--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hakikatin tekrarlanması

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
4

Müslüman insan, hakikat insanıdır. Kalbi imanlı, dudakları dualıdır. Bilindiği gibi, doğar doğmaz ağlarız. Arkasından kulağımıza ezan okunur. Ölürken de şahadet getirir ve hak sözle çenemizi kapatırız. Son söz, bütün hayatımızın aynı zamanda bir özetidir. İlk sözü ağzımız, son sözü hayatımız söyler. Ağzımızı ve hayatımızı hakikate bağlarsak, batıldan da bağımızı ve bağlantımızı kesersek, kurtuluşu garantileriz.

İnsan sözünün altında gizlidir; insanları tanımak istiyorsanız, onları biraz konuşturun. Hakka dayalı hakikat sözler, toprağın altındaki tohum gibidirler; bahar gelince mutlaka filiz verirler. Bahar, muhatabın güler yüzü ve hakikatli sözüdür.

Başkalarına söz söylerken, o sözü kendimize söylüyormuş gibi ağzımızdan çıkarmalıyız. Bu durumda karşımızdakiler, sözümüzün sıcaklığını fark ederek bize yumuşak karşılık verirler.

Gönlünde kelimelere bahçe kurmayan, onları tevhid suyuyla sulamayan insandan edep ve edebiyat davacı olur. Gönül fırınında sevgiyle pişmemiş sözlerle edebiyat yapmaya kalkışanlar, edebin ve adabın katili olurlar. Sırf hak ve doğru konuşmak yetmez. Hakkı hak tarzda ve güzel bir üslupla ifade etmiyorsanız, siz de haksızlardan sayılırsınız. “Usul, esasa mukaddemdir” demişlerdir. Yani tarz ve usul maksattan önce gelir. Maksad haktır, tarz ise hakkın söylenme makamı ve şeklidir. Yanlış usul; hak gayeyi hakka ulaştırmaz. Hakkın usulü de hak olmalıdır. Said Nursî (rh.a.) der ki: 

“Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir.” (Mektubat/Said Nursî, Sh: 265)

Söylediklerimizin imanımıza hizmet edebilmesi için, söylediklerimizin hak ve hakka uygun olması lazımdır. İnsanın her söylediği hak ve doğru olmalıdır. Ama her hak ve doğruyu her yerde ve herkese söylemek, makam ve zaman bakımından doğru olmayabilir. Hak ve doğru, zatı itibari ile her zaman hak ve doğrudur. Hayatta her sözün bir makamı vardır. Vaktinde ve makamında söylenmemiş hak söz, söyleyenden davacı olur.  

Hain pusularda gezinen hayat, hakikate teslim olmadıkça bulmaz rahat. İslâm hak, hakikat dini, bağrında barındırmaz hiçbir haini. M. Akif Ersoy der ki:

“Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: 

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”

Hakikati tekrarlamaktan usanmayınız. Hakikat güneş gibidir; güneş usanmaz her gün yeniden doğar.  Güneşin doğmadığı gün kıyamet kopar. Güneşin her gün doğmasından usandım diyeni karanlık boğar.

Rahman Sûresi’nde insanlar ve cinler için yaratılan nîmetlerin sayıldığı cümlelerin ardından gelen ve otuz bir defa tekrar edilen:

 “Öyle iken Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?” âyet-i celilesi, kullara gaflet perdelerini aralatarak, ilâhî nîmetleri itirâf ile şükür vazifesini hatırlatmaktadır. Ayrıca Rahman Sûresi’ndeki otuz bir defa gelen bu tekrardan alacağımız en büyük ders, bıkmadan, usanmadan bir hakikati gerekirse aynı harflerle, aynı kelimelerle otuz bir defa tekrarlayacağız. Hakikati bir sefer dahi seslendirmeye ve dinlemeye tahammülü olmayan modern zamanların yorgun mantığın fecrini bekleyen Müslümanlarının insafına bırakılsa; hemen diyecekler ki otuz bir sefer aynı harflerle, aynı kelimelerle “Öyle iken Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?” sorusunu tekrar etmenin bir anlamı yoktur deyip otuz tanesini sileceklerdir. Bir hakikatin birkaç sefer tekrarlanmasına itiraz edenlerin, dinlemek istemeyenlerin ahmaklığı, her gün güneşin doğmasına itiraz eden ahmakların durumu gibidir. Bunlar hakikat karşısında havalı davranan heva ehli kimselerdir. Bilindiği gibi, Arapçada Heva ile Hava kelimeleri aynı kökten gelmektedirler. Heva dibe çökmek, Hava ise yukarı çıkmaktır. Aynı kökten gelen bu iki kelime bizlere şu muhtemel mesajı vermektedir: Havada olmak, orada kalmak zordur, emek ve çaba ister, havaya kapılmanın sonucu hevadır yani diptir. Bir hakikatin birkaç sefer tekrarlanmasına ve sürekli gündemde kalmasına itiraz edenler, esfel-i safilinin dibinde yer alan dinde ve imanda nasibi olmayan kimselerdir. Hakk’a inanmış ve hakikati kuşanmış olan Müslümanın kalbi denize benzer, dil sahil gibi durur. Bir gerçek var ki, denizinde ne varsa, sahiline o vurur. Kur’ân bütün zamanların ve mekânların kitabıdır. Zamanın ilerlemesiyle gençleşir. Kur’ân’ın hakikatlerini tekrarlamaktan kaçınan kişinin mü’min kalması güçleşir. Hakikati tekrarlamayı israftan sayanlar, Allah ile savaşırken aynı zamanda şeytan ile barışırlar. Hakikati tekrarlamaktan ve gündemde tutmaktan ötürü; “siz hâlâ aynı yerde misiniz ve aynı şeyleri mi savunuyorsunuz?” diyerek bizi suçlayanlara diyoruz ki; evet aynı yerdeyiz. Çünkü iman ettiğimiz Kur’ân’ın âyetleri ve Peygamberin sünnet ve sireti değişmedi ki biz de değişelim. Hakikat aynı hakikattir. Eskiyen hakikat değil, fani olan insandır. 

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Maaşallah

10 Ağustos 2022 14:57

Çok üzerinde tefekkür edilerek okunacak yazılar tazmaktasınız. Rabbim ilminizi ve ömrünüzü artırsın. Âmin.!

Merhaba

10 Ağustos 2022 14:50

"Her zaman doğru söyle; ama her doğruyu her zaman söyleme."

Orhan İnan

10 Ağustos 2022 11:16

AKICI BİR ÜSLUP İLE KALEME ALDIĞINIZ YAZILARINIZ UYARICI VE TESKİN EDİCİ. ELLERINIZE SAĞLIK.

ADİL

10 Ağustos 2022 09:49

HOCAM AĞZINA SAĞLIK İNANIN Kİ YAZILARINIZI BİR HEVESLE OKUYORUM VEDE BEĞENİYORUM ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN HOCAM YAZILARINIZDA BİZ MÜSLÜMANLARI YAPMIŞ OLDUĞUMUZ HATALARIMIZI ÖRNEK VEREREK AÇIKLAMANIZIDA İSTERİM

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle