• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Batı vahşetler yumağıdır

02 Mart 2022
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Batıl olan Batının batması mukadderdir. Hak haktır, batıl batıldır; hakka batıl, batıla hak demek, batanlardan olmaktır. Batı; hakka değil batıla iman etmiştir. Batıla iman edenler ile Hakka iman edip tabi olanlar hiç bir olur mu? 

“İnkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.

Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen hakka uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.” (Muhammed Sûresi/1- 3)

Bu âyetler, hak ile batıl kavgasının kıyamete kadar devam edeceğini haber vermektedirler. Batıla iman eden Batı, vahşetlerle bilinir. Batının vahşetleri saymakla bitmez. Batının tarihi, cinayetler ve caniler tarihidir. Vahşi Batı, kanunu koruyan şerifleri, kahramanları ve Kızılderilileriyle bilindiği kadar efsanevi haydutları ile de ünlüdür. Batı dünyası, bir haydutlar dünyasıdır.

Batı, haktan, hukuktan ve hakikatten beridir. Batı uygarlığı Yunan ve Roma köklerinden büyümüş ve Yahudi – Hristiyan itikadı ile de şekillenmiştir. Batı toplumlarının on sekizinci yüzyıla kadar insanlığa verdiği katkılar eşkıyalık, katliam ve gasptan öteye gitmez. O zamana kadar medeniyet ve uygarlık deyince akla Batı değil Doğu ve Akdeniz gelmektedir. Roma ve Yunan toplumları Akdeniz kültürü ile doğu kültürünün harmanlanmasından ortaya çıkmıştır. Bu toplumlarda kendilerine has bir erdemler kümesi, ahlaki değerler bütünü bulunmaktadır. Batı, değerlerini batıldan alır. 

Batının nesebi gayri sahihtir. Batılı bilim adamları kendilerine geçmişte bir baba aramışlar, Yunan ve Roma’yı da buna göre yeniden tanımlamışlardır. Aynı şey Hristiyanlığın başına gelmiş, ruhani, maneviyatçı, çileci ve kaderci bir doğu dini olan Hristiyanlık Batı’da çıkarcı, servet ve dünya iktidarı peşinde koşan bir pagan dinine dönüşmüştür. Batı dün ideolojiler üzerinden yürüttüğü saldırganlığı bugün medeniyetler üzerinden yürütmesi zenginliğini besleyen sömürgeciliğinin son mağdurlarını da kaybetme korkusundandır. İngiliz yazar William Howitt, “Hıristiyan Batı denilen bu soyun, dünyanın dört bir yanında boyunduruğu altına alabildiği milletlere karşı gösterdiği vahşet ve zulmün bir benzerine hiçbir çağda ne kadar yabanıl, ne kadar kaba ve ne kadar merhametsiz ve utanmaz olursa olsun başka hiçbir soyda rastlanamaz” diyor. Bunun dramatik bir hikâyesi Hindistan’daki yerli kumaş üretimini yok etmek için İngilizlerin 1760’lı yıllarda gerçekleştirdikleri, Hindistanlı dokumacıların kumaş dokurken düğüm atan başparmaklarını keserek onları kumaş üretemez duruma düşürmesidir...

Günümüzde barış, demokrasi, insan hakları, kardeşlik ve saire diyerek “Batılı paydaşlarımızla aynı safta olmamızı”, “yeryüzü gerçeklerine uymamızı”, “medeniyet ve terakkinin izinden gitmemizi” savunan bizdeki saftirik Batıcılar, maymunlaşma sürecini yaşamaktadırlar.

Batı dünyasının bir aydınlık, bir de karanlık yüzü vardır. Aydınlık yüzü parlak olduğu için genellikle o görülür. Öylesine ki “Batı” denince çoğu kişi hemen bilim, ussal düşünce çağı olan “Aydınlanma”yı anımsar. Son dönemde de “insan hakları” ve “demokrasi”!.. Oysa Aydınlanma çağı, aynı zamanda Batı sömürgeciliğinin doruğa ulaştığı dönemdir. Batılılar, insan hakları ve demokrasi deyip durdukları şu son dönemde de bu söylemlerinin arkasına saklanarak başka ülkeleri işgal edecekler, insanlarını öldürecekler ama bir yandan da çağ dışı yönetimleri destekleyeceklerdir.

Batılılar önceleri sömürgelerini ve giderek gözlerine kestirdikleri her ülkeyi uygarlaştırmak için çalıştıklarını da söyleyip durmuşlardır ama bu “uygarlaştırma” sürecinde başvurulan yöntem tam bir “vahşet” çeşitlemesidir. Vahşet, Batı’nın, antik Yunan’dan başlayıp Roma İmparatorluğu’nda gelişerek içyapısını da biçimlendirmiş ve giderek doruğa ulaşmış bulunuyor. Örneğin, mezhep çatışmaları, din savaşları, Haçlı Seferleri, Engizisyon, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları Batı tarihinin dehşet dolu sayfalarıdır. Kendi içlerinde bile böylesine vahşi olan Batılıların başka ülke insanlarına neler yaptıklarını kestirmek güç olmasa gerektir. (Vahşetin Cellatları Batılılar/Prof. Dr. Çetin Yetkin) Batı; medeniyet değil, edeniyettir. Batı medeniyeti dedikleri şey, tek dişi kalmış canavardır. Yüzyıllarca toplumların bilinçaltına kazınan boyunlarından zincirli, kırbaç altındaki köle resimleri özellikle Afrika kökenli toplumu ezmiştir ancak Asya kökenli topluluklar da ABD ve Avrupa’da benzer tutumlarla karşılaşmıştır. Batı, insanlığa zulüm, sömürü, kan ve gözyaşından başka bir şey armağan etmemiştir. İslâm coğrafyasına barış, hürriyet, demokrasi için geldiğini iddia eden batılılar, “firaset-i mü’min” ile incelendiklerinde hakiki manada vahşet cellatları oldukları görülecektir. Batı âleminden kanlı vahşetlerden gayrısı beklenemez.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

÷÷÷

Bizim coğrafya sanki nuru pak. Batı kötü biz iyi öylemi. Herkes kemdi çıkarını düşünür. Batıda bizim için senin düşündüğün gibi düşünüyordur buna emin ol.

Okur

Savaşmak istemiyen 18 ile 60 yaş arasındaki Ukraynalıya savaşma zorunluluğu getirilmiştir. yeri geldiğinde özgürlüklerden bahseden batılı halklar ve devletler savaşmak istemiyoruz niye 18 yaşındaki çocuğu 60 yaşındaki yaşlıyı şavaşmaya zorluyorsunuz sorusunu soran yok. Savaş öncesi çeşitli batı Avrupa ülkelerinde çalışmak için bulunan Ukrayna vatandaşlarını bile gidip Rusya'ya karşı savaşması için silahlandırıp gönderiyorlar. Bir tek batı Avrupa ülkesi, bir tek sivil toplum örgütü, bir tek insan hakları örgütü çıkıp demiyor ki 18 yaşındaki çocukları zorlan savaştırmayın, yaşlı erkekleri zorlan savaşmaya zorlamayın. Savaşmak istemiyoruz diyen erkekleri zorlan savaştırmak insan hakkımıdır? LGBT hakları diye sokaklarda yürüyüş yapanlar savaşmak istemiyenler için niye sokaklara çıkmıyor? Çocuk haklarından bahseden pedagoglar, sendikalar çocukları zorlan savaştırmayın diyemiyormu? Ağaçlar kesildi diye sokakları dağıtan gezi parkçılar, sorosçular insanlar zorlan savaşa gönderilince niye sokağa inmiyor? Dünyanın çeşitli yerlerinde demokrasi yoktur diye renkli devrimler başlatan sorosçular niye yaşlı ve çocuklar ölüme gönderilince susuyorlar. "Afganistanda Taliban kadınları ve kız çocuklarını baş örtüsü takmaya zorluyor" diyerek Afgan halkının başına havadan bomba yağdıranlar demokrasiden bahsedebilirmi? Afganistan'a, Libya'ya, ırak'a, Suriye'ye demokrasi götürecegiz bahanesiyle bu ülkelerin halklarının başına on yıllardır bombalar yağdıran batı ülkeleri demokrasiden bahsetme hakkına sahipmi? Baro'lar, tabipler Birlikleri örgütleri niye yaşlı ve çocukları zorlan savaştırmayın diye sokaklara çıkmıyor. Ankara'dan İstanbul'a"adalet" diyerek yürüyüş yapanlar niye 18 yaşındaki çocukları ve yaşlıları savaştırmayın diye bir açıklama yapmıyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23