--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cemaatü’l Müslimîn müslümanların, Devletü’l İslâm insanların dünya cennetidir(2)

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
Hıristiyanlık kültüründen kaynaklanmış olan Modern devlete sosyal grublardan şerikler bulma çabası da Müslümanların Kelamî ve Fıkhî mirasından kaynaklanmıyor. Filozofların Felsefî vehimlerinden yola çıkan Ali Bulaç, meşru hedefleri olanlara Hıristiyanlık kültüründen kaynaklanan Modern devlete şerik olmalarını meşru bir yol olarak takdim ediyor: “Devlet kendini korumak için size muhtaçtır, kendini kollarınıza severek teslim eder ve fakat tam siz onu ele geçirdiğinizi düşündüğünüzde hakikatte o sizi teslim almış, devletleştirmiş, ruhu sizde bedenlenmiştir. Tıpkı Çin efsanesindeki gibi: Kasabanın delikanlısı, herkesin hakkı olan hazineyi ejderhanın elinden kurtarmak için mağaraya gider, -kendisinden önce yüzlerce delikanlı gitmiş ama dönememiştir- ejderhayı öldürür, tam hazineye dokunurken elleri, ayakları kıllanır, tırnakları uzar. Çünkü kendisi ejderha olmuş ve hazinenin koruyucusu olmuştur. Üçüncü nesil İslamcıları, şerik tanımayan modern iktidar tuzağına “güçleninceye kadar laik düzende İslamî olmayan mevzuata göre yönetme” fikri düşürdü. Uzak İslamî ideal için yakın gayr-i İslamî mevzuata göre iş görme ruhsatı Müslüman’ı canavarlaştırır. Doğrusu şudur: Allah şerik kabul etmez, devletin ise toplumsal gruplar sayısınca şeriki vardır. Meşru bir hedefe meşru yollardan gidilir.” İşte Ali Bulaç bunları söylüyor. Ali Bulaç ve onun gibi düşünenler bilsinler ki; “Meşru” kavramı Allah’ın şeriatiyle ilgilidir. Modern devletin Allah’ın şeriati ile bir alakası yoktur. Hedefleri meşru olanlara gayr-i meşruya şerik olmak tavsiye edilebilir mi? 

Meşru hedefe varmak için bütün yolları meşru görenler, temelden gayr-i meşrudurlar. Allah’a tapar gibi beşerin eseri olan Devlet’e tapmak, Allah’tan başka Rab’ler edinip onlara tapmak cümlesindendir.. Hz. Peygamber (sav) ve sahâbesinden bize intikal eden kültürde “Devlet” kavramı yerine “Hilafet” kavramı vardır. Hikmet zarfı içinde bize felsefeyi armağan edenler sayesinde Hilafeti unuttuk, Devleti sahiplendik. Biz Müslümanlara Hilafet kavramı unutturulup yerine Devlet kavramı belletilip geçirildiği günden bu yana hep devleti tartışıyoruz. Devlet gökten inmiş bir kurum değildir. “Allah şerik kabul etmez, devletin ise toplumsal gruplar sayısınca şeriki vardır.” demek, devleti kendi başına müstakil bir İlah, bir Rab gibi kabul etmek demektir. Toplumsal grublar devlete şerik olacaklar. Demek ki devlet ile toplumsal grublar birbirinden farklıdır. Devlet dediğimiz kurum, insanların icad ettikleri bir hizmet kurumu değil mi? Toplumsal gruplar ortağı oluyor da ferdi olarak insan neden ortağı olmuyor? İnsan kendi eserinin esiri olur mu? Kimse kimseyi kandırmasın. Devlet aygıtı üzerinden bireylerin esirliğinin edebiyatını yapmak, çağdaş diktatörlüklere malzeme temininde bulunmaktır. Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayanır ve bağlı kalırsa, halkın rızasını esas alırsa devlet, meşru gücün adı olur. Ama Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayanmazsa, Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini hiçe sayarsa, halkın rızasına itibar etmezse insanlığa eziyet eden bir işkence mekanizması olur.

Devlet, Siyaset, Ümmet hususunda Müslüman olarak kurum ve kuruluşları İslâm’ın ölçülerine vurmadan değerlendirme yaptığımızda bizim İslâm dışı kalmış güçlerden farkımız kalmaz. Devleti Allah’a benzetmek, insanı Allah’a benzetmek gibi bir şeydir. İnsan olarak, Müslüman olarak kendi eserimizi, eserlerimizi Rabbimize benzetmenin muhasebesini yapmak mecburiyetindeyiz. Rabbimiz uyarıyor: “O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır; size, kendi cinsinizden çiftler yapmıştır. Davarlardan da (erkekli dişili) çiftler... Sizi bu tarzda yaratıp üretiyor. O’nun misli (O’na benzer) hiç bir şey yoktur. O, Semî’dir= bütün söylenenleri işitir. Basîr’dir= bütün yapılanları görür.” (Şura Sûresi/ 11) Bu ayetin ışığında deriz ki; Müslüman olarak bizim imanımız bize sınır çizmiyorsa, çizemiyorsa, bize imanımızın sınırı dar geliyorsa çoktan silinmeyi hak etmişiz demektir.

Cemaatü’l Müslimin Müslümanların, Devletü’l İslâm ise insanlığın bu dünyadaki cennetidir. Allah Rabbü’l âlemindir. Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayanan devlet ise herkesindir. Bir ferdin, bir grubun, “devlet yalnız bana, devlet yalnız bize hizmet edecektir” temayülü, teşebbüsü, Rabbü’l âlimine olan imanı zedeler. Bugün bütün mesele Rabbü’l âlemin olan Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayanan, Allah’ın hüküm ve hâkimiyetine bağlı kalarak varlık sebebi olan hizmetin gereğini yerine getirerek herkesin olan bir İslâm devleti’nin olmamasıdır. Bu devleti bulup ortaya çıkartmanın bedeline katlanmıyoruz da başka işlerle meşgul oluyoruz. Allah encamımızı hayır eylesin.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle