zaferi asla kazanamaz.

Öfkeyi yutmak; bilgeliktir, yiğitliktir. Yiğitlik, öfkeyi imanla yönetmektir. Öfkeyi imanla yönetmek, korkaklığın içine düşmeden, saldırganlığa baş vurmadan yüreklilik göstermektir. 

Öfke, Allahû Teâla tarafından insana verilen ve insanın güvenliğini sağlayan itici bir güçtür.  Yani Allahû Teâla insana, dışarıdan gelecek saldırılardan kendini koruma gücü olarak öfkeyi vermiştir.

Hayat gerçeğe yürür. Seven ve sevindiren Müslüman hayat kadar bir gerçektir. Müslüman’ın her bir bakışı, yanlışları ortaya çıkaran bir mercektir. Yeter ki Müslümanlar mücadele ederlerken kendi öfkelerine yenik düşmesinler, öfkelerini mücadelelerine bulaştırmasınlar. Öfkeyi yutmak, zafer basamaklarından sayılır. Öfkeyle İslâm’ı savunmak, İslâm düşmanlarının sayılarını çoğaltmaktır.

Öfkelerini yutmayanlar,  öfkeleri tarafından yutulurlar. Öfkeleri tarafından yutulanlar, kendi heyecanlarına kurban gidenlerdir. Öfke, hiddet ve şiddeti aklın ve iradenin yerine ve önüne geçirir. Bunu bilen İslâm düşmanları, Müslümanları öfkeleri üzerinden vurmaya çalışmaktadır.

İslâm düşmanlarının en çok hoşlarına giden Müslümanlar, öfkelerine kapılmış olan Müslümanlardır. Henüz temekkün şartları oluşmadan kıyama kalkışan Müslümanlar, öfkelerini yutamayanlardır.  Öfkeyle alınan kararlar, ‘ölü fikirler’ ile alınan kararlar oldukları için karanlığa kapı aralamak anlamına gelirler.

Müslüman’ın aklının ve fikrinin yeri imanıdır. İmandan koparılmış akıl ve fikir, Müslüman’ı zehirlemekten başka bir şeye yaramaz.

Ölü fikirleri ayıklamadan ayaklanan Müslümanlar, kin ve öfke dolu münkir ve müşriklerin tuzaklarına yakalanmış olanlardır. “ ‘Ölü fikirler’, dışarıdan empoze edilen ‘öldürücü fikirlerden’ daha tehlikelidir. Çünkü ‘ölü fikirler’ bağışıklık sistemini çökertir ve savunmaları devre dışı bırakır, oysa ‘öldürücü fikirlere’ karşı bünyenin belli bir direnci ve silahları vardır.”

İslâmofobya nedeniyle kin ve nefret söylemlerinin muhatabı olmuş  Müslümanların öncelikli vazifeleri, birtakım manipülasyonlarla, yanlış bilgilenme ve sapkın yorumlama stratejileriyle ortaya çıkan ve muazzam İslam’ın din ve medeniyet mirasını çarçur etmeyi göze almış Müslüman grupları, meşrepleri, İslâm’ın ve Müslümanların maslahatlarıyla yeniden buluşturmaktır. Altını çizerek diyoruz ki; Müslüman olma ve İslâm’a sadık olma iddiasıyla İslam’ı bütün bir yeryüzü sathında gözden düşürmeye çalışmak, doğrudan doğruya düşmanın sermayesini çoğaltmaktır.

İmanı ve insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makasıd-ü şeria’i/şeriatin maksadlarını gözeten din dilini kuşanmadan ve yaygınlaştırmadan, Müslümanlara olan kin ve nefretlerinden ötürü parmaklarını ısıran münkir ve münafıkların tuzaklarından kurtulmak mümkün değildir.

 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle