--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kravatlı zangoçların feryadı/2

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Kulluk kitabımız Kur’an-ı Kerim, İslâmiyeti, İslâm dininin beşeriyetin hayatına getirdiği aydınlığı, üflemekle söndürebileceklerine kendilerini inandırmış olan kravatlı zangoçlar için;  “Arslandan ürkmüş yaban eşekleri” tabirini kullanmaktadır. Rabbimiz uyarıyor:

“Suçlu-günahkarları;
Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?
Onlar: ‘Biz namaz kılanlardan değildik’ dediler.
‘Yoksula yedirmezdik.
(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.
Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk’
Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.
Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;
Arslandan korkup-kaçmışlar.” (Müddessir Sûresi/41-51)
Kur’an’ın bu temsilinde Kur’an mesajı ve Muhammed (sav)’in tebliği arslana teşbih edilmek suretiyle, ne kadar güçlü olduğu anlatılmıştır. Arslan karşısında, hiçbir mukavemet gücü olmayan yabani eşekler nasıl çözülmekte ise, Rasulullah (sav)’i gören Mekkeliler de çözülmekte, yollarını değiştirerek kaçışı tercih etmektedirler; ama nereye kadar?... Kaçışları, Peygamber’den gelecek bir saldırı, maruz kalacakları bir şiddet korkusu değildir. Belki Nebi’nin bir bakışı bile kalplerini yumuşatır endişesidir. Şu halde, Peygamber’in yolundan gittiğini düşünen bir mü’min, insanları kişisel zaafları, kaba muamelesi, itici üslubu gibi nedenlerden değil de, etkileyici şekilde mesajı sunmasından dolayı kendisinden kaçılıyorsa, bunda sevindirici bir özellik olduğunu bilmelidir. Yine bu ayet-i kerimelerde Allahû Teâla ile yapılan anlaşmayı bozma, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesme, yeryüzünde fesat çıkarma belirtileri olarak şu durumlar yer almıştır:
Namazı terk etme,
Yoksulu doyurmama,
Batıla dalanlarla birlikte dalma,
Hesap ve ceza gününü yalanlama,
Öğütten yüz çevirme.
İşte bu özelliklere sahip olanlar, arslandan ürküp kaçan yaban eşeklerine benzetilmişlerdir. Yani  Kur’an’ı kabul etmeyip kendisinden kaçanlar, arslandan ürkmüş yaban eşeklerine benzerler. Burada arslan’ın kükremesini işitince korku içinde her yana kaçan yaban eşeklerinin tablosu ile yüz yüze geliyoruz. Tablo sert hareketli bir görüntüyü canlandırıyor. Bunun yanı sıra tablonun orijinalindeki yaban eşekleri yerine korkudan paniğe kapılıp kaçan insanlar konduğunda komiklik oranı daha da yükselir. Bir de düşünelim ki, bu adamlar korkuya kapıldıkları için, tehdit altında oldukları için kaçmıyorlar. Kendilerini insan olmaktan çıkararak yaban eşeklerine dönüştüren bu kaçışlarının sebebi bir uyarıcının kendilerine Rablerini ve geleceklerini hatırlatmasıdır, böylece o onur kırıcı ve komik durumdan uzak kalmalarına, o zorlu ve acıklı akıbetten paçayı kurtarmalarına fırsat hazırlanmasıdır. İşte adamlar bu kurtuluş fırsatının önünden bucak bucak kaçıyorlar. Ne kadar tuhaf değil mi?
Kur’an ile verilen Allah nasihatinden kaçan, onu dinlemek istemeyen budalalar öyle ürküp kaçıyorlar. Halbuki o zavallı hımar-ı vahşî (yabani eşek) kaçmaları bir naçarlık olmakla beraber yine tehlikeden kaçmaktır. Onda belki bir halâs, bir fayda melhuzdur. Öğütten kaçan bu budalalar ise tehlikeden değil, halâstan, halâskârdan kaçıyor faydalarını bırakıp helake koşuyorlar. (Hak Dini Kur’an Dili/ M. Hamdi Yazır, C: 8, Sh: 5467, İst/ 1971)
Kur’an’dan kaçanlar, Kur’an’ın toplum hayatında yegâne otoriter güç haline gelmemesi için kavga etmeye kalkışanlar, Kur’an’ın eğitim ve öğretimini engellemeye çalışanlar, haramları yaygınlaştırma derdine düşmüş  “Cümle Haramzadeler Partisi”nin mensuplarıdır.
Haramları himaye edenler, behemehâl hımarlaşırlar. İnsanlar Kur’an’ı okumasınlar, genç nesiller Kur’an ile tanışmasınlar diye memleket meydanlarında bağırıp çağıranların durumu, arslandan ürküp sağa sola kaçan yaban eşeklerinin anırmalarından farksızdır. Bunlar, bu ülkede Batı’nın batıl değerleri yürürlükte kalsınlar diye çırpınıyorlar. Bu ülkede İncil gibi bir Kur’an, Kilise gibi bir Cami, Papaz gibi bir İmam olsun diye çırpınıp duruyorlar. Bir nevi Hıristiyan Batının değerlerinin zangoçluğunu yapıyorlar. Şeytan   bunları görünce mukallidlerinin çoğaldığına sevinir.  Bukalemun bunları görünce yetenek kompleksine girer. Bunlar ruhlarını iblise teslim etmiş kimselerdir. Çünkü bunlar, karanlık dönemi kutsayan karanlık dönemin savaşçılarıdır. Şunu bilelim ki; en büyük karanlık küfürdür, putperestliktir, dokunulmazın etrafında toplanmak ve Hakka karşı onu tutmaktır. Buna karşılık iman, yani Allahû Teâla’ya bağlılık aydınlıktır.
Putlara sırtını dönmek, onları yüz üstü yere yıkmak, tağutların temsilcileri olan Firavun ve Nemrut’lara karşı çıkmak, onların ve benzerlerinin ilahlık sevdalarını kursaklarına tıkamak aydınlıktır ve bütün bunlar aydınlık savaşçılarının işleridir. Bu haliyle, insanları küfre götüren, putperestliğe sürükleyen, birer tağut olarak onları etraflarında toplayan ve onların insanlık onuru ile oynayanlar “karanlığ”ın temsilcileri olurken, insanları “bir olan, eşi ve benzeri bulunmayan, doğurmayan ve doğurulmayan, hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde her şeyin kendisine muhtaç olduğu” yaratıcıya çağıran, onları bu eşsiz yaratıcının kulluğunda toplayarak, onların insanlık onurunu kurtaran peygamberler ve âlimler birer aydınlık savaşçılarıdır. Peygamberlerin ve alimlerin aydınlık yolunda yürümeye çalışanları bir kaşık suda boğmak isteyen kravatlı zangoçlar, İslâm ümmetini ortadan kaldırmaya çalışan Allah ve Peygamber düşmanlarıdır. Şunda hiçbir şüpheniz olmasın ki; Allah’a harb açanlar, harap olmaya mahkûmdurlar.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle