Kravatlı Zangoçların Feryadı/1
İslâm topraklarında Emperyal güçler hesabına Müslüman kavimlerin beyinlerini yıkama faaliyetlerini başlatarak kültürümüzü, örf ve adetlerimizi yozlaştıranlara Zangoçlar ve Mankurtlar deniyor. Zangoç, kilisede çan çalan görevlilere verilen addır. Mankurt ise beyin sistemi yok edilen ve efendisinin verdiği her emri kayıtsız-şartsız yerine getiren kölelere deniyor. Asrımızda genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde ne zaman Kur’an eğitimi, Kur’an’a dayalı bir maarif sistemi ve Kur’an’a dayalı bir idare sistemi gündeme gelse, hemen bir ses, bir feryad yükselir. İşte bu yükselen ses, bu feryad, Zangoçlar ve Mankurtlar’ın sesi ve feryadıdır.
Zangoçlar ve Mankurtlar hususunda yapılan tahkik ve incelemelere göre, Milattan sonra Orta Asya’da yaşayan son derece gaddar ve acımasız olan Juan Juanlar kin bağladıkları ve esir aldıkları genç Kırgız savaşçılarını köle yapmak için mankurtlaştırma yöntemi uyguluyorlarmış. Mankurtlaşma yöntemine göre, esirin başındaki saç telleri tek tek kökünden çıkarılıyor ve yeni kesilen bir devenin derisinden bir bölümü esirin kan içindeki başına sımsıkı sarılıyormuş. Daha sonra yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye de bu esirler uzak ıssız bir yere götürülüp, elleri ayakları bağlı bir şekilde kızgın güneşin altında bırakılıyorlarmış. Güneşinde altında deri kuruyup büzüldükçe, esirin başını mengene gibi sıkıştırdığından acılar içinde kıvranan Kırgız esirlerin sağ kalanları da hafızalarını, kimliklerini kaybediyorlarmış. Böylece bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu artık bilmez. İnsan olduğunun bile farkında olmazmış. Bilinci, benliği kalmadığı için efendisine bağlı, ağzı var dili yok misali itaatli bir köle oluyormuş. İşte, asrımızda ortaya çıkan kravatlı Zangoçlar ve Mankurtlar da böyle. Onlar batı yamaçlarına sevdalanmışlardır.
Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ülkemizde iyi bir dünyayı iyi insanlarla kurmaya çalışanların uğultusu, Kravatlı Zangoçların kâbusu olmuştur. Hırsızlar toplumunda hırsız, katiller toplumunda katil olmayı telkin eden Kravatlı Zangoçların en büyük emelleri, herkesi kendileri gibi yapmaktır. Rabbimiz haber veriyor:
“Arzu ettiler ki kendilerinin küfre sapdıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız, onun için onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin, yok aldırmazlarsa o vakit bulduğunuz yerde kendilerini tutun ve öldürün, ve onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin.” (Nisa suresi/ 89)
“Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar cehennemliktirler ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara: 217)
Kravatlı zangoçlar; saltanatları “beleş”, karakterleri “kalleş”, gıdaları “leş” olanlardır. Onlar, kinden ve kirden meydana gelmişlerdir. Ellerinden gelse dinine teslim olmuş hiçbir Müslüman bırakmayacaklardır. Çünkü varlıklarını dinin ve dinden kaynaklanan Rabbanî değerlerin mahkûmiyeti üzerine bina etmiş kimselerdir.
Batı’nın batıl değerlerinin hizmetinde olanlar, kravatlı zangoçlardır. Afrikalıların söylediği gibi, “Kaplanların kendi tarihleri oluncaya dek, bütün av hikâyeleri avcıları övecektir.” Kravatlı Zangoçlar; Batı’dan duyduklarını tekrarlayan papağanlardır. Mehmet Akif Ersoy merhum bunları ne güzel resmetmiştir:
“Serseri: hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok;
Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok!
Şimdi Allah’a söver… sonra biraz bol para ver:
Hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder!” (Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Gonca Yayınevi, İst. 1987, Sh: 169)
Kravatlı Zangoçlar; İslâm coğrafyasında Vatikan’la kol kola girip yeni Haçlı ateşine sürekli odun taşıyan şarlatanlardır!
İslâm topraklarında Kur’an-ı Kerim’i mekteplerin baş kitabı yapmak gündeme geldiğinde laikliğe iman etmiş Demokrat sağcı ve solcu müşrikler; “devrimler deliniyor” feryadında birleşiyorlar. Bunlar, tabuların tabutlarında devrimlerin ebediliğini sayıklayan, kravatlı zangoçlardır. Bu kravatlı zangoçlara hatırlatacağımız şu hakikattir:
“İslâmiyet güneş gibidir üflemekle sönmez. Gündüz gibidir: göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.” (Mektubat/ Said Nursî, Sh: 401, İst/ 1958)







