--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Asrın eşkıyaları

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Allah’ın yarattığı ve görevlendirdiği ilk insan, ilk Peygamber Âdem (as)’dır. Hz. Âdem (as)’in yolundan ayrılıp masum kardeş kanını akıtanların ilki de Kabil’dir. Kabil kanla hayata başladı. Kan akıtarak iktidar olanlar, katil Kabil’in yolunda olanlardır. İşte Türkiye’de jakoben laikliği dayatan laikçiler tıpkı katil Kabil gibi kanla geldiler. Birini astırıp binleri susturdular. Geldikleri günden bu yana bangır bangır bağırıyorlar: “Kanla geldik ancak kanla gideriz.” Bunun manası şudur: “Biz kanla geldik, kartonla gitmeyiz!” 

Türkiye’de Kemalistlerin Müslümanları kan akıtmakla korkutmaları, Âl-i Firavun’dan olmalarındandır. Yani Firavun ailesine mensup olmalarından ileri geliyor. Çünkü Firavunlar kendilerini fikren savunamaz hale geldiklerinde hemen işkenceyle, hapishaneyle, asmayla, kesmeyle tehdit ederler. Rabbimiz haber veriyor:

“Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!

Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.

Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.” (A’raf Sûresi/ 123-125)

Dikkat edilirse, Firavun insanların hayatlarını beşikten mezara kadar kendi iznine bağlamak istiyor. İman eden mü’minlere; “hayatınız benim hükmüm ve hâkimiyetimle mukayyed olsun” diyor. Bunu kabul etmeyen mü’minleri kesmekle, idam etmekle tehdit ediyor. Ama o günkü mü’minler canları, kanları pahasına “İnkılâp İllallah” dediler. Yani Allah bir, bir İslâm dediler. Asrımızda Türkiye’de laikçilerin laiklik hesabına savurdukları tehditler, korkutmalar tarihteki firavunu aratmayacak cinstendir. Yani Müslüman bir topluma jakoben laikliği dayatan laikçiler, bugünün Firavunlarıdır.

Firavun, aynı zamanda kendini hak ve hukuk ile asla mukayyed görmeyen, “hak da benim, hukuk da benim” diyerek keyfîliğe, küfrîliğe ve cebrîliğe başvuran bir eşkıyadır. Dolayısıyla günümüzün firavunları olan laikçiler aynı zamanda birer eşkıyadırlar.

Türkiye’de laiklik, Allah’a meydan okuyanların hayat garantisi olmaktan başka bir işe yaramadı. Çünkü Türkiye’de Allah’ın dinine darbe yapan, Allah’tan başka Rablere tapandan gayrısı laik olmadı!.

Laikliğin temeli Allah’ın yetersizliği fikrine dayanır. Çünkü laiklik, “Allah göklere hükmetsin, yeryüzüne biz hüküm edelim” diyen sahte ilahlık iddiasında bulunanların müşterek narasıdır. 

Türkiye’de ortaya çıkan laikçiler, celladına âşık olmuş “tasmalı çekirge”lere benzerler. Onları Batı sevdası sarmıştır. Hak ve hakikatten yana gözleri kör, kulakları sağırdır. Laikçiler tarafından Haçlıların zaferleri, tarih diye bize okutuldu. Şunu bilelim ki; “İnkılap Tarihi dersleri ölmekte olan Kemalizm’in diyaliz makineleridir.” Bu makinelere itibar edenler, çok ilahlı olurlar. Laikçiler tarafından memleket meydanlarında ortaya konuluyor aç kurtlar oyunu. Problemsiz yemek için arıyorlar uysal koyunu.

Memlekette jakoben laikliği dayatan bir laikçi gördüğümde aklıma kara filler, bin yüzlü Ebreheler gelir. Orman kanunuyla hareket eden eşkıyalar gelir. Eskinin eşkıyası “fesâd u şekâvet”le kervana saldırıyor, yağmalıyordu. Mürtekip ve mürteşi Devlet ricali de onların hamisi idi. Şimdi durum farklı mı? Şimdinin eşkıyası da jakoben laiklik adına milletin imanına ve dinine şiddetle ve hiddetle saldırıyor, kültürünü talan ediyor. Rical-i siyaset de milletin dinine ve imanına saldıranları koruyan ve kollayan kanunlar yapıyor. Laikliği âmentü edinmiş laikçilerin iradesiyle yapılmış ve anayasalarda yerlerini almış yasalar, “eşkıya kanunları”dır. Onları temizlemek, hayatın üzerindeki etkilerini ve yetkilerini sıfırlamak, genelde “ben insanım”, özelde ise “ben Müslümanım” diyen herkesin görevidir.

Haksızlığın ve hukuksuzluğun zirve yaptığı bir çağdayız. Ehl-i imanın yolunu laiklik adına kesen emsali bulunmayan laikçi eşkıyalarla karşı karşıyayız. “Taşları bağlamışlar köpekler serbest/ Eşkıya düze inmiş yiğitler derdest!”

Her asrın meşhur eşkıyaları olmuştur. Asrımızın da en meşhur eşkıyaları laikçilerdir. Laikçiler, bu ülkenin hakiki teröristleridir. Ömürleri Müslümana mürteci demekle geçen laikçilerin eşkıyadan tek farkları, biri kurşunu silahla, diğeri kanunla sıkıyor!

Laikliği dayatan laikçiler, hırslarının hırsızları, hem cinslerinin düşmanlarıdır. Onlara M. Akif Ersoy’un şu mısrasını hatırlatmak bir zaruret olmuştur: “Bir külah kapmaksa şayet bunca hırsın gayesi/ Kendi namusun olur er geç onun sermayesi!”

“Kanla geldik ancak kanla gideriz” diyen vampiri savunan laikçi birine rastladım. “Manda gibi kalındı utanmazın derisi; Suratına tükürdüm, yok mu dedi gerisi!”

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle