İslâm coğrafyası Müslümanlara mezar olmadan emperyalistlere gülizar olmaz
İslâm coğrafyası, Müslümanların müşterek vatanıdır. Müslümanların müşterek vatanı, Müslümanların müşterek evleri gibidir. Müslümanlar kendi şahsi evlerini müdafaa ettikleri gibi, müşterek evlerini de Allah düşmanlarına karşı müdafaa etmekle mükelleftir. İslâm coğrafyası üzerinde Allah’ın indirdiği hükümleri çirkin bulup reddeden tağutların, firavunların hükümlerinin tatbik edilmesine asla ve kat’a müsaade etmemek, Müslümanların müşterek vazifelerindendir.
Müslümanların vatanı, İslâm coğrafyasıdır. Müslümanın vatanı, hayat kitabı Kur’ân’ı hayata hâkim kılabildiği ve merkezinde Kâbe’nin bulunduğu her yerdir. İslâm inancına göre potansiyel olarak bütün yeryüzü, Müslümanların vatanı olmaya namzeddir. ‘El’garb’u lenâ, ve-ş’şarq’u lenâ..’ Garb /Batı da bizimdir, Şarq/ Doğu da bizimdir.. Çünkü bütün mekânlar Rabbimizindir. Müslüman imandan, vatan Kur’ân’dan bağımsız değildir. Müslümanı Müslüman yapan kalbindeki imandır. Toprak, eğer üzerinde Kur’ân uygulanırsa vatandır. Rabbimiz buyuruyor:
“Onlar, haksız yere, sırf, ‘Rabbimiz Allah’tır’ demelerinden dolayı diyarlarından/vatanlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hacc Sûresi/ 40)
Dikkat edilirse, bu dünyada Firavunların, Nemrudların, Tağutların, ilahlık iddiasında bulunanların hüküm ve hâkimiyetlerine başkaldırarak “Rabbimiz Allah’tır” diyenler, vatansız değildir. Onları vatanları, üzerinde imanlarını yaşadıkları yerdir. Müslümanların yaşadıkları, üzerinde Allah’ın dinini müdahalesiz bir şekilde uyguladıkları topraklar, İslâm topraklarıdır. Tarih boyunca Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini kabul etmeyen, “Rabbimiz Allah’tır” yani “bizi yaratan, biz terbiye eden, bize hayat kanunlarını gönderen Allah’tır” demeyi suç sayan Firavunlar, Nemrudlar hep Müslümanları vatansız kılmak, Müslümanların vatanına hâkim olmak için çalışmışlardır. Dolayısıyla Müslümanların vatanları sürekli iki mühim tehlikeyle karşı karşıyadır: Birincisi dâhildeki mürtedlerin isyanı. İkincisi ise hariçteki harbilerin istilâsı. Müstevli harbi ve mürtedlerin istilâsına karşı İslâm coğrafyasını savunmak, Müslümanların azad kabul etmez müşterek asli vazifeleridir.
Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü topraklar, İslâm topraklarıydı. Osmanlı devletini yıkıp emperyalistlere peşkeş çeken örgütün adı “İttihad ve Terakki” idi. Buna kısaca “İT” diyorlardı. Bugün Osmanlı bakiyesi Türkiye’yi Askeri darbeyle Amerika’ya peşkeş çeken örgütün adına da “Paralel İhanet Çetesi” diyorlar. Bunun da kısa adı “PİÇ”tir. Düşünebiliyor musunuz Müslümanlar, iki yüz yıldır kendi topraklarında “İt”lerle ve “Piç”lerle uğraşıyorlar. Emperyalistler Osmanlı’dan devletçikler çıkardılar. Yüz yıl önce cetvelle çizilerek 51 devletçik çıkarılan Osmanlı toprakları, yüz yıl sonra aynı tasarımla karşı karşıya. Osmanlı Devleti’nin kapladığı alanda bugün 30 ülke ile birlikte, irili ufaklı özerk yönetimler de dâhil olmak üzere 51 yönetimin var olduğu söylenebilir. İslâm topraklarında yüz yıl aradan sonra yeniden başlayan “böl, parçala, yut” taktiğinin ardından bu kez daha güçlü ajanlar ve onların bağlı olduğu MI6, MOSSAD VE CIA gibi acımasız örgütler ve baronlar yer alıyor. Yani emperyalist devletler vardır. Emperyalist devletlerin hesaba katmadıkları Müslümanların kendi topraklarına sahip çıkmaları ve vatanlarını Allah’ın düşmanlarına çiğnetmemek için hayatlarını ortaya koymalarıdır. İslâm coğrafyası Müslümanlara mezar olmadan emperyalistlere gülizar olmaz!
Biz Müslümanlar tek halifeli bir ümmetiz. Dün hilafeti kaldıranlar bizi silmek için toprağa gömdüler. Bugünkü hayretleri tohum olduğumuzu bilmediklerindendir!
İman yüreklerde iktidar oldukça bu topraklar kahramansız kalmaz. Ne yazık ki bu topraklarda imanın kahramanları az. İmanın kahramanları muhabbet fedaileridir onların husumete vakitleri yoktur. Moğol istilâsı, Haçlı seferleri, Cihan harpleri, Askeri darbeler, Müslümanları vatansız kılıp köleleştirme girişimleridir. Şunu bilelim ki; nerede Müslümanlar varsa, orası İslâm coğrafyasıdır. Müslümanın vatan ufku; misak-i milli ile değil, Ahd-ü Misak ile mukayyeddir.
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen küresel katil Amerika ve NATO merkezli askeri darbe kalkışması, emperyalistlerin İslâm coğrafyasını gülizar edinme çabasıdır. Şunu bilelim ki; Ezan-ı Muhammedî okunmasının yasaklanması darbedir. On binden fazla camiin, mescidin, tekkenin, medresenin, taş mekteb binasının, imaretin, vakıf eserinin satılması veya kiraya verilmesi, tahrip edilmesi hep darbedir. İsviçre Medenî Kanununu tercüme edilip başına Türk Medenî Kanunu yazılarak zorla kabul ettirilmesi darbenin ta kendisidir. İslâm coğrafyasını emperyalistler için gülizar yapmaya çalışanlar, emperyalistlere adam kazanmaya “hizmet” dediler. Hizmet niyetiyle meydana inenlere hezimeti hibe ettiler!







