--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batı insan haklarının mezarıdır

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Kur’ân-ı Kerim’den ve Hz. Muhammed (sav)’in hadislerinden anladığımız kadarıyla Allahû Teâla’nın hem emri ve hem de muradı, yeryüzünde fitneden/fesaddan, şirkten eser kalmayıp tamamıyla İslâm’ın hâkim olmasıdır. Allah’ın bu emrine ve muradına karşı koymak mümkün değildir. Ancak bunu bir türlü idrak edemeyen Batı, Allah’ın emrine ve muradına karşı direniyor.  Zaman, insanlık camiasına Batı’yı tefsir ediyor. Zaman denilen müfessirin tefsir ettiğine hiç kimse itiraz edemez.

Batının batış süreci başlamıştır. Her zirvenin bir zevali olduğu gibi, Batı da zeval günlerini yaşamaya başlamıştır. Sömürüden pay alma kavgasını veren Batılı ülkeler panik yaşıyorlar. Firavun’un varisliğine soyunan Batı, uzun yıllardan beridir sömürmeye çalıştığı ülkelerde ektiği fitne ve fesad rüzgârlarını kendi evinde katliam fırtınası olarak biçmeye başlamıştır.

“Dünya Terör Örgütleri” nin biricik hamisi, Batıdır.  Çünkü terör örgütlerinin ellerindeki öldürücü silahlar, bombalar, kan akıtmak, insan öldürmek için lazım olan bütün alet ve edevatlar Batıya aittir. Batı, kendi varlığını başkalarının yokluğu üzerine bina etmiş bir Firavun’undur. Batı’da insan hakları yoktur. Batı’da sadece Batı’nın hakları vardır. Batılı ülkelerin ortak özellikleri; Batı’yı bütün insanlık camiasından üstün tutmak, sömürüden pay almak için yarışmak,  İslâm düşmanlığını hayatlarının merkezine yerleştirmiş olmak ve bunun için savaşmak ve savaşlar çıkartmaktır. Batılı ülkelerden müstekbir olmayan, müstaza’faları sömürmeyen bir tek Batılı ülke yoktur. Batının hepsi müstekbir, hepsi sömürgeci, hepsi işgalci, hepsi yalancı, hepsi talancı ve çapulcudur. Rabbimiz haber veriyor:

“Biz hangi memlekete, gelecek tehlikeleri haber vermek üzere bir Peygamber gönderdikse, mutlaka oranın mütrefleri ve müstekbirleri: ‘Biz sizin getirdiğiniz şeyleri inkâr ediciyiz’ dediler. Ve ‘Biz hem servet, hem evlâd itibariyle daha güçlüyüz. Azaba uğratılacak da değiliz’ dediler” (Sebe Sûresi/ 34-35) 

Gerek Batı ve gerekse Batıyı kıble edinmiş müstekbirlerin ‘yönetici elit’ vasfına haiz oldukları bütün ülkelerde, Müslümanların “fundamantalist, aşırı dinci, terörist veya psipokat” gibi sıfatlarla anıldıklarını ve hakarete uğradıklarını söylemek mümkündür. Küfrün önderleri ve müşrikler, tarihin her döneminde peygamberleri tahkir için, propaganda imkânlarını kullanmışlardır.  

Kureyş Müşrikleri’nin propagandası ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de: “Onlardan evvelkilere de herhangi bir peygamber gönderilince, mutlaka ‘Sihirbazdır veya delidir’ derlerdi. Hepsi de bunu (öncekiler, sonrakilere) tavsiye mi ettiler? Hayır!. Bunlar azgınlar gürûhunun ta kendileridirler” (Zariyat Sûresi/ 52-53) hükmü beyan buyrulmuştur. Dikkat edilirse peygamberlerin “sihirbazlıklarla veya delilikle” suçlanmaları; karşılıklı tavsiye veya nesilden nesile geçen vasiyet sonucunda ortaya çıkan bir hadise değildir. Gerçek sebep,  müşriklerin zalim ve azgın olmalarıdır. Batının elinden gelse insanlık camiasını beşikten mezara kadar kendi iznine ve müsaadesine bağlar. Batının karakteri, aynen Firavun’un karakteridir.

Bilindiği gibi, Firavun kendisinden izin alınmadan Allahû Teâla’ya iman edilmesine bile tahammül edemeyen bir teröristtir. Tarih boyunca ismi ne olursa olsun, ilahlar adına kurulan her sistemin; hukuk’a değil, zorbalığa dayandığı sabittir. Hakkı inkâr edip hukuku hafife alan ve kendi keyiflerini kanun haline getirip, hukuk diye dayatan bütün ferdler, aileler, meclisler, kabileler, devletler birer firavundurlar. Dolayısıyla Batı bir firavundur; Batı’dan hak ve hukuk taleb edilemez. Hukukun namusuna tecavüz edenlerden hak ve hukuk taleb etmek, hak ve hukuka hakarette bulunmaktır.

Allahû Teâla’nın kitabı kerimine göre haksızlığı hak diye dayatanlardan hak ve hukuk taleb edilemez. Şayet taleb edilirse, haksızlığı dayatanlar ilah edinilmiş olurlar. Şunu bilelim ki; Batı, Yahudilerin ekmek kapısı olan ulus devletçiklerin varlığını korumak uğruna insan kanının akıtılmasını mubah gören bir firavundur. Batı, insan ve İslâm düşmanlığından, Müslüman aleyhtarlığından vazgeçmediği müddetçe vicdanı delinmemiş insanlar, imanlarından güç ve kuvvet alan Müslümanlar Batıya haddini bildirmeye devam edeceklerdir. Şunu herkes bilsin ki; sahih imana sahip olan bir Müslümanın nezdinde bir bütün olarak Batı, bir Filistinli, bir Suriyeli, bir Mısırlı, bir Iraklı Müslüman çocuk kadar değer taşımaz. Batılı devletler adına Müslümanları yöneten devlet adamlarının da bir sinek kadar değeri olmaz. 

Yeryüzünde adaletin zevali, devlet adamlarının hevâlarını ilah edinmeleriyle gerçekleşir. Genelde dünyada özelde İslâm topraklarında varlıklarını kan dökmekle, katliam gerçekleştirmekle ispatlamaya çalışan bütün terör örgütlerinin arkasında Batı âlemi vardır. Müslümanlar ne Kur’ân’da ve de Hz. Peygamber (sav)’in hadislerinde masum insanların kanlarını akıtmaya, memleketleri işgal edip talan etmeye, insanların evlerini bombalayıp yıkmaya cevaz veren en ufak bir emare bulamamışlardır. İslâm topraklarına masum insanları öldürmeyi, memleketleri haksız yere işgal edip talan etmeyi, evleri viraneye dönüştürmeyi Batı ihraç etmiştir. Dolayısıyla yaşadığımız bu asırda ortaya çıkmış terör örgütlerinden, terör örgütlerinin eliyle meydana gelen katliamlardan Batı sorumludur, Batı’nın görevlendiği terörist Yahudiler ile terörist Hıristiyanlar sorumludur. Batı insan haklarının müracaat merciî değil, mezarıdır. Batı’da hak ve adalet değil, çıkar ve menfaat esastır.   

İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği vahşi katliamları onaylayan Batı, yumurtasını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen bir teröristtir.  Bu, böyle biline…

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle