Demokrasi tımarhanesinin delilerinden veli olmaz
Demokrasi, Allahû Teâla’ya karşı ilahlık iddiasında bulunan sahte ilahların açık hava tımarhanesidir. Bu tımarhaneye alışmış delilerin; din, can, mal, akıl ve nesil emniyetlerinin yegâne teminatı olan İslâm’ın ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayata amir olmasına karşı çıkmaları, deliliklerinin en büyük alâmetidir. Demokrasi, İslâm dininin yerine ve önüne geçsin diye icad edilmiş diğer ideolojiler gibi bir ideolojidir. Şu bir gerçektir ki; “İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleridir.” İdeolojiler, insanları hakikatlere ulaştıran değil, aksine hakikatten uzaklaştıran belâlardır. Genelde insan olarak, özelde ise Müslüman olarak zikrimiz; hürriyetimiz, zürriyetimiz, izzetimiz, hukukumuz, siyasetimiz, ticaretimiz, onurumuz, sulhu selametimiz Kur’ân’ın dışında değildir. Rabbimiz buyuruyor: “Andolsun, içinde sizin zikriniz olan bir kitap inzal ettik. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya Sûresi/ 10) Bu ayet-i kerime’nin ışığında deriz ki; Kur’ân-ı Kerim’i rafa kaldırıp onun yerine kul kaynaklı ideolojilerde hürriyetlerini, zürriyetlerini, izzetlerini, siyasetlerini, hukuklarını, onurlarını arayanlar, Demokrasi tımarhanesinin delileridir.
Türkiye’de Tanzimat Fermanını ilan edenler, Müslümanlara kıble ayarlamasında bulundular. İdeolojileri Müslümanlara kıble diye tayin ettiler. Tanzimat fermanın ilanından bu yana “Türkiye’de bir Kâbe Düşmanlığı” hüküm sürmektedir. Bir zamanlar “Kâbe Arab’ın olsun Çankaya bize yeter” diyorlardı. Bugünler de ise, “Kâbe Arab’ın olsun Taksim bize yeter” diyorlar. Kim bunlar? Kemalizm, sosyalizm, Marksizim, kapitalizm sevdalısı olmuş kimselerdir. Yani hürriyetlerini, izzetlerini yanlış yerde arayanlardır. Şunu bilelim ki; İdeolojiler, insanları hakikatlere düşman ederler. Müslümanların Kâbe’sine, Müslümanların dinine dil uzatanları kınamak yerine onları teyyid etmek, desteklemek amacıyla kendilerine aydın (!) sıfatını vermiş birtakım kişi ve kimseler, vicdani bildiriler (!) yayınlamaktadırlar. Şimdi kendilerine aydın sıfatını veren bu kimselere sormak gerekir: Diyarbakır’da 6-7 Ekim’de IŞİD bahanesiyle düzenlenen gösterilerde kurban eti dağıtan 16 yaşındaki Yasin Börü’nün vahşice öldürülmesi, üçüncü kattan ölüsü aşağı atılıp, parçalanırken sizin vicdanınız neredeydi?
Filistin coğrafyasındaki Gazze’ye insanlığın vicdanını götüren Mavi Marmara Gemisi’nin yolcuları bölgesel mikrop İsrail tarafından hunharca şehid edilirlerken sizin vicdanınız neredeydi?
Gazze’ye insanlığın vicdanını götüren Mavi Marmara Gemisi’nin şehidlerine rahmet okumak yerine İsrail’in onurunu koruma derdine düşen hocaların, şeyhlerin prof.ların o gün vicdanları neredeydi?
Türkiye’de herkesi tek bir ırktan kılmak için kafatasçılık yapanların tehditleri, işkenceleri olurken sizin vicdanınız neredeydi? Günlerce Diyarbakır meydanlarında dağa kaçırılmış çocuklarını geri isteyen annelerin feryadları arşa yükselirken sizin vicdanınız neredeydi?
Suriye’de Suriyeli Firavun Beşer Esed ve avanesi tarafından tarihlerin tanımadıkları tahribatlar, cinayetler işlenirken, milyonlar katledilirken sizin vicdanınız neredeydi?
Canileri ve cinayetleri korumak ve kollamak ne zamandan beri vicdan oldu? Hayatla alay eden canilere can olmak, bütün canlara ve cihana karşı düşman olmaktır.
Şerlilere umut olanlar, canileri yüreklendirenler, canilerin cinayetlerinin hakiki ortaklarıdır. Kanlı katillere toplumun vekaleti verilmez.
Bütün bu olup bitenlerden bir defa daha anlıyoruz ki; Demokrasi havarilerinin vicdanları çifte standartlıdır. Türkiyeli Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler hasılı kelam Türkiyeli olan herkes bilmeli ve inanmalıdır ki; Demokrasi tımarhanesinin delilerinden veli olmaz. Demokrasinin havarileri, politik kavganın cengaverleridir. Onların lügatinde kutsala yer yoktur. Kutsalla savaşmak, demokrasi havarilerinin varlık sebebidir. Demokrasi, kalbi çürümüş bir uygarlığın kibridir. Öyle bir kibirdir ki; hepimize, tüketim alışkanlıklarımızdan hayal dünyamızın ele geçirilmesine kadar boyun eğdiriyor. Demokrasi, insanoğlu için hürriyetin değil, esaretin garantisidir.
İnsanlığın irfan ve idrakine istikamet veren, Allah’ın dinidir. Ferd, aile, cemiyet ve devlet olarak bir bütün halinde dinin emrine girmedikçe, dine düşmanlık etmekten kurtulamayız.
Diyanet Teşkilatına olan kin ve nefretleri üzerinden din düşmanlığını Türkiye toplumuna mal etmeye çalışanlar, bihakkın dinsiz kalanlardır. “Diyaneti kaldıralım; dini devletin değil, halkın emrine verelim” diyenlere sormak gerekir. Allah’ın dini babanızın veya annenizin eseri midir? Yoksa din sizin cebinizdeki bozuk paranız mıdır? İstediğiniz yerde ve de istediğiniz şekilde harcayacaksınız. Allah’ın dini üzerinde bu kadar tasarrufta bulunma hakkını nereden alıyorsunuz? Şunu aklınıza iyice yerleştirin: Allah’ın dini ne devletin ve ne de halkın emrine girecek bir şey değildir. Aksine Allah’ın dini devlete de, halka da mutlaka tartışmasız amir olacaktır. Devlet de, halkta Dinullah’ın emrinde hizmetkâr olacaktır. Dinullah’ın emrine girmeyen, Dinullah’ın hizmetkârlığını yapmayan, Dinullah’a karşı savaşmaktan, insanı harcamaktan vazgeçmeyen devlet de, halk da ortadan kaldırılacaktır. Allah’ın dinine karşı savaşan hiçbir şahsın, hiçbir kurumun istikbal ve istiklali olmaz. İmanı olan da bundan şüphe etmez.
Allah’ın dinini devletin emrinde, tekelinde tutanlar, Allah’ın dinini sosyal ve siyasal hayattan kovup vicdanlara mahkûm edenler, demokrasi tımarhanesindeki delilik koltuklarını sabit kılmak için Allah’ın dinini halkın emrine vermeye gayret edenler, dinin de, ehli dinin de düşmanı olanlardır.







