--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çıplaklık kültürü/1

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
Hayâ’dan sıyrılmanın ve soyulmanın tabii neticesi olan çıplaklık;  kültür değil, kültürel çıplaktır. Çıplaklık, fuhşa ve fahişeliğe açılan bir kapıdır. İslâm, şerre ve kötülüğe açılan bütün kapıları kapattığı gibi, fuhşa ve fahişeliğe açılan çıplaklık kapısını da kapatmıştır. Dolayısıyla Müslümanların toplumunda, Müslümanların memleketinde “Çıplaklığı” ihya etmek, geliştirip yaygınlaştırmak, tamamen bir irtica ve mürtecilik faaliyetidir. Kültürel çıplaklık denilen çıplaklığı geliştirme ve yaygınlaştırma faaliyetini sürdürenler, memleketin mürtecileridir.
Ontolojik olarak insanoğlunun var olma tarihi ile örtünme ve çıplaklık tarihi birbirine denk düşmektedir. Çünkü ilk çıplaklık, Hz. Adem (as) ile Hz. Havva’nın cennette yasaklanmış ağaçtan yemeleriyle zuhur etti. Rabbimiz buyuruyor:
“Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi)..” (A’raf Sûresi/ 26)
Dikkat edilirse, örtünmek fıtrîdir, kazanılmış bir alışkanlık değildir. Örtünmek, aynı zamanda bir cennet hatırasıdır. Çıplaklık; insanoğluna verilen bir cezadır. Çıplaklık, selim fıtrata bir ezadır. Ayet-i Kerime’de geçen “Libasu’t-takvâ” terkibi, “koruyucu elbise” manasına gelir. Bu terkiple insanı her türlü kötülükten koruyan “sahih iman ve salih amel”in kastedildiği söylenir. Kur’an’a göre en hayırlı elbise budur. Çünkü takva giysisi, erdem ve istikamet elbisesidir; onu giymek de, her türlü erdemle süslenmektir. Demek ki giyinmekten maksat, hem vücudu örtmek, hem süslenmek, hem de fenalıklardan sakınıp iman ve doğruluk gibi yüksek değerlerle bezenmektir. Hz. Âdem’le eşi, cennette otururlarken şeytana kanmışlar, günahın faturası nedeniyle yeryüzüne bir bakıma çıplak inmişlerdi. Tıpkı insanoğlunun ana karnında rızıklanıp dururken çıplak olarak dünyaya gelmesi gibi. İnsan çıplak olarak dünyaya gelir, zamanla örtünme ve korunma, süslenme ve güzelleşme imkânına kavuşur. O, bedenini elbise ile örter, ahlakî kişiliğini de takva şuuru ile koruyup geliştirir ve güzelleştirir. Elbise nimeti insana edeb, vekar, rahatlık ve güzellik sağlar. Vücudu örtüp korumanın gerekli aracı elbise olduğu gibi, kötülüklerden ve günahlardan korunmanın gerekli şartı da takvadır. Çıplaklık, fıtrata, fıtratın koruyucusu olan takvaya indirilen darbedir.
“Çıplaklığın Tarihi” adlı eserde beyan edildiği üzere 1600’lü yıllarda hem İtalya’da hem de Fransa’da, çıplaklık, insanlara verilen hukukî bir cezadır. Mesela evli olan bir kadına âşık olmuş ve bu suçu ortaya çıkmış bir şovalyeye şöyle bir şey öneriliyor; ya atını, kılıcını ve zırhını terk ederek şovalyelikten ayrıl ya da sadece iç kıyafetiyle ince gömlek ve tayt ile gez. Bunlar arasında tercihte bulunması isteniyor. Yine Fransız kralı bir sefer sırasında kraliçenin ayaklarını yıkarken, diğer askerlerin onun ayaklarını gördüğünü fark ediyor. Bunun üzerine kraliçeye ceza olarak, üstündeki kürkünü, pelerinini çıkartıp, sokakta gezme cezası veriyor. Bunların hepsi hukukî levhalarda kayıtlı olaylar. Batı’da kralların yerine demokratlar geçse de; senyörlerin yerine senatörler geçse de çıplaklık, suçlu insanların cezası olarak varlığını devam ettirmektedir.
Cezayir’i işgal ve istilâ eden emperyalsit müstevli Fransız sömürgeciler, Müslüman kadınların çarşaflarını, başörtülerini çıkardılar. Çünkü çıplaklık, Fransız işgalinin sembolüdür. Müslümanlara ait bir toprakta tesettür yasağı, başörtüsü yasağı devam ediyorsa, Fransız işgali devam ediyor demektir. İslâm topraklarında mürted ve harbi işgalcilerin en önemli özellikleri çıplaklık kültürünü esas almaları ve dayatmalarıdır. Gelin bir İslâm toprağı olan Azerbaycan’da Azadlik meydanındaki timsali düşünelim. Bakü’nün merkezinde çarşafını kendisi yırtan bir kadının heykelini  “Azadlik/hürriyet heykeli” olarak dikmişleredir. Bu hadise, Azerbaycan halkına hürriyet sembolü olarak sunulmuştur. Oysa ki, genelde dünyada özelde ise İslâm topraklarında çıplaklık, hürriyet değil, bir kölelik, bir esaret sembolüdür.  Dolaysıyla bir memlekette yasalarla kamusal alanlarda tesettür yasağı devam ediyorsa, o memlekette yaşayan Müslümanlar hür değil esirdirler.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle