Âmentülerinde arıza olanlardan âlim olmaz
Allah’ı bilmek ve birlemek anlamına gelen tevhid, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Tevhid’in hakkını vermek, Allah’tan başkalarının ilahlıklarını “Lâ ilahe” deyip toptan reddetmekle mümkündür.
Allah’ın dışında ilahlık iddiasında bulunanları uydurdukları ideolojileriyle, kanun ve yasalarıyla birlikte reddetmeyenler, Kelime-i Tevhid’in başındaki “Lâ ilahe” düsturunu haykırmayanlardır. Kişinin ilmi ne olursa olsun, rütbesi ve makamı ne olursa olsun, Allah’a karşı ilahlık iddiasında bulunanlara, tağutlara ve onların uydurduklarına “Lâ” demiyorsa, âmentüsü arızalıdır. Âmentüleri arızalı olanlardan zalim olur ama âlim olmaz!
Halkın hükmünü ve hâkimiyetini Allah’ın hükmünün ve hâkimiyetinin fevkine çıkaran ideolojik Demokrasiyi reddeden Müslümanları “Demokrasi şirktir” sakızını çiğnemekle suçlamak, âmentüleri arızalı olanların işidir. Demokrasi; Allahü Teâlâ’nın indirdiği hükümlere değil, insanların siyasi tercihlerine dayanan bir siyasi rejimdir. Çoğunluğa iktidar yetkisini kullanma, azınlığa da haklarının korunması şartı ile iktidara rıza gösterme prensibini tavsiye eder. Bu bir anlamda insanın kendi kendisini “Hüküm koyucu” ilan etmesini beraberinde getirir. Mesela “Mekke Döneminde” demokratik manada bir seçim yapılsaydı, Ebû Cehil ve taifesinin iktidara gelmesi kaçınılmaz olurdu. İslâm dininin emrettiği istişare ile demokrasi arasında bir münasebet yoktur. İslâm fıkhında istişare; hakkında kat’i nass bulunmayan konularda ilim ve rey sahiplerinin görüşlerinden istifade ederek en doğru kararı verme usûlüdür. Günümüzde demokrasi; hem bir siyasi rejim, hem “hakimiyeti kayıtsız ve şartsız insana tahsis eden” insanların savunduğu bir ideoloji haline gelmiştir. Diğer ideolojiler gibi, kuvvet ve kudret sahiplerinin hevâlarına göre keyfiyet değiştirebilmektedir. Hakkı ve hukuku değil, toplumu yönlendirebilen çevrelerin tercihini ön plâna çıkaran ideolojik demokrasi ile İslâm’ın temel hedefleri arasında önemli farklar vardır. İslâm’ın temel hedefi; insanların can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerini muhafaza etmek, hakkı ve hukuku korumaktır. İktidarın teşekkülünde, denetlenmesinde ve devredilmesinde insanların rızasını esas alan hilâfet rejimi de (bazı benzerlikler bulunsa bile) demokrasiden farklıdır. Hilafet sistemi Şeriatullah ile mukayyeddir. Kendilerini Şeriatullah ile, Dinullah ile mukayyed görmeyenler, halife de olsalar, parlamenter de olsalar, birer haydutturlar.
Tarih boyunca hüdaya tabi olan insanlar ile hevalarını ilâh edinen kimseler, birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Bu mücadelenin, kıyamet gününe kadar devam edeceği de sünnetle sabittir. İslâm âlimleri; dünya görüşleri ve inançları farklı olan gayrimüslimleri “dehriyye, seneviyye, felâsife, veseniye ve ehli kitap” olmak üzere, beş sınıfa ayırmışlardır. Muhakkak ki gayrimüslimlerin ortak vasıfları hevalarını ilâh edinmeleridir. İnsanların hevalarına dayanan dünya görüşlerinin (ideolojilerinin) ortak vasfı, şahsi kanaat, reel kültür ve kupkuru zan gibi unsurlara dayanmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un (as) kıssası beyan edilirken, şu hatırlatma yapılmıştır: “Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, kendilerinizin ve atalarınızın takmış olduğu isimlerden başkası değildir. Allah bunlara hiçbir sultan (delil) indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’a mahsustur. Allah kendisinden gayrisine ibadet etmemenizi emretmiştir. Hak din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf Sûresi/ 40) İslâm’ın yerine ve önüne geçirilen Demokrasi başta olmak üzere bütün ideolojiler tağuti özellik taşırlar. Bunları toptan reddetmeden iman tahakkuk etmez. İman etmeden ilim sahibi olanlar, âlim değil, zalim olurlar. Dinullah yerine Müslümanları başka şeylerle meşgul ettirirler.
Dinullah adına, iman adına Müslümanlara “Demokrasi bir şablondur. Onun içini siz dolduracaksınız” diyenler, Müslümanları abesle olanla meşgul ettirenlerdir. Çünkü Demokrasi Yunanlı Filozofların icad ettikleri bir ideolojidir. Yunanlı filozofların icad ettikleri ideolojilerin, şablonların, kavramların içini doldurma mesuliyetimiz nerden geliyor? Rabbimizin razı olup gönderdiği İslâm dininde bir eksiklik mi var? Kur’ân bizi uyarıyor: “Allah Kuluna Kâfi Değil mi?” (Zümer Sûresi/36) Behey şaşkın, behey gafil! Allah, Allah’ın kitabı, Allah’ın Peygamberi, Allah’ın şeriatı kuluna kâfi değil mi?
Demokrasi karanlık mağara adamının oyuncak putudur. Onunla ancak putperestler meşgul olurlar. Demokraside seçimler, “İlahlardan bir ilah beğenme”, “Tağutlardan bir tağut seçme” tercihinden başka bir anlam ifade etmez. Seçmenlerin tercihi Yüksek Seçim Kurullarının onayladıklarının dışında teşekkül etmez. Bu toprakların müktesebatına yüzümüzü çeviriyoruz. M. Hamdi Yazır (Rh.a.) feryad ediyor:: “Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından Rab olarak ittihaz edilen Rahip ve Hahamların yerini artık bugün Parlamantlar/milletvekilleri almıştır.” (Hak Dini Kur’ân Dili/M. Hamdi Yazır, C:1, Sh:2515, İst/ 1971)
Ashab-ı Demokrasi tarafından Demokrasinin üçyüz küsurun üzerinde tarifi yapılmıştır. Yapılan bu tariflerin hiç birinde vahiy yer almamış ve vahye yer verilmemiştir. Demokrasi vahye dayanmayanların dayanağıdır. Çünkü Demokrasi, bir ilahlar rejimidir. Ya; ilahım bir ve tek olan Allah’tır deyip ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde İslâm’da karar kılacaksın veya Allah’tan başka da ilahlarım var deyip, Demokrasiye kaçacaksın.







