--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batıya insanlık ihraç etmek Müslümanların görevidir

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Batı, insanlığın tükenmiş ve tüketilmiş hâlidir. Batı, emperyalist emelleri uğruna insanlığın geleceğini tüketiyor. İnsanlığın yarınlarını mayınlarla, bombalarla, terör örgütleriyle kelepçeliyor. Batı, insanlığın yolunu ve ufkunu tıkayan bir karanlık kayadır. Öyle bir asra düştük ki; Batı durmadan İslâm âlemine terör ihraç ediyor. Teröristlere lazım olan her türlü lojistik yardımı sağlıyor. 

Batı, kan ve katliamların kalesidir. Genelde dünyada, özelde İslâm topraklarında kan döküp katliam yapan terör örgütlerinin hem kurucusu ve kollayıcısıdır. Batı’da Nobel ödülünün vakfını kuran adam Alfred Nobel (1833-1896) dinamiti bulan adamdır. Batı’nın en fazla gelir getiren üretimleri, silah sanayiidir. Batı üniversitelerinde en zeki profesörler, silah sanayiine hizmet ediyorlar. Yani insanlığı imha eden bombaların, silahların üretimi için plan ve projeler yapıyorlar. 

Batılılar denildiğinde aklımıza, bir damla petrol için binlerce insan kanı akıtmayı göze aldıkları günden bu yana kendilerini üst akıl olarak gören ve bizim de kabul etmemiz için alnımıza silah dayayan vahşiler gelmelidir. Çünkü Batı, sömürmeye, kemirmeye, toprağın altında ve üstünde canlı bırakmamaya doğru yürüyenlerden meydana gelmiş olan bir dünyadır. Batı insanlığa ihanetin yurdu, batı lügatinde insan insanın kurdudur.  Said Nursî (Rh.a.) Mesnevî-yi Nûriye’de “Hubâb” Risâlesinde der ki:

“Hayalinle İslâm şehrindeki ulema meclisine dâhil ol; ulema sohbetinde açıkça, fukarâ kıyâfetinde melikleri, insan kıyâfetinde melekleri göreceksin. Sonra (yine hayalinde) Paris’e git. Ve orada soylular toplantısına dâhil ol. Orada insan elbiselerine bürünmüş akrepleri, âdemiler suretinde tasvir olunmuş ifritleri göreceksin.” 

Batı’ya, Batılı insana insanın mükerremliği öğretilmeden, kabul ettirilmeden, dünyada akan insan kanının, meydana gelen katliamların durması mümkün değildir. Batı, tek dişi kalmış canavar gibidir. Bu hususta M. Akif Ersoy der ki:

“Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmânı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?”

Burada İslâm dünyası ile Batı dünyası karşılaştırılmaktadır. Garp (Batı) çelik zırhlarını kuşanmış, silahlarına güvenerek İslâm âlemine saldırmıştır. Düşmanın bu maddî üstünlüğüne karşın Müslüman’ın sarsılmayan imanı vardır. İman, insanın taşıdığı manevi inançların bütünüdür. Batı’nın çelik zırhlı duvarları varsa Müslüman’ın da iman dolu göğsü vardır. İnsanı üstün kılan maddî güç değil, imanıdır. Ordular ne kadar gelişmiş savaş aletleriyle donatılmış olurlarsa olsunlar eğer güçlü bir imana sahip değillerse başarılı olmaları mümkün değildir. Rabbimiz mü’minleri vasıflandırıyor: “Peygamber, müminler için kendilerinden daha önde gelir.” (Ahzâb Sûresi/ 6)

Müslümanlar iman dolu göğüsleriyle Batı’nın çelik zırhlı duvarlarının karşısında dururlar. M. Akif Ersoy tarafından, Batı medeniyeti, tek dişi kalmış canavara benzetilmiştir. Saldırgan medeniyet, can çekişmekte olan ve can havliyle son saldırışlarını yapan, tek dişi kalmış bir canavarı andırır. Tek dişi kalmış demesinin sebebi, dehşet verici gözükmesine rağmen eski gücünü kaybetmiş ve ölmek üzere olmasından kaynaklanır. Burada bütün vahşîliğine rağmen, kendisini medenî diye tanıtan Batı dünyasıyla bir alay da vardır.

Batı medeniyeti, zulmün ve zalimliğin son tezahürüdür. Batı, “tek dişi kalmış canavar”ın neslidir. M. Akif Ersoy, Batılı güçlere “Canavar” derken rastgele söylememiştir. Batının vahşetlerini bilerek, görerek, duyarak söylemiştir. Bu hususta şöyle diyor:

“Hayır hayal ile yoktur benim alışverişim,

İnan ki her ne söylemişsem görüp de söylemişim.

Hayatta şudur; en beğendiğim meslek,

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek!”

Yeryüzünde önce “Lâ ilahe” diyerek, hiçbir şahıs, kurum veya kuruluşun, hiçbir insanı kul ve köle yapmasını kabul etmiyorum, “İllâllah” diyerek ancak beni yaratan, yaşatan ve yöneten Allah’ın otoritesini kabul ediyor ve O’nun kulu oluyorum” diyenlerin azad kabul etmez görevlerinden birisi de, Batı’ya insanlık ihraç etmeleridir. Müslümanlar tarihine bakıldığında görülecektir ki; Müslümanların müctehidleri ve mücahidleri birlikte Batı’ya insanlık ihraç etmişlerdir. Bu ümmet müctehidlerin ve mücahidlerin yolunda gidecekse Batı’ya insanlık ihraç etmeden önce kendi ülkelerini, kendi coğrafyalarını “iyi insanlar hazinesi”ne dönüştürmek için söz ve işbirliği yapmalıdır. 

 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle