İman-ı billah uğruna ölenler kabirlere değil kalblere gömülürler
Kalbin şehrinde söz sahibi olan iman-ı billahtır. Kalb öyle bir ülkedir ki imanın yurdu. İmandan taviz vermeyeni kâfir vurdu. İmanda sayılmayacak kadar feyiz var. İman uğruna ölenin ardında mü’minler için binlerce iz var. Şehid; hayal adamı değil, hakikat adamıdır. Hayal değişse de hakikat değişmez. İnsanların gönüllerden ve gözlerden düştüğü bir devirdeyiz. Şehid; düşen adam değil, gözlerden gönüllere yürüyen adamdır. İnsan bir şeyini kaybedince değil, imanını kaybedince kaybolur.
Şehid; kalbin, kaderin ve ölümün hükmünde hata aramayan adamdır. O, nesli atinin atlısıdır. Hangi nedenle olursa olsun mazluma karşı zalimin sazını çalmaktansa ölümü kucaklayan adamdır. Şehidin tebessümü düşmanı öldürür, ölümü ise güldürür!
Şehid olmanın sermayesi sahih imandır. İmanı tükenmişlerden Şeyitler olur ama Şehidler olmaz. Ahirette öyle insanlar göreceğiz ki, şaşıracağız. ‘Dünya hayatında bize bunları Şehidler diye takdim etmişlerdi ama Şeyitlermiş’ diyeceğiz. Allah yolunda olmayan, Allah için Allah’a inanmışlarla birlikte İ’lay-ı Kelimetullah için savaşmayanlar, şehid olmayı hak etmeyen şehadetten uzak kimselerdir. Şehid, Allah için Allah yolunda iken ölen ve öldürülen kimsedir. Rasûlüllah (sav) buyuruyor: “Her kim İ’lay-ı Kelimetullah için savaşırsa o Allah yolundadır.” (Sahih-i Buhârî, İlim 45, Cihad, 15, Farzu’l-humüs 10, Tevhîd 28; Sahih-i Müslim, İmâre 150, 151; bk. Sünen-i Tirmizî, Fezâilü’l-cihad 16; Sünen-i Nesâî, Cihad 21; Sünen-i İbni Mâce, Cihad 13)
Coğrafyamızda, ülkemizde İ’lay-ı Kelimetullah için değil, kavmiyetçilik, ırkçılık uğruna ölenler vardır. Bunlara Şehidler değil de Şeyitler deyin ve geçin. İ’lay-ı Kelimetullah için çalışma yapılan her mekân şehidin mihrabı sayılır. Şehid; mukaddes emanete ihanet edenlerden hesap sormuş, Allah’ın davasının davacısı olmuş; hak bildiği yolda yalnız kalsa da mücadelesine devam etmiş; kimsenin olmadığı yerde ben varım demekten çekinmemiş ve benim olduğum yerde haksızlık, adaletsizlik, zulüm olamaz diyerek tavır almış ve mukaddes davada ölümün güzelliğini tatmış kimsedir.
Şehid; Allah’ın kelimesi olan Kur’ân-ı Kerim’in ferd, aile, cemiyet ve devlet hayatında itikadî, ibadî, ahlâkî, amelî, içtimaî, siyasî, idarî, malî, hukukî, adlî, sakafî/kültürel vb. alanlarda bütün hükümleriyle, bir bütün olarak ve tüm dünyaya şamil olacak, amir olacak şekilde hayata hâkim kılınması için çalışırken, savaşırken ölen kimsedir.
Şehid, kendi imanıyla meşgul iken öldürülendir. Kendini imanıyla meşgul etmeyeni şeytanlar işgal eder. Şeytanların işgallerine davetiye çıkartanlardan şehid olmaz
Şehid, Allah’ın inandığı kimselerdendir. Hayatta zor olan Allah’a inanmak değil, Allah’ın inanacağı adam olmaktır. İşte şehid budur. O kendisini Allah’a beğendirendir.
İman-ı billah uğruna ölüme giden her şehid manen döner der ki; “Ey münkirler… Ey müşrikler… Ey zalimler…. Sevinmeyin ben ölmedim ki… Ben mü’minlerin kalplerinde yaşıyorum…” Bakınız Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın elçilerinin yardımına gelirken şehid edilen Sahib-i Yâsîn’in seslenişini bizlere ulaştırıyor: “ Ona (şehid edilen Sahib-i Yâsîne) , “Gir Cennete” denilince, “Âh keşke kavmim, Rabbim’in beni affedip ikram edilenlerden kıldığını bilseydi” dedi.” (Yâsîn Sûresi/ 26-27) Şehidler, kendilerinden sonra gelenlere sayısız mesaj bırakırlar. Çünkü onlar kabirlere değil, kalplere gömülürler. Onlar iman-ı billah uğruna ölüme gittikleri için iman-ı billah’a teslim olmuş kalplerde yaşarlar. Şehidler, tıpkı yeşersin, meyve versin diye toprağın bağrına gömülen tohumlar gibi kalblere sevgi tohumu diye gömülürler. Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz iman edenler ve Salih amel işleyenlere Rahman bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Sûresi/ 96) Şehid; ümmetin kalbine, tarihin ruhuna ekilen bir sevgi tohumudur. Her mevsimde yeşerir ve her mevsimde meyvesini verir.
Şehid, bu dünyadan çekip giderken etrafını, arkasından gelen nesilleri imanın nuruyla aydınlatan asırların kandilidir. İman, seni Allah’tan uzaklaştıran her ne varsa ondan uzaklaşmandır. Velev ki bu devlette olsa.. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran devlet insanîleştirilmedikçe Allah’tan uzaklaşma ve uzaklaştırılma cinayetleri devam ediyor demektir. Bu nedenle diyoruz ki; devleti insanîleştirmek yerine ilahlaştırmaya çalışanlar, kadîm putperestlik geleneğini sürdürmekten vazgeçmeyenlerdir. Putperestlik geleneğini sürdürürken ölenler, öldürülenler şehit sayılmazlar.
Şehidler, iman-ı billah uğruna, İ’lay-ı Kelimetullah için ötelere açılan kapından geçen garip kullar. Onların kanlarıyla açılır ümmete yollar. Şehidler, karanlık ve karamsarlık bastığında ümmetin görünen ilk yıldızlarıdır. Onlar karanlık gecelerin değil, nurlu sabahların müjdecileridir. Çağın ve çağların firavunlarından izinsiz bir hayat yaşamak, şehidlerin yıldızları aratmayan izlerini izlemekle mümkündür.







