--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslâm’a mensubiyetin hakkını vermek

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Müslümanların imanları, hayatlarının tercümanıdır. Müslüman olarak hayatımızın imanımıza tercümanlık etmesi, İslâm’a mensubiyetin hakkını vermemizdendir. İslâm’da esas olan İslâm’a mensubiyetin hakkını vermektir. Rabbimiz buyuruyor:
“Ey îman edenler, Allahdan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, müslümanlar (olmak)dan başka (bir sıfatla) can vermeyin.” (Âl-i İmran Sûresi/ 102)
Dikkat edilirse, “Müslüman’ca yaşamak” ve “Müslüman’ca ölmek” ehl-i imanın iki vazgeçilmezi olup imanlarına sadakatlerinin alâmetleridir. Bu dünyada en şerefli iş; “Müslüman’ca yaşamak”, en şerefli rütbe de “Müslüman’ca ölmek” tir. Dil hanesinde mezarlıklar birer ibrethanedir. Ölmeden ölümü yaşamak ne şahanedir.
İslâm’a mensubiyetin hakkını vermek; Allahû Teâla’nın rızasına mazhar olmak için dünya nimetlerini hiçe saymak, davayı İslamiyyenin  hakimiyeti uğruna şahsî ikbalinden vazgeçmek, heybesindeki bilgi, sevgi, ilgi ve saygı  tohumlarını her iklimde yeşertmek için elinden gelen bütün gayreti göstermektir.
Yeryüzünün kalp merkezini, Mekke’den İstanbul’a, Buhara’dan Üsküp’e, Kahire’den Cakarta’ya kadar geniş bir coğrafyayı himayesine alarak medeniyetler inşa eden Müslümanların yeniden insanlığın umudu haline gelebilmeleri için; Lozan’ın kurallarından, Avrupa Birliği’nin kriterlerinden vazgeçip behemehâl Kur’an’ın ayetlerini, Medine’de yatan Rasûlüllah (sav)’in sünnetlerini ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayata amir kılmaları gerekir. Müslümanlar ancak bu şekilde insanlığın umudu haline gelebilirler. Bu minval üzere insanlığın umudu haline gelmek, İslâm’a mensubiyetin hakkını vermektir.
Müslüman olarak Müslümanların coğrafyasında “idare”nin “iradesi”ni Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine bağlamak, bağlayanlarla beraber olmak, İslâm’a mensubiyetin hakkını vermektir. İslâm, eskimez, pörsümez değerler kaynağıdır. İslâm kaynaklı bir hayat inşa etmek, İslâm’a aidiyetin ikna edici alâmetidir.
İslâm’a mensubiyetin hakkı, Allah yolunda Allah için adam olmaktır. Tabii ki Adam olmak, Âdem olmaktır. Âdem olmayanlar, Adam olamazlar. Âdem olmak, günahta ısrar etmeden tevbeyi geciktirmemektir. Müslüman oldukları halde tevbeyi geciktirenler, imanlarının hayrını görmeyenlerdir. İslâm’a mensubiyetin hakkını verenler, imanlarını hayrını görenlerdir. Yani İslam’a mensubiyetin hakkı, imanın hayrını görmek için bir şeyler yapmaktır. Mustafa Kutlu der ki;
“Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.
Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgara ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin.
Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazluma da payını versin.” (Hüzün ve Tesadüf, Sh:15)
İslâm’a mensubiyetin hakkı, her yerde ve her zaman İslâm’ın aynası olmaktır. Sahâbe neslinden Esmâ binti Yezid (Rh.anha)’dan rivâyet edildiğine göre o, Rasûlüllah (sav) şöyle buyururken işitmiştir: Rasûlüllah (sav):
“-Size en hayırlılarınızı haber vereyim mi?” diye  sordu.
-Evet, bildir Ey Allah’ın rasûlü! Dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav);
“- Sizin en hayırlılarınız, görüldükleri zaman azîz ve celil olan Allah’ın hatırlandığı kimselerdir.” (Sünen-i İbn-i Mace, Zühd: 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/ 409)
İstiğna duygusuna kapılmadan hepimiz kendi nefimize sormalıyız; insanlar bizi gördüklerinde kimi, neyi hatırlıyorlar? Biz görünümümüzle insanlara kimi, neyi hatırlatıyoruz? Bu hadis-i şerife göre hayırlı olmak ve hayırlı kalmak istiyorsak; görünümümüzle, söylem ve eylemlerimizle insanlar bizi gördüklerinde putları, liraları, dolarları, arabaları, rengârenk kravatları, yatları, katları, kul kaynaklı yasa ve anayasaları değil, Allah’ı, Allah’ın hükmünü, hâkimiyetini, şeriatini, ayetlerini hatırlamalıdırlar. Kendimizi bu konuma getirmemiz, İslâm’a mensubiyetin üzerimizdeki hakkıdır. İnsanlara “İslâm Birliği” yerine “Avrupa Birliği”ni adres göstermek, Müslümanları Allah’ın ayetleri yerine “Avrupa Birliği Kriterleri”ne alıştırmak, fazilet değil rezalettir; azabdır. Azabda izzet olmaz. Şunu bilelim ki; İslâm öğrenilerek bilinir yaşanarak tanınır. Öğrenilmeden İslâm bilinmez, yaşanmadan İslâm tanınmaz. İslâm’ın bilinmesini ve tanınmasını istiyorsak behemehâl İslâm’ı öğrenelim ve yaşayalım.
Müslüman olarak hayatın her karesinde ve kademesinde İslâm’a mensup olduğunu fark ediyor, ettiriyorsanız, Müslüman kimliğiniz ve kişiliğinizle varsınız demektir.  İslâm’a mensubiyetin hakkı, sadakatin dergâhında sabahlamaktır. Sadakatin dergâhından kovulanlar, yüreklerinin terkisine günahları koyanlardır.  
Müslüman olarak mezheblerimiz ve meşreblerimiz farklı olsa da hepimizin yolları buluşmaya, tanışmaya “Birr” ve “Takva” üzere yardımlaşmaya çıkmıyorsa, İslâm’a mensubiyetimizin hakkına tecavüz etmişiz demektir.  Şunu bilelim ki; bir Müslümanın en büyük mensubiyeti, İslam’a olan mensubiyettir. Bu mensubiyet, biz Müslümanları bütün zamanlarda ve zeminlerde kardeş kılan bir mensubiyettir. İslâm’a mensubiyet, ırklara, mezheblere, meşreblere mensubiyete benzemez. İslâm’a mensubiyet; ırklar, mezhebler ve meşrebler üstüdür. İslâm’a mensubiyet, ümmetin mayası, medeniyetin meşalesidir.
Genelde İslâm coğrafyasında özelde ülkemizde yıllar yılı haklı olarak şöyle söylendi: “Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, bir harf kâtipsiz olmaz, şu kâinat sahipsiz olmaz.” Bu söylem haklı bir aşamaydı ama eklenmesi gereken İslâm’a mensubiyetin hakkı olarak başka aşamalar da vardı. Şimdi sıra o aşamalarda. Şöyle ki; “İslâm denilen bu din devletsiz olmaz, devlet halifesiz olmaz, halife ümmetsiz olmaz, ümmet meşveretsiz olmaz, meşveret Medine’siz ve medeniyetsiz olmaz.” Şayet bugün bu ikinci söylemi birinci söyleme ekleyip sahip çıkmıyorsan; “Kur’an ittihad kitabı ama iktidar kitabı değil” der durursun. Bilerek veya bilmiyerek iktidar kitabının kurallarını koyan Firavunları, kralları sevindirir ve kalkındırırsın. Şunu bil ki; idare etmek değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar, kölelik mektebinde okuyanlar ve okutulanlardır.
Bilmeli ve inanmalıyız ki; Müslüman olarak modanın ve modernizmin bütün dayatmalarına rağmen dinimize ve dinimizden kaynaklanan değerlerimize sadakatımız, düşmanımıza atacağımız en büyük tokatımızdır.
İslâm topraklarında müstevli harbi ve mürtedlerin nefreti Müslümanların Müslüman’ca yaşama kalitelerinin yükseldiği ölçüde artıyor. Müslümanlığımızın kalitesini öylesine yükseltmeliyiz ki onların eli ayakkabımızın ökçesine ulaşamasın!  
 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle