Haramzâdeler haramsız yaşayamazlar
Yeryüzünde hevâlarını ilâh edinen hakk’ı inkâr edip hukuku hafife alan bütün ideolojik kadrolar, haramdan servet edinme sevdasına düşmüşlerdir. Haramlara düşkünlük, cehennemi garantileyen bir düşüklüktür. Haramın peşine düşmüş düşükler, her adım başı bir cinayet işler. Toplumun canileri, haramdan servet edinme sevdasına düşmüş haramzâdeleridir.
Bir toplumda haramlar et kemik haline gelmişse, o toplumda iktidar haramzâdelerin eline geçmiş demektir. Haram, haramzâdelerin varlık ve sağlık sebebidir. Şeriatullah’ın meşru görmediği bir mal hangi yoldan elde edilirse edilsin haramdır. Haramı yemek için uydurulmuş kılıfların, çıkartılmış yasaların, dayatılan kuralların Allah katında hiçbir değeri yoktur. Allah katında değeri olmayanın değeri yok ki insana değer kazandırsın.
Küresel Emperyal sistem, Türkiye’de haramların ve haramzâdelerin hayatını garantilemek için harekete geçmiş bulunuyor. IMF’nin Faiz lobisini korumak ve kollamak amacıyla Türkiye’ye gönderdiği “ekonomik mesih”ler işe yaramayınca bu sefer Küresel Emperyal Sistem yerli taşeronlarını azgınlık ve taşkınlık yapmaları için meydanlarda bir hareket oluşturmaları için çalışıyor. Bu harekete katılanlar, “el- Küfrü Billah/Allah’ın varlığını, hükmünü ve hâkimiyetini inkâr” da karar kılan karanlık kalabalıklardır. Ülkemizin meydanlarını işgal ve istilâ etmeye çalışan “Karunların Mankenleri” tarafından doğrudan doğruya teslim alınmak, tahakküm altında tutulmak ve hayatın tüm alanlarından silinmek istenen Müslüman kimliğimiz, İslâmî değerlerimiz, ibadet ve şeairlerimiz/sembollerimizdir. Ülkemizde “Anıtkabir Tapınak Şövalyeleri”, haçlı atalarının akıl karıştırma taktikleriyle hareket ediyorlar.
“Laik-Kemalist statüko”ya iman etmiş sağcı ve solcu müşrikler, nasıl ki Müslümanlar “İ’lây-ı Kelimetullah” için harekete geçiyorlarsa onlar da “İ’lây-ı Kemalist-Laik Statüko” için harekete geçmiş bulunuyorlar. Tağutların, Firavunların, Azmanların yolunda savaşmak müşrik ve münkirlerin, Allah yolunda Allah için savaşmak da mü’minlerin vasfıdır. Rabbimiz buyuruyor: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse evliyau’ş şeytan/şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” (Nisa Sûresi/ 76)
Haramdan servet edinmek için çırpınan “Anıtkabir Tapınak Şövalyeleri”, bu ayet-i kerime’de gündeme gelen “tağut yolunda savaşanlar”a tekabül etmektedirler. Bunlar günah işlemekten korkmayan, haram mal yemekten çekinmeyen haramzâdelerdir. Türkiye’de “Anıtkabir Tapınak Şövalyeleri” hayat sahnesine çıktıkları günden bu yana müstaz’afların kanları ve terleri ile beslenmektedirler. Her adım başında bir haram işlemek peşindeler. Haram kendilerine kan ve can olmuştur. Bunları durdurmak için, bunlarla baş etmek için Yusuf (as) gibi çileyi azığı, kimsesizliği alınyazısı eylemiş, Allah ile güçlenmiş bir gençliğe ihtiyaç var. Yakup’un, Yusuf’a olan sevdasıyla yüreğini beslemiş, Yusuf’una meftun, Yusuf-suzluğa kör kesilen bir Yakup misali sadece helal lokmaya sevdalı bir nesle ihtiyaç var. Bu neslin bu husustaki vasfı hakkında Ömer bin Hattab radıyallahu anh diyor ki: ‘Biz, harama düşme endişesinden dolayı, helalin de onda dokuzunu terk ederdik.’ (Abdürrazzak, Musannaf, 14683) Haramın azabına, helalin de sevabına sevdalanmak, Ashâb-ı Kiram’ın yolunda olmaktır. Haramzâdelerin aklandığı bir ülkede acil ihtiyaç, Kur’an’la aklanacak akıldır. Kur’an’la aklanmış aklı bulamayan, Haramzâdeleri alkışlamaktan vazgeçmez.
Helal lokma kavgasını verenlerin alın terlerinin mezarı olan haram, haramzâdelerin ortak sevdasıdır. Bizden önce yaşamış Salihlerin ortak tespiti “Paranın haramı ya zinaya, ya da bina’ya gider” şeklindedir. Haram kavgası verenler, kendilerini ve ülkelerini ateşe verenlerdir. Haramları himaye edenler, behemehâl hımarlaşırlar. Hımarlaşanlar, emperyal güçler sırtlarına binsinler diye yaşarlar. Haramlara dayalı sosyal ve siyasal organizasyonlar, kurum ve kuruluşlar helala sevdalı olanların eliyle tarihin çöplüğüne atılmadan haramlarla hayatlarını sürdüren haramzâdelerden kurtulmak mümkün değildir.







