Avrupa Parlamentosu bir iblisler parlamentosudur
Avrupa sevdası, Batılılaşma hareketi, Türkiyeli insanların, Türkiyeli Müslümanların felaketi olmuştur. Batılılaşma hareketi, Allah’ın dininden başka yeni bir din edinme hareketidir. Bunun adı ‘Laik-Sivil Din’dir. Türkiye’deki Asabiyet ihtirâsının/ırkçılık kav-gasının ve terörün kaynağı bu dindir. Tanzimat Dönemi’nde başlayan ‘Batılılaşma Sevdası’, pozitivizme imanı ön plana çıkarmıştır. Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği günlerde; Sadrazam Büyük Reşid Paşa’ya gönderilen mektubun son bölümünde, şu tavsiye yer almıştır: “Türk halkını yeni dinine hazırlayın!” Modernizme iman eden devlet adamları “Türkün Yeni Amentüsü” adını verdikleri bir metin hazırlamışlardır. Bu metnin muhtevâsı şudur: “Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan vareden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türk için âhiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamâset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın en sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsiyle şehâdet ederim.’ İşte Türkiyeli insanlara Avrupa sevdalıları, Batıperestler amentü diye bunu öğrettiler. Bu Avrupa’nın, Batı’nın amentüsüdür. Avrupa’da, Batı’da ortaya çıkan ka-vimlerarası/uluslararası bütün kurum ve kuruluşlar, bu amentünün takipçileri olmuşlardır. 13.06.2013 tarihinde Avrupa Parlamentosunun (AP) ülkemizdeki “Gezi Parkı” hadiselerine ilişkin kabul ettiği karar metninde “Laik Yaşama Tarzının Muhafaza edilmesini is-tiyoruz” emri yer almıştır. Bu kararla Avrupa Parlamentosu kendi dinini ibraz etmekle beraber dayatmaya da kalkışmıştır. “Laik Yaşama Tarzı”nın manası; Allah’ın hükmüne, Allah’ın hâkimiyetine, Allah’ın şeriatine dayanmayan yaşama tarzıdır. Yani din dışı yaşama tarzıdır. Avrupa Parlamentosu, halkından Müslüman olan Türkiye’den bunu istiyor. Yani Avrupa Parlamentosu aleni olarak diyor ki; Allah’ın ayetlerine değil, Peygamberin hadislerine değil, benim ihdas ettiğim “Laik Yaşama Tarzı” adındaki dinime uyun. Avrupa Parlamentosu’nun söylediği budur. Kur’an-ı Kerim’e iman etmiş bir toplumdan “Laik Yaşama Tarzı’nın muhafaza edilmesi”ni istemek, o topluma elinizdeki o Kur’an’ı inkâr edin demektir. Allah’ın emri karşısında büyüklenen, ayak diretenler, birer İblistirler. İşte Avrupa Parlamentosu da bu İblislerden oluşmuştur. Allahû Teâla buyuruyor: “Meleklere, ‘Adem’e secde edin’ demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (Bakara Sûresi/ 34) Bu ayet-i kerime ışığında Avrupa Parlamentosu ve kararları masaya yatırıldığında görülecektir ki; Avrupa Parlamentosu, bila şekü şüphe bir İblisler Parlamentosudur. Bu hakikati, bir şuur olarak Müslümanlara kazandıralım.
Avrupa Parlamentosu’ndan gelen “Laik Yaşama Tarzının Muhafaza edilmesini istiyoruz” talimatı, tamamen İslâm dinine karşı “Laik Kimliğin Küresel İsyanı”dır. Yerli hainlerle dışarıdaki işbirlikçilerinin şirk zemininde Müslümanlara ayar verme çabasıdır. Müslümanların kendi topraklarında kendi kitaplarına, kendi dinlerine göre bir hayat yaşamalarını Müslümanlara çok görenler, Firavunların çöplüğünde büyüyenlerdir.
Allahû Teâla’yı şari’ (şeriat vazeden, hukuk belirleyen, hayat nizamı gönderen) olarak kabul etmeyen ve Allahû Teâla’nın gönderdiği şeriat ile kendilerini mukayyed görmeyen bütün parlamentolar, kurultaylar, birer İblis parlamentosu ve kurultayı hükmündedirler. Böyle parlamentoların kararları, kanunları, kuralları hiçbir Müslümanı bağlamaz. Kendilerini böyle parlamentoların, kurultayların kararlarıyla, kanunlarıyla, kurallarıyla mukayyed görenler, Müslümanlardan sayılmazlar. Müslüman olarak defalarca Kur’an-ı Kerim’i okudum. Kur’an-ı Kerim’de ne “Demokrasi”ye, ne de “Laiklik” kavramına hiç rastladım. Müslüman olarak benim yaşama tarzım kulluk kitabım Kur’an’dan ve bir bütün olarak dinim İslâm’dan kaynaklanır. Benim muhafaza edeceğim İslâm dininden kaynaklanan Müslümanca Yaşama Tarzıdır. Müslüman bir ferd olarak Demokrasi’yi, Laikliği, Laikçiliği, Laik Yaşama Tarzı’nı temelden reddediyorum. Müslümanım; beni benim dinim İslâm bağlar, başkası asla bağlamaz.. Hepimizin Rabbi olan Allahû Teâla uyarıyor: “Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için vahiyde/gizli telkinde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz.” (En’am Sûresi/ 121) Bu ayet-i kerime’nın ışığnda diyoruz ki; Avrupa Parlamentosu’nun kararlarına bağlı kalanlar, onların doğrultusunda hareket edenler, Allah’a şirk koşan, Allah ile birlikte yedek ilah edinmiş olan müşriklerdendirler. Şunu herkes bilsin ve inansın ki; Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği, kendi dinine girmeyeni, kendi dinine bağlı kalmayanları kabul etmez ve böylelerinden razı olmaz. Bunun aksini söyleyenler, Allah’ın şu ayetini yalanlamış olurlar: “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara Sûresi/ 120) Bir oku, bin düşün!.. İslâm Birliği mi, Avrupa Birliği mi? Kur’an’a iman etmiş olanlar hangisinden sorumludurlar? Elbetteki İslâm Birliği’nden, ötesi laf-ü güzaftır.







