Müslüman kimliğiyle vatandaş kimliğinin çatışması(2)
Türkiye’de keyfî, küfrî ve cebrî olanlar, kendilerinin icad ettikleri “Vatandaş Kimliği” adına Müslüman halkın Müslüman kimliğine ipotek koydular. Kanunların gücüyle, dipçiklerin zoruyla “dininizin dediğini, dininizin emrettiğini değil, bizim ve batılı efendilerimizin dediklerini ve emrettiklerini yapacaksınız” dediler. Böylece Müslüman kimliğiyle Vatandaş kimliğinin çatışmasını, çarpışmasını sağladılar. Günümüz Türkiye’sinde Müslüman Kimliğiyle Vatandaş Kimliğinin çatışması bütün hızıyla devam etmektedir.
Fransız İnkılâb-ı Kebir’inden alınan ilhamın neticesi olan Vatandaş Kimliği, Müslüman halktan Müşrik insan çıkartma ve inşa etme projesidir. Bu projenin mühendisleri, gayr-i İslâmî kanunlarla idare olunmaya razı olan ve fiilen sevkü idare etme mevkiinde olan herkestir.
Müslüman kimliği; bütün zaman ve zeminlerde İslâm bağlısı Müslüman demektir. Yani Müslüman Kimliği; hayatın bütün kademe ve karelerinde “İslâm ne diyorsa doğru odur. Kanunlar nezdinde suç sayılsa da biz İslâm’a uyacağız” diye bilmektir. Müslüman kendisini ahkâm-ı İslâm ile mukayyet gördüğü müddetçe kimlik ve kişilik sahibidir. Vatandaş kimliği adına kendilerini İslâm’la mukayyet görmeyen, Vatandaş kimliği hesabına ve uğruna dininin değerlerini askıya alanlar, İslâm dininden istifa etmeyi göze alanlardır.
Bir ülkede “Dinimiz İslâm’dır” diyenler, kendilerini ‘Müslüman’ diye değil, “vatandaş”, ‘muhafazakâr’ diye tarif ediyorlarsa, o ülkenin istikbali pek yakında İslâm’ın, azınlıkların dini hâline geleceğini haber veriyor. Tabii ki, Müslümanların ülkesinde İslâm’ın azınlıklar dini haline gelmesi, kıyamet şiddetinde bir tehlikedir. Asrımız ve günümüz itibariyle Türkiye bu tehlikenin atmosferine girmiş bulunuyor. Bakınız “Türkiye’de iki kuşak sonra, İslâm, azınlıkların dini hâline gelebilir. Artık bu ülkenin İslâmî kesimleri, kendilerini ‘Müslüman’ diye değil, “vatandaş”, ‘muhafazakâr’ diye tarif ediyorlar! Oysa ‘muhafazakâr’lık, hem modernleşmenin, dolayısıyla sekülerleşmenin bir başka adıdır hem de muhafazakârlaşan İslâmî kesimlerin, daha savunmacı bir noktaya itilmelerinin zeminidir. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, muhafazakârlaşan İslâmî kesimlerin, toplumun ezici çoğunluğunu oluştursalar bile, fiilen ve zihnen azınlık konumuna sürüklenmeleri demektir. Şöyle ki: Modernliğin de, postmodernliğin de yegâne merkezî ve itici gücü, liberalizm biçimleridir. Liberalizm, aksiyon’dur; muhafazakârlık ise reaksiyon. Ama modernliğin / postmodernliğin içinden geliştirilen sekülerleştirici bir reaksiyondur muhafazakârlık. Liberalizm, değişimin ana motorudur; muhafazakârlık ise, liberalizm ve dolayısıyla sekülerleşme biçimlerine uyumlanarak liberalizmden onay alma biçimidir. Liberaller, toplumda azınlık, muhafazakârlar ise çoğunluk bile olsalar, liberaller değişimin yönünü, içeriğini ve omurgasını tayin ederler; muhafazakârlar ise, ‘yer kapmak’ pahasına bu değişime boyun eğerler.”
Cahili statükonun muhafazakârlığı, İslâm’dan bağımsız yaşamanın bayraktarlığıdır. Genelde dünyada, özelde İslâm topraklarında Müslüman birey ve toplumların hayatlarını İslâm ile tanzim edebilir konuma getirmediğimiz müddetçe Müslümanların kimlik ve kişilik kaybına uğramalarını önleyemeyiz. Müslüman olarak globalleşen dünyada kimlik kaybına uğramamak için, ulaşılması gerekli hedef; ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayatı İslâm’la tanzim etmektir. Hayatın bütün kademe ve karelerini İslâm’la mukayet hale getirmektir. Bilelim ve inanalım ki bu uğurda sarfedilecek her çeşit gayret, “çağın cihadı”na katkıda bulunmak anlamına gelecektir. Müslüman kimliklerine sahip çıkamayanların, Müslüman kimlikleriyle iftihar edip onu sahiplenip savunmayanları cinayetleri olur ama cihad’ları olmaz. Türkiye halkı Müslüman kalacak mı kalmayacak mı sınavını veriyor. Vatandaş kimliğini Müslüman kimlikten önde ve üstte tutanlar, Türkiye halkının Müslüman kalmamasına imza atanlardır. Şunu bilelim ki, “Vatandaşlık” tabiri, uyduruk bir tabirdir. Bize insanlığımızı ve Müslümanlığımızı unutturmak için uydurmuşlardır. Bizi bizden çalmak için çalışanlar, Vatandaşlık Kimliğini Müslüman kimliği yerine bize kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Biz önce insan sonra Müslüman’ız. İnsanlığımızla Müslümanlığımız ikizdir. Çünkü doğarken İslâm fıtratı üzere doğmuşuz. Örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav) böyle diyor: “Her doğan çocuk (İslam) fıtratı üzerine doğar” (Sünen- Tirmizi, “Kader”, 5; Sahih-i Müslim, “Kader”, 23). Bunun manası; insanlığımız Müslümanlığımız miktarınca, Müslümanlığımız da İslâm’a teslim olduğumuz miktarıncadır.







