Işık Batı’dan değil Kur’an’dan gelir/1
Türkiyeli Müslümanlar olarak kucağımızda bulduğumuz veya kucağımıza kasten ve aniden bırakılan yanlışlardan birisi de, “Işık Batı’dan Gelir” yanlışıdır. Bu cümlede Batı, aydınlanmanın ve aydınlatmanın kaynağı kabul edilmiştir. Bu, tamamen Jön Türklerin ve İttihat Terakki eşkıyalarının ihanet psikolojilerinin günlük kültürümüze bir yansımasıdır.
Batı nedir ve neyi ifade ediyor? Batılı bir yazar olan Dawson’a göre özetle Batı’nın oluşumu şöyle olmuştur: Batı, Roma’ya dayanır. Roma Yunanistan’a dayanır. Yunanistan Mısır’a dayanır. Mısır ise Firavun’a dayanır. Hellenizm’i bir yana bırakacak olursak, ne Batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir. (Christopher Henry Dawson, Batının Oluşumu, İst/ty. sh.25.) Dolayısıyla Batı, tam bir Firavun’dur. Işık Firavun’un neresinde? Batıperestlik, Firavunluğa oynama, Âl-i Firavun’dan olma sevdasıdır. Batının tarihi karanlıktır. Batı dünüyle bugünüyle hep karanlığın temsilcisi olmuştur. Batı denildiğinde; Amerika, İngiltere, Fransa, İsrail, Rusya denildiğinde Firavun akla gelmelidir, insan haklarına ihanet akla gelmelidir. Amerika, İngiltere, Fransa, İsrail, Rusya ve avanelerinin iradelerinin geçerli olduğu, siyasetlerinin bulaştığı her yerde insanlığa ihanet, katliamlar, soykırımlar, talanlar garantilenmiş demektir. Batı’da insan hakları ifadesi ilk defa, 18. yy. sonları ve 19 yy. başlarında kullanılmıştır. Bu zamana kadar suskun kalışın sebebi batıdaki yönetim anlayışından kaynaklanmaktadır. 18. yy. da orta çağın kilise baskısından ve engisizyon mahkemesi kararlarından sıkılan toplumlar, suskunluğunu bozarak bu baskıcı gidişata baş kaldırmışlardır. Çünkü; Batı toplumunda bu döneme kadar insan hak ve hürriyetleri diye bir olaydan bahsetmek mümkün olmamıştır. Örnek vermek gerekirse; 12. yy.da Yunanlılar, insanlarının giyim tarzlarını, saç şekillerini hatta bıyık biçimlerini devlet eliyle belirlemekteydi. Medeniyetin beşiği olarak anılan İngiltere’de; 1215 “Magna Carta Libertatum” sözleşmesine kadar insanların hak ve hürriyetlerinden bahsedilememiştir. Bu bildirge İngiltere için bir ilktir. İngiltere’de 16. yy.a kadar kadınlar, İncil’e el süremez, murdar yaratık olarak değerlendirilirdi. 1805’li yıllara kadar da kadının köle gibi para ile satıldığına tarih şahitlik etmektedir. Fransa’da da durum bundan farklı değildir. 1789 ihtilaline kadar insan haklarından söz etmek hiç mümkün olmamıştır. Bu ülkede kadına kendi malı üzerinde tasarruf hakkı, ancak 1908 yılında tanınmıştır. 18. yy. da yayımlanan “Virginia Haklar Bildirgesi”ne kadar Amerika, İngilizlerin hâkimiyetindedir. Şimdi ise, modern bir ülke olarak insanlara hak, özgürlük ve hürriyet götürme adına sınır ötesi harekatlar düzenlemektedir!.. Halbuki, Amerika’da da durum yukarıda anlatılanlardan farklı değildir. Uzağa gitmeye gerek yoktur. En yakın örnek; 1970’li yıllara kadar, zencilere bilmem kaçıncı sınıf insan muamelesi yapılmasıdır. Elbette ki diğer batı ülkelerinde de durum bundan farklı değildir. Tabi ki örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tarihi süreç içindeki anlatılan bu örneklerle yetinip, günümüzde bütün şiddetiyle devam etmekte olan Batı vahşetine dikkat çekmek istiyoruz.
Müslümanların yaşadıkları ama dinlerini uygulayamadıkları, kulluk kitapları Kur’an’ı devlet yapamadıkları, hayatın amiri kılamadıkları Ortadoğu coğrafyasında, kan ve gözyaşı artık günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Afganistan kan ağlıyor, Filistin kan ağlıyor, Irak kan ağlıyor, Suriye kan ağlıyor, Mısır kan ağlıyor. Şeytan Amerika’nın öncülüğündeki batılı egemen güçler, İslâm topraklarındaki zengin petrol yatakları üzerindeki hâkimiyetlerini kaybetmeme savaşını veriyorlar. Onlar silahlarını ve ilaçlarını satıyorlar. Müslümanların da kanı akıyor, kanı akıtılıyor. Gün kanlı katillerin günü olmuş. Kendi çıkarlarını her türlü insani değerin üstünde tutan batılı çakallar, biz Müslümanları birbirimizden çalıyorlar.
Batılı güçlerin girdikleri ülkelerde insan değil, insanlık ölüyor. Eğer bir yerde devletin eliyle, kanunların gücüyle bir zulüm işleniyor ve insanlık bu konuda bir önlem almıyorsa, orada insanlık ölüyor demektir. Meselâ şeytan Amerika küresel bir mikroptur. Amerika her tarafa ölüm saçıyor. Amerika girdiği yere beraberinde ölümü götürüyor, kan ve gözyaşını götürüyor. Çünkü Şeytan Amerika ve avaneleri olan İngiltere, Fransa, İsrail, Rusya ile birlikte insanlık camiasının zalimler konusunda önlem almasına engel teşkil ediyor. Dolayısıyla Batı, bir karanlıklar yumağıdır. Kur’an’a rağmen Müslümanlar tarafından Batı’dan alınan her değer, her kanun, her kriter, insanlığın beynine, yüreğine ve bileğine vurulan bir esaret kelepçesidir.







