THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

İffet yobazları/2

02 Mayıs 2018 Çarşamba

İffet, iman ile bağdaşmayan sözlerden ve davranışlardan vazgeçmektir. Hayata imanın rengini yansıtmaktır. İffet, “insanın bedeni ve maddi hazlara aşırı düşkünlükten korunmasını sağlayan erdem”in adıdır. İffet, cinsellik alanında dar anlamda kullanılmaz. Zira bireysel ve toplumsal hayatta görülen tüm hasbi faaliyetlerin, iyi ve güzel alışkanlıkların temelinde geniş anlamda iffet eksenli ahlak anlayışı yatar. İffet, insanın hem bireysel, hem de toplumsal ahlakını ilgilendirir. Kadim ilim erbabı, iffetin dört temel ahlaki faziletten biri olduğunu kabul eder. Nitekim Ragıb el-İsfahani (ö. V/XI. yüzyılın ilk çeyreği) özetle diyor ki: “Mekârim-i şeriatın esası, nefsin ilim öğrenmek suretiyle temizlenmesi, iffet, sabır ve adaletin tatbik edilmesidir. Onun nihayeti ise, insanın hikmet, cömertlik, hilm ve ihsan ile donanmasıdır. İffetin kuvvet bulması kanaati doğurur. Kanaat ise başkasının malına tamah etmekten uzak tutar. İffet, açgözlülük demek olan ifrat ile neslin sürdürülmesine kayıtsız kalmak demek olan tefrit arasında orta bir durumdur. Ne var ki, iffetin şartları vardır: Bir şeyin daha fazlasını beklemek için iffet gösterilmez. Ayrıca toplum baskısı sebebiyle iffetsizlik yapma fırsatı bulamamak, karşı cinse duyulan soğukluk ve kayıtsızlık, sonuçtan korku ve endişe duymak gibi sebeplerle iffet gösteren kimse de afif diye nitelenemez. (Ragıb el-Isfahani, ez-Zeria ila mekarimi’ş-şeria, Dımaşk 2001, Sh: 38, 79, 218-219)

Asrımızda genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde laikçilik maskesine bürünerek iffet düşmanlığının yapılması, başlı başına bir yobazlıktır. Şunu bilelim ki; laikçilik, Müslüman halklara batı medeniyetinin içirmiş olduğu bir afyondur. Bu afyonu içmiş olanlar, bir daha İslâm ile idare olunmak istemiyorlar. Hayatta ne kadar iyi ve güzel değer ve davranış varsa onlara düşmanlık etmekten kendilerini alıkoyamıyorlar. Durmadan kadın hakları konusunda batıyı adres olarak gösteriyorlar.

Batı, kadına ihanetin kalesidir. İffetin katil edilişidir. Hayâ ve hicabın düşmanıdır. Çünkü batıda kadına eşya, meta muamelesi yapılmaktadır. Bakınız İngiltere’de eş satışı bir gelenekti.1780-1850 yılları arasında yaklaşık 300 kadın satıldı. Boşanmayı düzenleyen ilk kanun ise 1857’de yayınlandı ancak bundan önce ise bir evliliğin sona erdirilmesi çok zor ve masraflıydı. 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın ortalarında, İngiltere‘de, eşlerin satılması çok yaygın bir gelenekti. Satılmak istenen eş kocası tarafından halk pazarına veya hayvan panayırına götürülürdü, en iyi fiyattan satılmaya çalışılırdı. Kadınların boynuna, beline veya bileklerine yular takılır, müzayede boyunca sahnede tutulurlardı. Bu dönemde, eş satışı ile ilgili birçok dava açıldı, istisnasız her yıl gazeteler bu haberleri sayfalarına taşıdı. Tabi ki 1857 yılında boşanma kanununun çıkmasıyla da bu gelenek son bulmamıştır, 20. yüzyıla kadar devam etmiş ve 1933 yılında bir kadının, kocası tarafından 1 sterline satıldığı kayıtlara geçmiştir. Osman Nuri Ergin’in “Türk Maarif Tarihi, İst/ 1938” adlı eserinde 1930 Times Gazetesinden yaptığı tercüme nakillerde İngilizlerin şöyle ilanları var: Annemin yaşı şu, eşimin yaşı bu. Eşimi, annemi satıyorum. Fiat’ı şu kadar alan var mı? Kadını satmanın bir şartı var. Boynuna kullanılmamış tasma takılacak. O tasmayı takıp pazara getiriyorlar. Şimdi bunlar mı kadın haklarından bahsediyorlar?  Bunlardan mı kadınların haklarını öğrenmeliyiz yoksa “Kadın Allah’ın emanetidir” buyuran Hz. Muhammed (sav)’den mi?

 “Batının kadın hakları” ndan yola çıkarak İslâm’ı suçlamak, küresel hakikat düşmanlarına yenik düşmektir.“Millî Mücadele (Kurtuluş savaşı) yıllarında “Biz ileride kadınları ve kızları açıp saçağız” demiş olsalardı, millet onları parçalardı. Devletin, laik sistemin, TC resmî vesikaları vererek, cinsel muameleden KDV ve gelir vergisi alarak; yasal seks köleliğine izin vermesi, kadın haklarına, haysiyetlerine indirilmiş büyük ve öldürücü bir darbedir.”

İslâm dini, kadının miskali zerre kadar zulme uğramasına müsaade etmez. İslâm toplumunda iffetin en önemli alâmeti, helal dairesinin keyfe kâfi görülmesidir. Helal dairesini keyfe kâfi görmeyenler, kâfirlikten ve kâfirleşmekten kurtulamazlar. Toplumda zinayı ve fuhşu yaygınlaştırmakla iftihar edenler, iffet yobazlarıdır. İffet yobazı; “çağdaş” denen çöplükte besledi nefsini. Batı kaynaklı düzmece masallarla uyuttu Müslüman neslini. Onun için haysiyet, namus paradır. Gördüğü her hayâlı Müslüman onun kalbinde bir yaradır.

Uyan Müslüman uyan. Şu iffet yobazları; “Kaç asır, kukla gibi oynadılar seninle; o iffet âbidesi, bedeninle, teninle. “Leydi” tâcı taktılar, Batı’nın yosmasına; seni mahkûm ettiler, kölelik tasmasına.” Bil ve inan ki; Müslüman olarak iffet yobazlarıyla mücadelemiz kıyamete kadar devam edecektir. 

 

YORUM YAZ

  • Allah GörüyorAllah Görüyor6 ay önce
    Allah razı olsun sayın hocam. Ahhh bir de bildiklerimizle bir yaşayabilsek. Yalnız iffet değil tüm pisliklerden kurtulacağız. Yorumum size değil yarası olanlara sayın hocam. Ne de çok biliyoruz ama kendimize hiç bakmıyoruz. Af edersiniz aynı haltı yiyoruz ama birbirimize laf sokmaktan da durmuyoruz. HAİN SOYTARI, ÜÇ KAĞITÇI, ZİBİDİNİN ALASI OLAN FETÖYÜ GÖRSEK bir kaşık suda boğacakları bize yapılan yargısız infaz gibi bir suçlamayı bir de kendimiz birbirimize yapıyorsak sözün bittiği yerdeyiz.Birlikten kuvvet doğar ama bazıları BÖL PARÇALA YUT oyununa geliyorve birlik beraberliğimizi ortadan kaldırıyorsa ne yapılabilir. “Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir”(Hucurat, 49/12) Allah razı olsun hocam. Yanlış hata bir tane değil binlerce... Daha ne eksiklerimiz var. Sadece iffet olsa iyi de daha adımız gibi yaşamayı beceremiyoruz. Deveye sormuşlar : "Boynun neden egri?" Deve de "nerem dogru ki?" demiş. FETÖ DENİLEN ZİBİDİYİ SOYTARIYI HAİNİ SAHTEKARI GÖRSE BİR KAŞIK SUDA BOĞACAK İNSANLARA YARGISIZ İNFAZ YAPARAK ZORLA FETÖCÜ YAPIYORSAK HATANIN YANLIŞIN GIRLA SÜRÜP YAYILMASI NORMAL DEĞİL Mİ? İçimiz başka dışımız başka. Duruş ortama göre değişiyorsa kimi kandırıyoruz. Bu gün söylediğimüzi yarın inkarvediyorsak kime güveneceğiz. Böyle ortamda iffet kalır mı? Bukalemonluktan, üç maymunu oynamaktan vazgeçmek, kurtulmak zorundayız. Dünya nüfusu artıka insanlık ölüyor, iyilikten maraz doğar, acırsan acınacak hale gelirsin diye boşuna söylenmiyor. Gönüllerdeninsanlığı, merhameti, iyiliği bile SÖKÜP atıyor; bozuldukça bozuluyoruz. İNSANLIK ÖLÜRSE İFFET KALIR MI? Ağlanacak halimize bile gülüyoruz ya çok görme hocam. Kıyamet alametleri, fitnenin son sürat ortalığı birbirine kattığı ortamdayız. Güvenin kaybolduğu, şüphenin ve sui zannın tavan yaptığı ortamdayız. Yine de çıkmayan candan ümit kesilmez. laf çok yapılan hata da çok ise İFFET KALIR MI? Başkalarında hata aramadan önce kendi hatalarımızı görsek ve düzeltsek hocam, daha iyi olmaz mı? Allah ( C.C. ) uyarıyor: Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla KAVRAMAZLAR; gözleri vardır, onlarla GÖRMEZLER; kulakları vardır, onlarla İŞİTMEZLER. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.(A'raf Suresi 179). Ne de çok biliyoruz. Ama insan değil duvarsak, dini kendimize uyduruyorsak, adımız gibi olma yerine dünyaya kazık çakıp gökdelenlerle başımız dönüyorsa, camilerimiz çoğalıp içi boş kalıyorsa, kısaca kula kulluk için sanki ölürcesine yaşıyorsak, takım tutar gibi yanlış bizdense önemli değil, bizdense yanlış, görme yoluna devam deyip üç maymunluk işimize geliyorsa, söz konusu vatansa bize dokunmuyorsa deyip yağ gibi üste çıkarak altta kalanın canı çıksın diyorsak, GEREKİRSE VATAN İÇİN YAŞIN YANINDA KURUYU YAKACAKSIN yalnız bu siz olmayacak kim olursa olsun diyeceksin, yahudi sözü olan acımasızlık sözünü de dillerden düşürmeden ACIRSAN ACINACAK HALE GELİRSİN, ACIMAYACAKSIN (sanki yahudinin Filistinli kardeşimize yaptığı gibi), kime masum olan Allah(C.C.)'tan başka torpili olmayan garibana yapacaksın, ... daha saymakla bitmeyen yanlışlarımıza tam gaz devam ediyorsak, kitap yüklü merkepten ne farkımız var? Böyle ortamda iffetsizlik artmaz mı, iffet kalır mı? CHP den ne farkımız var. SESİMİ DUYAN VAR MI DİYORUM, SUİ ZAN TAVAN ya kötülemek için neyin ne olduğunu bilmeden suçlayıcı hazır cevap. Çamurun biri gelsin diğeri gitsin. Hem de fetö denilen zibidiyi soytarıyı eline geçirse bir kaşık suda boğacak insanlara zorla fetöcü damgası vurmak, zorla fetöcü yapmak. Sanki devir değişti. Müslümanlığın adı var, yaşayışı ağızlarda. Sözde Müslümanlığı kimseye bırakmayanlar sui zanna gelince tavan yapıyor, hüsnü zan çoktan gömülmüş. Allah aşkına siyaset insanı bu kadar duyarsız nasıl yapabilir? At çamuru yan gel yat. Sırf AKPARTİM zarar görmesin diye ihraç olduğumu yakınlarıma, komşularıma bile söylemedim. Yanlışlıkla AKPARTİMe laf söylenmesin, kötü konuşulmasın diye... Ben bu kadar ince düşünürken üstelik BAŞÖRTÜ ZÜLMÜ görmüş iken iftira sonucu olduğunu sanıyorum insanları zorla fetöcü yapmak neyin nesi? Neyi bekliyoruz? Neredeyse 2 yıl olacak hiç bir suçun olmayacak, adamımız olmadığı için gariban ve masum olduğundan olsa gerek sesimizi duyan olmayacak. Bunun adına da ADALET diyeceğiz. Suçluyla suçsuzu ayırmak bu kadar zor mu? Bir de kendimize bakmaz başkalarına ders veriyoruz ya şaşıyorum. İnşallah geç kalmayız. Biliyoruz ama yanlışa da devam ediyoruz. Allah devletimize zeval vermesin. Allah şehitlerimizden gazilerimizden razı olsun. Oyum cumhur ittifakına olacak ama hakkımı helal etmeyeceğim. Mahşer de hakkımı bana bu zulmü yapanlardan almak istiyorum. TORPİL DEĞİL YALNIZCA ADALET İSTİYORUM. YOKSA ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM. Eğer çok şey istiyorsam sizlerden özür dilerim. Üç maymunu oynamaya devam edin. Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Yusufların görevi zaten sabretmek değil mi? Sabretmeye devam. Allah yar ve yardımcımız olsun. Yaşanmış sıradan bir hikaye bile nasıl bozulduğumuzu gösterebiliyor: Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi. Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi. Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi. - Alo… kızım, nasılsın? - İyiyim anne. Ne oldu? - Sana bir sürprizim var. - Sürpriz mi? - Evet. Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş… - Eee kimmiş? - Kim olduğu sürpriz. Fakat onu, senin almanı istiyorum. - Ben mi? - Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum. - Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen!? - Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir. - Amaaan. Peki peki… Nasıl tanıyacağım? -Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim. O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak. - Tamam anne, tamam… - Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum. Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim. - Hemen darılma, tamam dedim ya… - O nasıl tamam demekse… Neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim. Genç kız, izin alıp çıktı. Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını fark etti. Arkadaşlarıyla hep paralı, lüks eğlence yerlerine giderlerdi. Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü. Köylü kadın çekinerek seslendi; - Afv edersin kızım, bir şey sorabilir miyim? "Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu. - Ne var, adres mi soracan! Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı; - Hayır kızım, başka bir şey soracaktım. - Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister. Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü. "-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu. Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü. Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü; - Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla… Fakat ağlamaya benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı? Kadın dayanamadı; - Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! - Oooo... laf yapmayı da biliyormuş. -Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim. Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi. Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi. - Merhaba kızım, Zeynep Teyzen nerde? - Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dilenmek için gelmiş biriymiş. - Allah Allah! Giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı. Genç kız bir an durakladı. -Küçük bir kız mı? - Evet. - Anne! Biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi? - Kültürsüz değil ama zengin değil. - Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme. - Köyden gelen kadına ne denir ki! - Oh… iyi iyi, köylü kadınları karşılamaya beni gönderiyorsun. - Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. "Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım." dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı. -Ne istiyormuş? - Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek. - Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım? Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı; -Kızım, sen bebekken biz köydeydik. - Eee… - Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri, atları, tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim. -Evet, hatırladım. - O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık. - Herhalde şimdi anlatacaksın… - Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rûzgâr bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rûzgâr bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler her yeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu… - Niçin ? - Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! Baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı…
  • kemalkemal6 ay önce
    iffet sadece kadına has bir olgu değildir. erkeklerin de iffetli olması gerekir.. hatta erkekler kendilerine sahip olursa toplumda ahlaksızlık kalmaz. erkekler geneleve gitmezse genelevler otomatik olarak kapanır. erkek aldatmazsa zatenkadın tek başına fuhuş yapamaz..