İslâm’ın sahtesi olmaz
Yeryüzünde altının sahtesi olur, paranın sahtesi olur, insanın sahtesi olur. Dünyada her şeyin bir sahtesi olabilir. Ama İslâm’ın sahtesi asla ve kat’a olamaz. Rabbimiz uyarıyor:
“Kim İslam’dan gayri bir din (sistem, düzen, rejim, hayat tarzı) ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir.” (Âl-i İmran Sûresi/ 85)
İslâm coğrafyasında Tanzimat’tan bu yana, batı kültür ve kaynaklarına yakınlık başladıktan, batılılar ile daha fazla içli dışlı olduktan sonra sahte İslâm arayışları başladı. Cumhuriyet döneminden bu yana da İslâm’ın sahtesini icad edip benimsetme projeleri Müslümanlardan alınan vergilerle devre sokuldu. Âl-i Firavun’dan destur almış çağdaş Bel’am’lar, sahte İslâm icad etme projelerini elden ele dolaştırmaktadırlar. Rabbimiz uyarıyor: (“Ey insanlar! Rabbinizden sakının; bir günün korkusunu taşıyın ki, o gün ne baba oğlu adına ödeme yapabilecek, ne de oğul babası adına bir ödemede bulunabilecektir. Allah’ın verdiği söz doğrudur; sakın bu hayat sizi aldatmasın. O çok aldatan, sakın sizi Allah ile aldatmasın.” Lokman 31/33)
Kur’an-ı Kerim’in “Allah ile aldatma” tehlikesinden sakındırması, İslâm’ın sahtesinin asla ve kat’a olamayacağının ifadesidir. Modern din projelerini hayata geçirmek için Kur’an tefsirini vasıta edinenler, kendilerini ve başkalarını Allah’ın İslâm’dan beri kılıp kendilerine yeni bir din edinenlerdir. İbadetleri kendi çıkar hesaplarından ibaret olanlar, sahte İslâm anlayışlarıyla kendilerini ikna etmiş olanlardır.
Allahû Teâla’nın kendi kitab-ı kerîm’inde beyan ettiği İslâm’a bir kelime eklendiği veya İslâm’dan bir kelime fazla kabul edilip çıkartıldığı zaman, İslâm, Allahû Teâla’nın gönderdiği, hayata yegâne amir kılınmasını emrettiği, Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği ve yaşayarak tatbik ettiği din olmaktan çıkar. Müslüman olarak dine zam yapmak veya dinde iskontoya gitmek, İslâm’sız, iman’sız kalma kararının altına imza atmak demektir.
Hak dinden batıl bir din icad etme hevesine kapılanlar, ateş ile oynayanlardır. Müslüman, mütedeyyin aileleri bir araya toplayıp akıl baliğ olmuş genç kızlara türkü ve şarkı söyletmenin Allah’ın diniyle, Allah’ın kitabıyla bir alakası yoktur. Dinde olmayanı din adına işlemek, işletmek, dine karşı cinayet işlemek ve ehl-i dini din dışı işlere alıştırmaktır. Bunun vebali çok ağırdır. Bu işte ısrar etmek, küresel çapta İslâm’ın sahtesini icad etmeye çalışanlara katkıda bulunmaktır. Muhtelif ülkelerden genç kızları getirtip süsleyerek kendi ülkemizin türkülerini, şarklarını dilimiz ile belletmek dine hizmet değil, din ve dinden kaynaklanan değerlere sadakat noktasında hezimete uğramak ve uğratmaktır. Dil sevdası din sevdasının önüne geçtiği zaman dinin değerlerine sadakat kalmaz. Bu gönül dünyanın en güzel yerine yaz. Rabbimiz buyuruyor:
“Yoksa, Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.” (Şura Sûresi/ 21)
İslâm Allah’tan gelmiştir, Hz. Muhammed (sav) tarafından da öğretilmiştir. M. Hamdi Yazır (Rh.a.)’in ifadesiyle; “İslâm, vaz’ı ilahidir. İslâm’da vaz’ı ilahiyi bildiren delil dörttür. Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyastır. Bunlardan evvelki üçü müsbit ve dördüncüsü muhzirdir.” (Hak Dini Kur’an Dili (M. Hamdi Yazır) C:1, Sh: 88, İst/1971) Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha ölçülerine uymayan İslâm anlayışları sahtedir; batıl ve atıldır. Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet’e aykırı konuşanlara itibar edilmez. Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi insanlara din adına meşru kılmaya kalkışanlar, dinin sahibi olan Allah’a ortak olmaya kalkışanlardır. Din adına dine aykırı şeyleri söyleme ve işleme yetkisini kendilerinde, ekâbirlerinde, meşreplerinde görenler, dinin sahibine din hususunda ortak olmaya çalışanlardır. İşte böylelerinin çalışmaları, sahte İslâm icad etme denemeleridir.
“Kim İslam’dan gayri bir din (sistem, düzen, rejim, hayat tarzı) ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir.” (Âl-i İmran Sûresi/ 85)
İslâm coğrafyasında Tanzimat’tan bu yana, batı kültür ve kaynaklarına yakınlık başladıktan, batılılar ile daha fazla içli dışlı olduktan sonra sahte İslâm arayışları başladı. Cumhuriyet döneminden bu yana da İslâm’ın sahtesini icad edip benimsetme projeleri Müslümanlardan alınan vergilerle devre sokuldu. Âl-i Firavun’dan destur almış çağdaş Bel’am’lar, sahte İslâm icad etme projelerini elden ele dolaştırmaktadırlar. Rabbimiz uyarıyor: (“Ey insanlar! Rabbinizden sakının; bir günün korkusunu taşıyın ki, o gün ne baba oğlu adına ödeme yapabilecek, ne de oğul babası adına bir ödemede bulunabilecektir. Allah’ın verdiği söz doğrudur; sakın bu hayat sizi aldatmasın. O çok aldatan, sakın sizi Allah ile aldatmasın.” Lokman 31/33)
Kur’an-ı Kerim’in “Allah ile aldatma” tehlikesinden sakındırması, İslâm’ın sahtesinin asla ve kat’a olamayacağının ifadesidir. Modern din projelerini hayata geçirmek için Kur’an tefsirini vasıta edinenler, kendilerini ve başkalarını Allah’ın İslâm’dan beri kılıp kendilerine yeni bir din edinenlerdir. İbadetleri kendi çıkar hesaplarından ibaret olanlar, sahte İslâm anlayışlarıyla kendilerini ikna etmiş olanlardır.
Allahû Teâla’nın kendi kitab-ı kerîm’inde beyan ettiği İslâm’a bir kelime eklendiği veya İslâm’dan bir kelime fazla kabul edilip çıkartıldığı zaman, İslâm, Allahû Teâla’nın gönderdiği, hayata yegâne amir kılınmasını emrettiği, Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği ve yaşayarak tatbik ettiği din olmaktan çıkar. Müslüman olarak dine zam yapmak veya dinde iskontoya gitmek, İslâm’sız, iman’sız kalma kararının altına imza atmak demektir.
Hak dinden batıl bir din icad etme hevesine kapılanlar, ateş ile oynayanlardır. Müslüman, mütedeyyin aileleri bir araya toplayıp akıl baliğ olmuş genç kızlara türkü ve şarkı söyletmenin Allah’ın diniyle, Allah’ın kitabıyla bir alakası yoktur. Dinde olmayanı din adına işlemek, işletmek, dine karşı cinayet işlemek ve ehl-i dini din dışı işlere alıştırmaktır. Bunun vebali çok ağırdır. Bu işte ısrar etmek, küresel çapta İslâm’ın sahtesini icad etmeye çalışanlara katkıda bulunmaktır. Muhtelif ülkelerden genç kızları getirtip süsleyerek kendi ülkemizin türkülerini, şarklarını dilimiz ile belletmek dine hizmet değil, din ve dinden kaynaklanan değerlere sadakat noktasında hezimete uğramak ve uğratmaktır. Dil sevdası din sevdasının önüne geçtiği zaman dinin değerlerine sadakat kalmaz. Bu gönül dünyanın en güzel yerine yaz. Rabbimiz buyuruyor:
“Yoksa, Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.” (Şura Sûresi/ 21)
İslâm Allah’tan gelmiştir, Hz. Muhammed (sav) tarafından da öğretilmiştir. M. Hamdi Yazır (Rh.a.)’in ifadesiyle; “İslâm, vaz’ı ilahidir. İslâm’da vaz’ı ilahiyi bildiren delil dörttür. Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyastır. Bunlardan evvelki üçü müsbit ve dördüncüsü muhzirdir.” (Hak Dini Kur’an Dili (M. Hamdi Yazır) C:1, Sh: 88, İst/1971) Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha ölçülerine uymayan İslâm anlayışları sahtedir; batıl ve atıldır. Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet’e aykırı konuşanlara itibar edilmez. Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi insanlara din adına meşru kılmaya kalkışanlar, dinin sahibi olan Allah’a ortak olmaya kalkışanlardır. Din adına dine aykırı şeyleri söyleme ve işleme yetkisini kendilerinde, ekâbirlerinde, meşreplerinde görenler, dinin sahibine din hususunda ortak olmaya çalışanlardır. İşte böylelerinin çalışmaları, sahte İslâm icad etme denemeleridir.







