Ferman firavunlarınsa meydan Müslümanlarındır
Bil ki; İslâm ümmetinin istikbal ve istiklali “Meydan Uleması”nın ortaya çıkmasına bağlıdır. Ulemasını çağın Firavunlarına çaldırmış olan Müslümanlar, çalınmaya mahkûmdurlar.
Emir sultandan/ekâbirden olunca, kabullenmenin, hikmetinden sual olunmuyorsa, Firavunların fermanlarına feryad etmenin bir anlamı kalmamış demektir. Sormaya, sorgulamaya, düşünmeye düşman olanlar, düşmeden düşünmeyenlerdir. Düşünmeyi düşüşten sonraya erteleyenler, beyinlerini şirk rüzgarlarıyla üşütenlerdir.
Allah’tan başkasından korkanlar, korku kralına tapanlar, âlim de olsalar Allah’ın dinini temsil, tebliğ ve tatbik edemezler. Onların böyle bir hakları da yoktur. Rabbimiz buyuruyor: “Onlar ki Allah’ın risaletlerini/gönderdiklerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar, Allah’dan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter.” (Ahzab Sûresi/39) Allah’ın gönderdiklerini tebliğ etmek yerine Avrupa’nın emrettiklerini bize tebliğ edip duyuranlar, bizi dinimizden, imanımızdan koparıp düşmanlarımıza bağlamaya çalışanlardır.
Musa’sız kalmış toplumların Firavunları bol olur. Firavunlara karşı meydanlara inmeyen, sahte ilahlara yol olur. Eğer bir gün toplumun Musaları ellerine alırlarsa asalarını, yerle bir ederler Firavunların yasalarını. Bütün mesele Firavunların egemen oldukları beldelerde Musaların kendi asalarını bulmaları ve ellerine almalarıdır.
Bir memlekette Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini hiçe sayanlar, Müslümanların değerleriyle alay edenler, bizzat Müslümanların elleriyle, destekleriyle iktidar ve muktedir olmak istiyorlarsa, o memleketteki Musalar ya tükenmiş veya sinmişlerdir. Ancak Firavunlar karşısında sinmek, Musaların ahlâkı ve karakteri değildir. Musaların davası iman davasıdır. İman; Allah’a baş eğmek için Firavunlara baş kaldırmaktır. Firavunlara baş kaldırmayanlar, Allah’a baş eğemezler. İnsanlık tarihi bunun şahididir.
Hayat; ileriye bakmakla yaşanır, geriye bakmakla anlaşılır. Zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeplerini, vesilelerini ve sonuçlarını tahlil etmekle sınırlı olan ilme, “İlm-i Tarih” denilmektedir. Ancak İlm-i Tarih izafi bilgilerden hali değildir. Her insan gibi tarihçinin de kendine göre tercihleri vardır. İslâm’ın hâkim olmadığı ülkelerde tarihin hazırlamasını sağlayan güçlerin “resmi yorumlarını” da beraberinde getirdiği bilinmektedir. Dolayısıyla tarih kitaplarında geçen bilgileri tahlil ve tahkik etmeden Kur’ân ayetleri, Peygamber hadisleri gibi kabul etmek doğru değildir.
Müslüman olarak meydanlarımız; geçmişin mirasını, hayatın gerçeklerini ve geleceğin ümitlerini seslendirme mekânlarımızdır. Hilafet-i Şeriyyeyi ilga edenler, ümmet olarak bizleri Modern Ulus Devletçiklerinin coğrafi hududları dahilinde kalmaya ve birbirimizden habersiz yaşamaya mahkûm ettiler. Şunu bilelim ki; Modern Ulus Devleti esas alan anlayışlar batıdan transfer edilmiş putperest anlayışlardır. Algıları ve anlayışları putperestliğe dayananlardan put dikmekten ve putlara tapmaktan başkası beklenemez. Bu nedenle diyoruz ki; bu dünyada kimileri put yontar taştan ve kimileri de put olmuş baştan!..
Müslümanları idama mahkûm eden, İslâmî hayatı sınırlamayı ve sıfırlamayı amaçlayan Firavunların fermanlarına karşı meydanlara inmek, protesto kültürünü mahkûm etmektir.
“Kuvvetli olan daima haklıdır” sloganına dayanan politikalar, Firavunların fermanlarından sayılırlar. “Politik bir hedefe ulaşmak için, her hürlü hileye ve şiddete başvurulması mubahtır” diyen Niccola Machiavell, adeta farkında olmadan “Çağdaş Uygarlığın Amentüsü”nü hazırlamıştır. Asrımızda el-Hilafetü Raşide/Raşid Halifelik yerine ve önüne geçirilen bütün Modern Ulus Devletler, “Çağdaş Uygarlığın Amentüsü”nün gereğini “yapmaya çalışıyorlar. Çünkü Modern Ulus Devletler, politik hedeflerini gerçekleştirmek için vatandaşlarını idam etmeyi, katletmeyi amentülerinin gereği bilirler. Çünkü zulme ve zalimlere başkaldıranları ezmek, sindirmek, ürkütmek, korkutmak, Firavunların daimi karakteridir. Rabbimiz haber veriyor: “Onlar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar hep böyle yaparlar.” (Neml Sûresi/ 34)
Batmaya mahkûm olan Batının harp akademilerinde halklarını köleleştirme derslerini alan ve eğitimlerini tamamlayıp katliamlara imza atan yöresel ve bölgesel firavunları tarihin çöplüğündeki yerlerine atmak, Müslümanların müşterek görevlerindendir.
Müslümanların iradelerine ipotek koymaya çalışan dinsiz ve sonsuzlara, kötülüğün idaresine ve kötülerin idareciliğine evet diyen omurgasızlara geçit vermemek, Firavunların fermanlarına isyan cümlesindendir.
Hükümlerin kaynağını akılla sınırlandıran, bilimi putlaştıran ve dinullah’ı ferdin vicdanına hapseden siyasi akımlar, firavunların fermanlarıyla harmanlanmış olan akımlardır. Böyle akımların iktidar ve muktedir oldukları ülkelerde can, mal, akıl, nesil ve din emniyeti olmaz. Dinin, aklın, neslin, malın ve canın firavunların fermanlarıyla zayi edildiği toplumlarda çare-i şer’i temekkün şartlarının oluşmasından sonra zulmü icrada Allah’a baş kaldırmaktan çekinmeyen çağdaş firavunların karşısında kıyam meydanlarını mesken edinmektir.
Firavuni düzenlerde kıyam meydanları, kıyamet meydanına imanı olanların ayağa kalktıkları hak ve hukuk meydanlarıdır. Kıyam; hak için, hakikat için, ehl-i hakikatin şeref ve namusu için ayağa kalkıp firavunlardan hesap sormaktır.
Kıyam; firavunların karşısında Musaların yanında olmaktır. Firavunların karşısında Musalarla birlikte Hablullah’a tutunmaktır. Müslümanlar hükmüllah üzere hududlah dâhilinde İ’lay-ı Kelimetullah için özde ve sözde bir olup; “Firavunların fermanları varsa, biz Müslümanların da kıyam meydanları vardır” diye haykırmadıkları müddetçe firavunlar Müslümanları idam etmekten, katletmekten vazgeçmezler.
Müslüman olarak firavuni bir düzende yaşıyorsanız kıymetinizi kametinizde, kametinizi de kıyamınızda arayınız. Kıymetsiz, kametsiz ve kıyamsız kalmışsanız, sizin kıyametiniz kopmuş demektir. Bu durumda karın tokluğuna firavunlara kölelik etmekten başka işiniz olmaz.







