Dinimiz siyasetimiz, siyasetimiz dinimizdir
Biz Müslümanları siyasetsiz kılmak isteyenler, bizleri dinsiz kılmak isteyenlerdir. Çünkü biz Müslümanlar dinimizden gayrisiyle idare olunamayız. Müslümanları dinleriyle idare etmeyenler, Müslümanların kendi dinleriyle idare olunmalarına müsaade etmeyenler, Müslümanların dinleriyle idare olunma zeminini hazırlamayanlar, Müslümanları dinsiz bırakmaya gayret edenlerdir.
İslâm topraklarında Tağuti sistemler ya “zer”le, ya “zen” le ya da “zor”la ümmeti kendilerine müptela etmiş ve alternatifsiz oldukları bilincini zihinlere yerleştirmişlerdir. Zer/altın, dünya metaı, Zen/kadın, şehvet, Zor/kuvvet, tahakküm, zorbalık. Bunlar Firavunî düzenlerin Müslümanları avlamak için tasarladıkları bütün zamanların ve mekânların tuzak ağlarıdır. “Daha iyisi yoktur” diyerek çok ilahlığa dayanan demokrasiyi alternatifsiz bulup tercih edenler, İslâm’ın varlığını unutanlardır. Çok masum bir soru soruyoruz: Şayet insanlar demokrasi ile mutlu ve kutlu olacaklarsa zaman ne diye Allahû Teâla Kur’ân’ı, İslâm’ı gönderdi?
Kendi diniyle ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde idare olunmak isteyen ve bunun için çalışan her Müslüman siyasetçidir. Müslüman’ın siyasetle işi olmaz demek, Müslüman’ın İslâm diniyle işi olmaz demektir.
Müslüman olarak inancımız o ki; dinimiz tek ve hak olduğundan dinimizin bizi götüreceği menzil de tek ve haktır. Ancak biz Müslümanları dinimiz İslâm’ın bizi götürmek istediği tek ve hak menzil yerine, politika mevzilerine yerleştirenler, bize en büyük kötülüğü edenlerdir. Dinimizden kaynaklanmayan ve dinimize bağlı kalmayan, dinimizin topluma amir olmasına hizmet etmeyen siyaset bizim işimiz değildir. Ama dinimizden kaynaklanan, dinimize bağlı ve bağımlı olan, dinimizin ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde amir olmasına hizmet eden siyaset, bizim siyasetimizdir. Bu siyaset bize Peygamberlerden miras kaldı. Rasûlüllah (sav) haber veriyor:
“İsrail oğulları Nebiler tarafından siyaset (idare) ediliyordu. Bir Nebi öldüğünde onu başka bir Nebi takip ediyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Fakat bir çok Halife olacaktır.” Oradakiler dediler ki; ‘Bu durumda bize ne yapmamızı emredersin?’ Dedi ki: “İlk bey’at edilene vefakâr olunuz onlara karşı olan vazifelerinizi yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah size karşı olan vazifelerini yapıp yapmadıklarını onlara soracaktır” (Sahih-i Müslim, Kitabu’l İmare: 10 )
Bu hadis-i şeriften anladığımız kadarıyla toplumun idaresi peygamberlere iman eden, peygamberlerin yolunda giden ve peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (sav)’e ittiba edenlere aittir. Peygamberler, insanları Allah’ın indirdiği hükümlerle sevkü idare ediyorlardı. Hiçbir peygamber haramların altına imza atarak insanları sevkü idare etmedi. Hiçbir peygamber insanların maslahatını Allah’ın dini, Allah’ın şeriatı dışında başka bir sistemde, başka bir düzende aramadı. Şunu bilelim ki; insanların maslahatını esas alan ve onlar için bütün fesad kapılarını kapatan tek kaynak, Şeriatullah’tır. Dolayısıyla hayatın bütün kademe ve karelerinde Şeriatullah ile mukayyed bir hayat yaşama hassasiyeti, Müslüman insanın siyasetinin özünü teşkil eder. Kendilerini Şeriatullah ile mukayyed görmeyenlerin siyasetleri ayrı, dinleri ayrıdır. Müslüman oldukları halde Allah’ın diniyle idare olunma derdine düşmeyen kankalar, er geç birbirlerinin kan düşmanları olmaya mahkûmdurlar. Çünkü Dinullah’tan gayrisiyle idare olunmak, hiç kimseye hayr-ü hasenat getirmez.
“İslâm dininde siyaset var mıdır yok mudur?” tartışması, Müslümanlara değil, münkir ve müşriklere ait bir tartışmadır. Siyaset; sadece ve sadece dinullah ile idare olunmaktır. İmanı olan hiçbir Müslüman bunu tartışma konusu yapmaz. Ancak bunu tartışanlar, küfürden, şirkten nasiplenmiş olanlardır. Toplum idaresini şirk ve müşriklere terk etmeyi dinden sayanlar, imanlarını müşriklerin ateşiyle/fikirleriyle, felsefesiyle yakmış olanlardır.
Dinimizi siyasetimizden, siyasetimizi de dinimizden ayrı ve bağımsız düşünemeyiz. Siyaset adına bizi dinsiz, din adına da siyasetsiz kılmayı hedefleyenler, yolumuzun barikatlarıdır, tuzaklarıdır. Siyaseti dinullah ile mukayyed kılma yolu, dikenli barikatlarla doludur. Bu yolda yalnızlığa dost derin kuyular vardır. Yine bu yolda kardeş ihanetine aracılık eden kuyular vardır. Yusuf’un kuyusunda olanlar, Yakub’un gözyaşında olurlar!
Yüz binlerce Müslüman’ı katleden yöresel, bölgesel ve evrensel tağutları, Firavunları sahiplenip savunmayı kendi mezheplerinin bir gereği bilenler, mezhep sahibi olmayı din sahibi olmaya tercih edenlerdir. Müslüman olarak sizin mezhebiniz, sizin dininizin fevkine çıkmışsa ve dindışı işleri size yaptırıyorsa, bu durumda siz ne din ve ne de mezhep sahibisiniz. Dinsiz kalmış olan bir mezhep; günahkârların günah galerisinden öte bir anlam ifade etmez.
“Biz de Müslüman’ız” dedikleri halde Tağuti düzenlerin saraylarının sütunlarını Müslüman halkın alın teriyle süsleyenler, kendi dinlerinin sütunlarını yıkanlardır.
Müslümanların hayallerini günahlarla süsleyenler, Müslümanların dinini sürgüne gönderenlerdir. Yaşadıkları memlekette dinsize ve donsuza iktidar yolunu açanlar, Allah’ın dininden kaçanlardır.
Din ile idare olunmak, dinsizlikten ve dinsizlerden kurtulmaktır. Müslüman olarak dininizle idare olunmuyorsanız dinsiz kalma ve dinsizlere yenik düşme, onlara sermaye olma riskiyle her dem karşı karşıyasınız demektir. Dolayısıyla Allah’ın indirdiği din ile idare olunma varsa Peygamberlerin mesleği siyasette vardır. Ama Allah’ın indirdiği din ile idare olunma ve dinullah’ı hayata amir kılma yoksa siyaset de yoktur.







