Küfrün profesyonel takiyye kahramanları
“Ulus Devlet” adına, bir ümmet ve imamet projesi olan “Osmanlı Devleti”ni yıkarak Müslümanları emperyal güçlerin istekleri doğrultusunda değişime ve dönüşüme tabi tutanlar, küfrün profesyonel takiyye kahramanlarıdır.
İslâm topraklarında, “Biz de Müslümanız” diyenlerin eliyle başlatılan Batılılaşma hareketi, bir takiyye hareketidir. Türkiye’de Allah’ın dinini amir kılmaya çalışan Müslümanları takiyyecilik yapmakla suçlayan Kemalistlere şunu hatırlatmakta fayda vardır: “Eğer dediğiniz doğru ise; bu Müslümanlar takiyye yapmayı, sizin atalarınızdan öğrenmişlerdir.” Zira 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’nde yapılan yeminin metni şöyledir: “ - Makamı hilafetin ve saltanatın ve miletin istihlas ve istiklâlinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vahlahi!..” Allahû Teâla adına bu yemini yapanların, daha sonra hilafeti kaldırdıkları sabittir. Cumhuriyet rejiminin kurucusu Mustafa Kemal’in; Balıkesir hutbesinde “Kanun-i Esâsimizin (anayasamızın) ruhu, Kur’an-ı Kerim olacaktır” demesi de, müthiş bir takiyyedir. Bu noktadan bakıldığında görülecektir ki; Türkiye Cumhuriyeti Takıyye Cumhuriyeti’dir! Şimdi bu durumda Kemalistlerin “Biz Müslümanız. Müslüman olarak Kur’an’dan gayrisiyle idare olunmak istemiyoruz. Bu aynı zamanda inandığımız Kur’an ile idare olunma hakkımızdır” diyen Müslümanlara takiyeciler demeleri, tamamen kendi külahlarını Müslümanların başına koymaktan başka bir şey değildir.
İnsan haklarına yeterince riayet edilmediği, düşünce ve vicdan hürriyeti alanlarının yeterince geniş olmadığı, despotik, dayatmacı, “doğruyu sadece ben bilirim”ci anlayışların hâkim olduğu, hele bir de işin ucunda silahın bulunduğu toplumlarda “Takiyye” genel bir siyasete dönüşür.
Ciddiyetin toplumsal hasrete dönüştüğü İslâm topraklarında takiyye, Müslümanları Batılılaştırmak, başkalaştırmak isteyenlerin maskesi olmuştur. ABD’de yayınlanan ve Müslümanlara hakaret içeren bir film dolayısıyla Ortadoğu’da ayağa kalkan Müslümanları kınayan Türkiye Cunhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de ABD ve İsrail karşıtı hareketleri törpülediklerini ve gazlarını aldıklarını şöyle ifade ediyor: “Bizim verdiğimiz mesajlar var. Toplum bu mesajlara bakıyor. Sizin mesajınız yoksa ne oluyor? O zaman halk sokağa dökülüyor. Son on senede aşırılıklar törpülendi. Bir anlamda paratoner olduk, gaz aldık. Bunlar olmasaydı...” Hayat sahnesinde Müslümanları işlevselsiz kılmak, Müslümanları sosyal ve siyasal olarak “Uysal Koyun Mezhebi”ne dâhil eylemek, “Takiyye Kahramanlığı”nın aleni bir alâmeti olsa gerek. Cumhuriyet ile birlikte gelen takiyyeciliğin kesintisiz devam ettiğinin de bir itirafı!.. Düşünüyorum, taşınıyorum “Müslümanların Gazını Alan Gazi” olmanın övünülecek, iftihar edilecek bir yanı ve yönü var mı acaba? “Müslümanların Gazını Alan Gaziler”e umut bağlamış Niyazilerin gaflet uykusundan uyanmaları bizim en büyük niyazımızdır. Müslümanların diniyle, Müslümanların kişiliğiyle, Müslümanların kimliğiyle, Müslümanların şer’i oluşumlarıyla oynuyorlar. Asrın Firavunlarına bağlı birtakım âlim taslağı Bel’am’lar da görev almış bulunmaktadırlar. Altını çizerek diyoruz ki; İslâmî hareketi, ruhani ve ruhbani bir harekete dönüştürmenin derdine düşenler, İslâm’dan İslâm’a yabancı yeni bir din üretmeye çalışan din(i) dar âlimlerdir. Başka bir ifadeyle Bel’am’lardır.
İslâmî hareket, ruhani ve ruhbani olamaz. Çünkü İslâmî hareket Rabbanîdir. İslâmî hareketi ruhani ve ruhbanileştirmek için çaba ve gayret sarf edenler, içimizdeki Yahudileşenler ile Hıristiyanlaşanlardır.
İslâmî hareketin Rabbanî olmasını ve Rabbanî kalmasını sağlayacak olanlar, üretilen “vehim”lerin “tetik”lediği zalimlerin tarassutu altında dünya nimeti nâmına âdeta bir gün görmemiş ve İslâm davasını ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayata amir kılma uğruna zindanların dehlizleri kendilerine vatan olmuş meydan ulemasının izinde gitmeye çalışanlardır.
Allah’ın dini adına İslâm topraklarını işgal ve istilâ etmeye gelen neo-moğolların, neo-haçlıların ordularına ordu katanlar, müstevli harbi ve mürtedlerin kalabalığına katılanlardır. Buradaki neo kelimesinden maksat, yeni Moğollar, yeni Haçlılar yani Asrın Moğolları, Asrın Haçlılarıdır.
Allah’ın dini karşısında Ebu Cehil’in duruşu, bakışı, görüntüsü kimde, kimlerde tezâhür ediyorsa, Asrın Ebu Cehil’i odur, onlardır. Birileri de sık sık şu doğruyu tekrarlayıp duruyor: “Ebu Cehil ölmedi kıt’aları dolaşıyor!” Bırakın kıt’aları Ebu Cehil her gün içimizde dolaşıyor, kendi iktidar alanlarımızda yaşıyor. Çünkü asrımızda genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde Müslümanların kendi iktidar alanlarında (evlerinde, işyerlerinde, meclislerinde, meşreplerinde, vakıflarında) İslâm’dan gayrisi belirleyici hale gelmiştir. Müslümanların, belirleyici olma hakkını, İslâm’dan başka sistemlere, güçlere vermeleri küfre rıza cümlesindendir. Soruyorum; kendi iktidar alanlarına İslâm’ı hâkim kılamayanlar başka nereye İslâm’ı hâkim kılabilirler?







