İmanı gündem edinmek
Kelime-i Tevhid, imanın ilan bildirisidir. Risalet ise bu bildirinin dilidir. İman, fikri ve ilmi bir çaba ile birlikte bunu aşan ve kalpte gerçekleşen iradi ve ahlaki bir kararın ve kabulün hem adıdır ve hem de andıdır. Müslümanlığın kalbi imandır. İman yara alırsa, iman bozulursa, Müslümanlık son bulur. Dolayısıyla Müslüman’ın vazifesi dikkate değer şeyler yazmak değil, yazdıklarıyla dikkatlerin iman üzerine yoğunlaşmasını sağlamaktır.
Müslümanların değişmeyen ve asla değiştirilemeyen günlük asli gündemleri imandır. İman bir dakika, bir saniye hatta bir salise kadar bile ötelenmeyi, ertelenmeyi kabul etmeyen bir gündemdir. Müslüman olarak bütün mekânlarda ve bütün zamanlarda gönlümüzdeki imanı güne ve gündeme taşımak, azad kabul etmez asli daimi görevlerimizin ilkidir. Rabbimiz uyarıyor: “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden sadece “iman ettik” demekle terk edileceklerini/bırakılacaklarını mı hesap ediyorlar” (Ankebut Sûresi/ 2)
İmanın beraberinde getirdiği imtihanlar yumağını hesaba katmayanların bütün hesapları asılsız ve geçersizdir. Bu âyet-i kerime diyor ki; Müslüman olarak gününüz ve gündeminiz kendi imanınız olsun. Hayatınızın amiri kendi imanınız olsun. Sizin ilk imtihanınız kendi imanınızdan olacaktır. İmanının imtihanını veremeyen bir Müslüman hiçbir imtihanı veremez.
Gündemlerinde iman olmayan Müslümanlar, günde beş sefer okunan ezanların makamlarından etkilendiler ama okunan ezanların içeriğinden habersiz yaşadılar. “Allahû Ekber” nidasını işitmelerine rağmen çağdaş Daru’n Nedve hükmündeki parlamentolarda Allah’ın şeriatına muhalif yasa ve anayasa belirleme yetkisinde kendilerinde bulanların da ekberliklerini onaylamakta her hangi bir beis görmediler.
İmansız gündemlerin yüreğinde fitneler gizlidir. İmansız gündemlerle meşgul olanların her biri bir fitne filizidir. Yüzyılımızın başında, Pakistanlı mütefekkir Muhammed İkbal, zihinlerimizi kategorize ederek hilal ve haçlı savaşına kodlanmışlığımızdan dolayı yeni tehlikeleri gözden kaçırdığımıza dikkat çekerek der ki: “Fikrime yoldaş ettim, salip ile hilali. Korkum şudur ki benim, günlerin yüreğinde başka bir fitne gizli!” Muhammed İkbal bu mısralarıyla imansız gündemlerin yüreklerinde taşıdıkları fitne filizlerinden bizleri haberdar etmiştir. Müslüman olarak içimizde açmış “Papaların Papatyaları”na dikkat etmeliyiz. “Papaların Papatyaları”ndan maksadımız; Müslüman ismin taşıyıp aramızda dolaşan “Gizli Kardinaller” dir.
Bir İslâm toprağında imanın muhabbet fedaileri olması gerekenler “Papaların Papatyaları” olmuşlarsa, o ülke Müslümanlarının kaybettikleri gündem, hiç şüphesiz imandır. İmanı olan bir âlim, bir hoca, bir vaiz, bir şeyh, “Allah Ğaybı bilmez, Allah kiminle evleneceğimizi bilmez” der mi? “Kadere iman etmek gerekmez” der mi? “Bizi Gayr-i Müslimler de idare edebilirler” der mi? “Din ayrı devlet ayrı” der mi? “Siyaset ayrı iman ayrı” der mi? Tahrif edilmiş Tevrat’a ve İncil’e iman etmiş ve; “Uzeyir Allah’ın oğludur”, “ İsa Allah’ın oğludur” diyen Yahudi ve Hıristiyanlara cennette yer arar mı? Memleketimizde sahih iman gündemden düşünce fetva makamına, tefsir dersinin rahlesinin başına “Papaların Papatyaları” geçti. Acıdır ama gerçek budur. Asrımızda genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde aramızda dolaşan “Papaların Papatyaları” eliyle ümmetin imanı çalınıyor.
İmanda harf hatası, hatta bir hareke hatası yapmak, Müslüman kişi için Müslümanlığını bitirip atmaktır. İman meselesi, bir harf, bir hareke kadar bile tavize gelmez. Müslümanların meselelerini, sorunlarını ele almadan önce ‘mü’min insanın imanını’ ele almamız gerekir. İman hassasiyetine sahip kılmadan topluma siyasetçi, davetçi, eğitimci diye saldığınız her Müslüman diplomalı da olsa, icazeneli de olsa potansiyel bir tehlikedir!
Güzel Müslüman olmamızın, iyi insan olmamızın ölçüsü, imanımızın gerekleriyle ne kadar uyumlu bir hayat sürdürdüğümüze bağlıdır. Günümüzde Müslümanların kendi aralarında “Uyumsuz Ferdler Koleksiyonu”na dönüşmeleri, imansız gündemlerin merkezlerini mesken edinmelerindendir. Müslümanlar olarak âmentümüzü bir bütün halinde hayat haritamız, imanımızın esaslarını da yol levhalarımız kabul etmedikçe kendi hayatımızı ve başkalarının hayatlarını kazaya uğratmaktan kurtulamayız. Allah yolunda Hz. Ebu Bekir olmamız, Hz. Ömer olmamız, Hz. Bilal olmamız, Hz. Ebu Zer olmamız, Meryem olmamız, Hacer olmamız, Asiye olmamız tamamen bir iman meselesidir, bir âmentü şuuruna erme meselesidir. Âmentü şuuru; hayata, sanata, mala, insana, şehvete, umuda, siyasete, zulme ve her şeye Allah’ın nazarı ile bakmaktır. Peygamberin minhacıyla kurtuluş çaresini aramaktır. Bu bakış elde edilmedikçe, bu nebevi minhac yöntem edinilmedikçe hiç kimse kimseyi oyalamasın, kimse gökten inecek bir Hz. Ebu Bekir, bir Hz. Ömer, bir Hz. Ebu Zer, bir Hz. Bilal, bir Hz. Mus’ab, bir Asiye, bir Meryem beklemesin. “Biz de Müslüman’ız” demelerine rağmen Âmentü şuurunu kuşanmayanlar, imanlarını gündeme taşımayanlar, Firavunların ehramlarına, saraylarına taş taşırlar.







