Mustaz’afların kurtuluşu mücahidlerin cihadıyladır
Dünya bir çiçekler bahçesi değil; insanlar her yerde acı çekiyor. İnsanların çektikleri acı; kötülerin şiddetinden değil, iyilerin sessizliğindendir. İyilerin sessizliği/tepkisizliği, kötülerin şiddetine çıkartılmış bir davetiyedir. Dolayısıyla hiçbir Müslüman genelde dünyada, özelde ise İslâm coğrafyasında meydana gelen zulümlere ve zalimliklere karşı sessizliği, tepkisizliği tercih etme muhayyerliğine sahip değildir.
Müslümanlar nerede varlarsa biz orada olacağız ve olmak mecburiyetindeyiz de. Çünkü dinimiz, biz Müslümanları tek bir ümmet kabul etmiştir. Müslüman olarak acımız bir, sevincimiz birdir. Dünyamızdaki mustaz’aflar Müslüman olarak içimizden çıkan mücahidlerin cihadıyla kurtulacaklardır. Şunu bilelim ki; mücahidlerin cihadı, mustaz’afların kurtuluş çaresidir.
Asrımızda bütün dünya halkları bir değişime ve dönüşüme tanıklık etmektedirler. Gündemleri belirlenen Müslümanlar devri kapandı. Gündemi belirleyen Müslümanların devri başladı. Bu durum, emperyal küresel ve yöresel güçleri şaşkına çevirmiş ve uykularını kaçırmıştır. Ama artık emperyal küresel ve yöresel güçler bu duruma alışacaklar ve mücahidlerin kararlarına boyun eğeceklerdir.
Suriye halkına zulmeden, her gün Müslümanları kadın, çocuk, yaşlı demeden katleden Suriye Firavun’u Beşer Esed’in elinden Suriyeli mustaz’afları Şeytan Amerika ve avaneleri (yardımcıları, müttefikleri) kurtaramaz. Onları kurtaracak olanlar, Allah yolunda Allah için cihad eden mücahidlerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, mustaz’afların kurtuluşunu mücahidlerin cihadına havale etmiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir sahip/dost gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diye yalvarıp duran mustaz’afîn/zayıf ve zavallı bıraktırılmış erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşmıyorsunuz?” (en-Nisa 75) Her devirde Firavunların zulmü karşısında beceriksiz, sessiz/tepkisiz Müslümanların çapsızlığını, çaresizliğini mücahidlerin cihadı telafi eder. Mustaz’afların (zayıf bıraktırılmışların, hakları ellerinden alınmışların) kurtuluşu için cihad etmek, Allah yolunda Allah için yapılan cihad cümlesindendir. “Cihâd, Hakk’ın istediğini elde etmek ve Hakk’ın istemediğini defetmek için bütün gücünü ortaya koymaktır.” (Mecmûu’l-Fetâvâ (İbn-i Teymiyye), 10/192-193.) Bunun için diyoruz ki; modern puthanelerin demokrat ve liberal cengaverlerini putlarıyla birlikte tarihin çöplüğüne atmak, mücahidlerin azad kabul etmez görevleridir. Çünkü putları dile dolamak, Hz. İbrahim (as)’in sünnetidir. İbrahim (as)’in bu sünneti ihya edilmeden Nemrudların düzeninden kurtulmak mümkün değildir.
http://www.yeniakit.com/abdullah-sanlidag-47y.htm Genelde İslâm coğrafyasının özelde ise ülkemizin “demos”tan dem vuran namussuzlara yenik düşmemesi için cihad’ı çare edinmek mecburiyetindeyiz. Cihad ile gelen fetihlerin kıymetini bilmeli ve fetih ahlâkını kuşanmalıyız. Her fetihten sonra zemine inip toprağa yüz sürmeyi bilmeyenler, yarınki Firavunluklarını garantileyenlerdir. İmam-ı Kurtubî (Rh.a.) der ki: “Eğer kıtal ve cihad olmasaydı, her ümmet arasında mutlaka Hakk’a galip gelinirdi. Şayet cihad/kıtal olmasaydı, uğrunda savunma yapılan din diye bir şey kalmazdı.” (el- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’an/İmam Kurtubî, C:12, Sh: 70, Kahire/ 1967) Allahû Teala’nın katından gelmiş olan dinin yürürlükte olması ve yürürlükte kalması, Müslümanlar tarafından kesintisiz olarak cihad ibadetinin ihya edilmesine bağlıdır. Cihad, ibadet ve siyaset ayrılmazlığıdır. Cihad, politikacıların kavgasına feda edilemediği gibi, havale de edilemez. Firavunların mesleği politika; bugünü kurtarmak için yarını kundaklamaktır. Peygamberlerin mesleği siyaset ise; yarını inşa etmek için bugünü ihya etmektir!
Cihad’ın terk edildiği toplumlarda Allah’ın azabı umûmîleşir. Cihad’sız kalmış topluma Allah’ın umûmî azabı gelir ve masumu mütecaviziyle, zalimi de mazlumuyla beraber derbeder eder. Öyleyse umûmî bir belâya maruz kalmamak için topluca cihada sarılmak ve cihad’ı çare edinmek mecburiyetindeyiz. Cihad; fuzuli değil, farzdır. Bunu idrak eden azdır!
Müslümanlar nerede varlarsa biz orada olacağız ve olmak mecburiyetindeyiz de. Çünkü dinimiz, biz Müslümanları tek bir ümmet kabul etmiştir. Müslüman olarak acımız bir, sevincimiz birdir. Dünyamızdaki mustaz’aflar Müslüman olarak içimizden çıkan mücahidlerin cihadıyla kurtulacaklardır. Şunu bilelim ki; mücahidlerin cihadı, mustaz’afların kurtuluş çaresidir.
Asrımızda bütün dünya halkları bir değişime ve dönüşüme tanıklık etmektedirler. Gündemleri belirlenen Müslümanlar devri kapandı. Gündemi belirleyen Müslümanların devri başladı. Bu durum, emperyal küresel ve yöresel güçleri şaşkına çevirmiş ve uykularını kaçırmıştır. Ama artık emperyal küresel ve yöresel güçler bu duruma alışacaklar ve mücahidlerin kararlarına boyun eğeceklerdir.
Suriye halkına zulmeden, her gün Müslümanları kadın, çocuk, yaşlı demeden katleden Suriye Firavun’u Beşer Esed’in elinden Suriyeli mustaz’afları Şeytan Amerika ve avaneleri (yardımcıları, müttefikleri) kurtaramaz. Onları kurtaracak olanlar, Allah yolunda Allah için cihad eden mücahidlerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, mustaz’afların kurtuluşunu mücahidlerin cihadına havale etmiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir sahip/dost gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diye yalvarıp duran mustaz’afîn/zayıf ve zavallı bıraktırılmış erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşmıyorsunuz?” (en-Nisa 75) Her devirde Firavunların zulmü karşısında beceriksiz, sessiz/tepkisiz Müslümanların çapsızlığını, çaresizliğini mücahidlerin cihadı telafi eder. Mustaz’afların (zayıf bıraktırılmışların, hakları ellerinden alınmışların) kurtuluşu için cihad etmek, Allah yolunda Allah için yapılan cihad cümlesindendir. “Cihâd, Hakk’ın istediğini elde etmek ve Hakk’ın istemediğini defetmek için bütün gücünü ortaya koymaktır.” (Mecmûu’l-Fetâvâ (İbn-i Teymiyye), 10/192-193.) Bunun için diyoruz ki; modern puthanelerin demokrat ve liberal cengaverlerini putlarıyla birlikte tarihin çöplüğüne atmak, mücahidlerin azad kabul etmez görevleridir. Çünkü putları dile dolamak, Hz. İbrahim (as)’in sünnetidir. İbrahim (as)’in bu sünneti ihya edilmeden Nemrudların düzeninden kurtulmak mümkün değildir.
http://www.yeniakit.com/abdullah-sanlidag-47y.htm Genelde İslâm coğrafyasının özelde ise ülkemizin “demos”tan dem vuran namussuzlara yenik düşmemesi için cihad’ı çare edinmek mecburiyetindeyiz. Cihad ile gelen fetihlerin kıymetini bilmeli ve fetih ahlâkını kuşanmalıyız. Her fetihten sonra zemine inip toprağa yüz sürmeyi bilmeyenler, yarınki Firavunluklarını garantileyenlerdir. İmam-ı Kurtubî (Rh.a.) der ki: “Eğer kıtal ve cihad olmasaydı, her ümmet arasında mutlaka Hakk’a galip gelinirdi. Şayet cihad/kıtal olmasaydı, uğrunda savunma yapılan din diye bir şey kalmazdı.” (el- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’an/İmam Kurtubî, C:12, Sh: 70, Kahire/ 1967) Allahû Teala’nın katından gelmiş olan dinin yürürlükte olması ve yürürlükte kalması, Müslümanlar tarafından kesintisiz olarak cihad ibadetinin ihya edilmesine bağlıdır. Cihad, ibadet ve siyaset ayrılmazlığıdır. Cihad, politikacıların kavgasına feda edilemediği gibi, havale de edilemez. Firavunların mesleği politika; bugünü kurtarmak için yarını kundaklamaktır. Peygamberlerin mesleği siyaset ise; yarını inşa etmek için bugünü ihya etmektir!
Cihad’ın terk edildiği toplumlarda Allah’ın azabı umûmîleşir. Cihad’sız kalmış topluma Allah’ın umûmî azabı gelir ve masumu mütecaviziyle, zalimi de mazlumuyla beraber derbeder eder. Öyleyse umûmî bir belâya maruz kalmamak için topluca cihada sarılmak ve cihad’ı çare edinmek mecburiyetindeyiz. Cihad; fuzuli değil, farzdır. Bunu idrak eden azdır!







