Müslümanlarla gayr-i müslimlerin âmentü ortaklıkları yoktur
Müslümanları imanlarından sonra küfre ve kâfirliğe döndürmeye çalışan Batı, varlığını düşman edinmek üzerine bina etmiş bir kötülükler yumağıdır. Batının Vatikan önderliğinde yola çıkan Yahudi-Hıristiyan orduları, tarih boyunca giremediği kaleleri zapt etmek, ülkeleri ele geçirmek, maddi manevi yeni talan haritaları çizmek için bir dünya işgaline çıkmış durumdadırlar. Dinler arası diyaloglar, derin ittifaklar, gizli kardinaller ve içerden teslim alma çökertme operasyonları ile hedef Asya, hedef Ortadoğu, hedef Türkiye coğrafyasıdır. Hedef Türkiye coğrafyası çünkü Kardinal Newman’ın ta 19. yüzyıldan seslendirdiği gibi yeni haçlı seferinin kilit ülkesi Türkiye’dir. Türkiyeli Müslümanlar teslim alınmadan, Hıristiyanlaştırılmadan, Yahudileştirilmeden batının dünyayı işgal ve talan planları gerçekleşemez. Batı, İslâm düşmanlığı üzerinden kendi iç bütünlüğünü sağlama gayreti içerisindedir. Batı’nın hedefinde İslâm’ı, Müslümanları ve Müslümanların âmentülerini ortadan kaldırmak vardır.
Biz Müslümanlarla Gayr-i Müslimlerin asla ve kat’a âmentü beraberliği, ortaklığı yoktur. Müslümanların Âmentüsü saf ve berraktır. Müslümanlarla Gayr-i Müslimlerin âmentü ortaklığının var olduğunu iddia edenler, canımızda, malımızda, toprağımızda gözü olan Gayr-i Müslimlerin finanse ettikleri aramızda dolaşan Batının Şer Şebekelerine bağlı çalışan Şer güçleridir.
İslâm dinin temeli âmentüdür. Müslümanların âmentüsü tevhid esasına dayanır. Hıristiyanların âmentüsü ise teslis esasına dayanır. Bu gerçeği kulak ardı eden Yahudiler ve Hıristiyanlarla İslâm arasındaki farkın teferruatta olduğunu, âmentüde bir olduğumuzu zanneden eden bazı akide yetimleri şunu iddia ediyorlar: “İyice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesi ile Hıristiyan ve Yahudilerle âmentüde ittifakımız var. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz âmentüyü öne geçirmeyip de ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp, mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Hâlbuki temelde ittifak varken, teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir” Bu iddiayı ileri sürenler, İslâm’a ve Müslümanlara en büyük hakareti yapmakla birlikte en büyük iftirada da bulunuyorlar.
Genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde Yahudilerin ve Hıristiyanların taşeronluğunu yapanlar böyle iftiralarla Mü’minlerin imanlarını çalmaya, çarpıtmaya çalışıyorlar. Tehlike çok büyüktür. İman hırsızları mal hırsızlarına benzemez. Malınızı çalanlar sizi bu dünyada perişan ederler. Ama imanınızı çalışanlar sizi bu hem dünyada ve hem de ahirette hüsrana, zarara ve ziyana uğratırlar. Bakınız Yahudi ve Hıristiyanların inandıkları Allah ile biz Müslümanların inandığı Allah aynı değildir. Rabbimiz haber veriyor:
“Ve Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur.” dediler ve Nasraniler/Hıristiyanlar: “Mesih/İsa Allah’ın oğludur” dediler. Onların ağızlarıyla söylediği bu sözler, daha önce inkâr eden kimselerin sözlerine benziyor. Allah onları öldürsün. Nasıl da döndürülüyorlar.” (Tevbe Sûresi/ 30)
Görüldüğü gibi, Hıristiyan ve Yahudiler Allah’a inanıyorlar. Ama nasıl inanıyorlar? O’nun çocuğu olduğunu kabul ediyorlar. İslâm’da ise bu şirktir. İhlas suresi açık ve nettir. Şirk’in Allah’ın affetmeyeceği bir günah olduğu Kur’ân ayetiyle sabittir.. Ayrıca onlar bizim Peygamberimizi kabul etmiyorlar, Kitabımızı kabul etmiyorlar ama biz onları cennete sokabilmek için kırk takla atıyoruz. Bu bir imansızlık alâmeti değil mi? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) geldikten sonra Yahudi ve Hıristiyanların Peygamber Efendimize inanıp tabi olmadan Cennete girebileceklerini iddia etmek, Hz. Peygamberin Peygamberliğini inkâr etmekle eşdeğerdir. Bir Müslüman’ın “ehli kitabla (Yahudi ve Hıristiynlarla) âmentüde ittifakımız var’’ demesi için ya mecnun/deli olması ya da İslâm’dan çıkmış olması gerekir. Çünkü 1400 küsur yıllık Müslümanların tarihinde birçok hezeyanlar görülmüş olmakla beraber, böyle bir hezeyan hiç görülmemiştir.
Modernistlerden, Oryantalistlerden ithal edilmiş tereddütlerle, münazara ve münakaşalarla taammüden/kasten Müslümanları meşgul ettirenler, Müslümanlardan sayılmazlar. Çünkü bunlar da Müslümanları âmentüde Yahudi ve Hıristiyanlarla ortak kılmaya çalışıyorlar. Müslümanların imanlarıyla uğraşanlar, Müslümanların Hz. Peygambere, Hz. Peygamberin hadislerine karşı olan itimatlarını paramparça hale getirenler, Mezhep imamlarına, Buharîlere, Müslimlere karşı zanla, şüpheyle bakmalarını sağlamaya çalışanlar, âmentüde Yahudi ve Hıristiyanlarla ittifak edenlerdir. Bunlar, Müslümanların âmentüleriyle alay edenlerdir, Müslümanların âmentüleriyle oynayanlardır. Şunu bilelim ki; Müslümanlarla Gayr-i Müslimler arasında âmentü ortaklığı yokturlar. Müslümanlar sadece Müslümanlarla âmentüde ittifak ederler. Müslümanlarla âmentüde ittifak etmeyenler de Müslüman sayılmazlar.







