--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Edebimiz şerefimizdir (2)

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Edeb, mü’minin tükenmeyen sermayesidir. Nasıl ki Müslüman’ı Müslüman eden imanı. Aynı şekilde edep ve söz insan eder insanı! Hz. Ebu Bekir (R.a.) der ki: “Ya söyleyecek sözü olmalı insanın, Ya da susacak Edebi!..”

Edeb, İslâm’a teslimiyetin gücüdür. Edebi kaybetmiş insanlar ve toplumlar güçsüzdürler.  Bakınız Harun Reşid zamanının padişahıydı. Mülkünün çokluğu ve ülkesine ait olan toprakların genişliğinden dolayı, üzerinden yağmur bulutları geçince, “ey bulutlar istediğiniz yere yağmur yağdırın, onun haracı bana gelecektir”, diyordu. Yani bu bulut nereye yağmur yağdırırsa yağdırsın, o Harun Reşid’in ülkesine tâbi topraklara yağmur yağdırmaktadır. Bununla birlikte Harun Reşid, Suriye’de Fırat Nehri üzerindeki Rakka’da yaşıyordu. Abdullah bin Mübarek (r.a.) Rakka’ya geldi. Bilindiği gibi Abdullah bin Mübarek (Rh.a.) kıymetli âlimlerden ve salihlerin büyüklerindendir. İnsanlar onun Rakka’ya gelişini duyunca bütün Rakka halkı onu karşılamaya çıktı ve onu müthiş bir şekilde karşıladılar. İzdihamın büyüklüğünden orada bir toz bulutu yükseldi ve insanların ayakkabıları parçalandı. Harun Reşid’in hanımı, sarayın penceresinden insanların Abdullah bin Mübarek’i (Rh..a.) nasıl karşıladıklarına bakıyordu. Kocasına şöyle dedi; “Ey Harun, işte mülk budur, yani mülk senin mülkün değildir, insanlar sana gücünden ve cezandan korktukları için saygı duyuyorlar, fakat Abdullah bin Mübarek’e (Rh..a.) sevdiklerinden, ilim ve edebine saygı duyduklarından dolayı ilgi duyuyorlar.” 

Müslümanlar hayatlarında namazı önemsedikleri kadar edebi önemsememişlerdir. Oysa ki dinde namaz beş vakit, edep ise yirmi dört saat farzdır. Edep olursa derman erişir derde. Mü’min değer kazanır her yerde!

Edep, mü’min olarak yüzünü kıbleye çevirenin hayatını da kıbleye çevirmesidir. Edep cenneti kucaklamak, edepsizlik ise cehennemin kapısını açmaktır.

Edep, mü’min kişinin her şeyini kaybetmesine rağmen insanî duygusunu kaybetmemesidir. Edebin tükendiği yerde insanlık görünmez. Edep, insanlığın sırtına vurulan iman mührüdür. Kişide edep silinirse insanlığı da silinir. “Hz. Âdem ile Şeytan arasındaki fark ‘Edep’tir. İnsan ile hayvan arasındaki fark ‘Edep’tir. Kur’ân’ı baştan aşağı oku ‘Edep’tir!”

Edep ve edebiyat sahibi olan enbiya varisidir. Çünkü edep, Peygamberlerin müşterek mirasıdır. Edep dersi vermeyen Peygamber yoktur. “Edep ağır bir yüktür. Herkes gücü oranında edep taşır. Edep güçtür, güç edeptir. Edepsiz olmayın, Edep ‘siz’ olun...”  Rasûlüllah (sav)’in sünnetine ve siretine bağlı kalarak İslâm’ı Allah’ın muradına göre anlamış olan her mü’min, kendi başına bir edep abidesidir.

Mektepleri Âdâb, dersleri Edep olanlar, dertlerine derman bulanlardır. Edep, sesini değil, sözünü yükseltmektir. ‘Eliyle yaptığı hayrı diliyle zayi’ etmemek için kavl-i leyyin ve kavl-ı ma’rufu kuşanmaktır. Rabbimiz uyarıyor: “Ey iman edenler! İnsanlara gösteriş olsun diye malını infâk eden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi; sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmek sûretiyle boşa çıkarmayın.” (Bakara Sûresi/ 264)

Edep, medeniyet yoludur. Zalimlerin karşısında mazlumların yanında olma ve mazlumları savunma kararıdır. Engelleyemediğiniz zulmü ifşa edip insanlara duyuruyorsanız, edebi kuşanmışsınız demektir. Edep; zalim ile mazlum, âlim ile cahil farkını fark ettirmektir. Şunu bilelim ki; “İslâm Ebû Cehil’e sövme dini değil, Ebû Bekir yetiştirme dinidir” Ebu Bekir yetiştirmeyen Müslümanlar, dinden irtidad eden mürtedlerin isyanlarına yenik düşmeye mahkûmdurlar. Hayatta mürtedlerin en büyük başarıları, yaptıklarına ikna ettiklerini kendileri gibi mürted yapmalarıdır. Bu ülkede edebe ve edebiyata karşı darbe yapanlar, “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaşta” diyerek herkesi kendileri gibi yapmaya çalıştılar. 

Medeni olmanın şartı edep ise, medeni kalmanın şartı da edebiyattır. Edep ile edebiyatı savaştıranlar, bedevileşen mürtecilerdir. Onların hüküm sürdüğü yerde ne medeniyet olur ve ne de medeni olunur.

Söylediklerimiz edeple mukayyed değilse, anladıklarımızdan bize sevap çıkmaz. Edepte sevap arayan Müslümanların sayısı pek az. Edep, Müslüman insan için hem sevaptır ve hem de sevdadır.

Toplumda pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkanlar, edep hassasiyetini hayata taşıyanlardır. Siz kendinize inanmakta yoruluyorsanız, siz henüz şerefinizi edebinizden alma şerefine nail olmamışsınız demektir. Edepsiz yaşamak, şereften istifa etmektir.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle