• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Algılarla mahkûm edilen insanlık/1

01 Şubat 2023
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

 

Fahişelerin namus dersi verdikleri, algıların hakikatin önüne ve yerine geçirildiği haksız ve hukuksuz bir çağda, bir coğrafyada yaşıyoruz. Asrımızda bilginin çok hızlı şekilde toplanması, işlenmesi ve aktarılması, bireylerin mahremiyet, rahatsız edilmeme, anonim kalma ve lekelenmeme gibi özellikle manevi varlığına ilişkin haklarını tehdit eden algılar, hakikatin önüne geçmiş bulunmaktadırlar. Bu durum, haksız ve hukuksuz bir şekilde insanı ve insanlığı mahkûm etmektir.

Hakkın inkâr edildiği, hukukun hiçe sayıldığı, adaletin hafife alındığı toplumlarda algılar kanun, kanunlar da hukuk olur. Tabii ki böyle bir şeyi kabul etmek, insanlığa kötülük olur. Kanun devleti ile adalet ve hukuk arasındaki keyfiyet farkını değişik açılardan tahlil etmek mümkündür. Fransız filozof Montaigne, yüzyıllar önce (16. Yüzyıl’da) kanunların haksızlıklara sebep olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir:

“Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çoğu kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir.” (Montaigne, Denemeler, Sh: 29, İst/ 1974) Hukukun yokluğunda her kanun bir Karun’dur. Karunlukta düşeni yemek ise kanundur!

Hukuk devletinin yokluğunda, kanun devletinin de varlığında yargılamalar mahkemelerde değil, kamuoyu baskısı altında televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medya organlarında yapılıyor, kararlar da bu alanlarda veriliyor. Herkesin savcı ve hakim olmaya soyunduğunu gizlemek mümkün müdür? Algıların baskısıyla gerçekleşen yargılamalarla, hukuk güvenliği sağlanamaz. Bakınız Türkiye’de “Altı yaşındaki kız çocuğunu evlendirenler en ağır cezaya çarptırılmaldırlar” sloganıyla yola çıkanların etkisinde kalarak onsekiz yaşından küçük kızlarla cinsel ilişki yaşayan sözüm ona meşhur kimseler sorgulanmazken Allah’ın emriyle ve Peygamberin kavliyle nikâh kıyarak yuvasını kuran insanları tecavüzcü ilan etmek ve zindana atmak, hukuk nizamına vurulan en büyük darbedir. Bunun zaruri sonucu tek kelimeyle şudur: Nikâh kıymak suç, zina etmek ise serbesttir.

Günümüzde hakkı inkâr eden, hukuku hiçe sayan, adaleti hafife alan ve kendi keyiflerini kanun haline getirip hukuk diye dayatmayı marifet zanneden satanist çevreler, insanlar arasında fitne ve fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber etmiş bulunmaktadırlar. Şunu bilelim ki; İslâm’da altı yaşındaki kız çocuğuyla nikâh kıyılır diye ne bir kural ve ne de bir kaide vardır. İslâm’a inanmış insanların yanlışları, İslâm’ın hükmü sayılmaz. İslam’a göre, bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal olgunluğa erişmeden, aile kurmanın anlam ve sorumluluğunu idrak edecek rüşt yaşına gelmeden evlendirilmeleri söz konusu olamaz. Bunun aksini iddia etmek, çocuk istismarı olur. Çocuklarımız bizim en hassas emanetimiz ve dokunulmaz değerimizdir. Çocuk haklarının korunması ve hayatın her alanında çocuğun yüksek yararının gözetilmesi dini, hukuki ve insani bir sorumluluktur. Çocuklarımızı her türlü şiddet ve istismardan korumak hem toplumsal hem de insani ve İslâmi vazifemizdir. Zira çocuğun örselenmesi, insanlığın ve Müslümanlığın yara alması anlamına gelir. Dinde olmayanı dindenmiş gibi gündeme getirmek ve onun üzerinden de dine ve dindarlara saldırmak, Ebu Cehil’likten başka bir şey değildir.

Çocukların cinsel ihtiraslar uğruna istismar edilmeleri, dinimizin yasakladığı bir durumdur. Anne ve babalar zengin bir damat, zengin bir kayınpeder veyahut da evde yeniden yüzümüz mal görsün, biraz para bizde kalsın gibi, birtakım dünyevi menfaatler uğruna kız çocuklarını feda ediyorlarsa, evvela bu anne ve babaların dindarlıkları, Müslümanlıkları tartışılmalıdır. Nikâh, evlilik hususunda bir Müslümanı batıdan getirilmiş batıl ve atıl kanunları değil, ahkâm-ı şer’iyye bağlar. Ahkâm-ı şer’iyyeye bağlı kalarak evlenen Müslümanları tecavüzcü ilan etmek, dünyanın en büyük iftirasında bulunmaktır. Tabii ki, kendilerini mutlak manada hüküm koyucu (bir anlamda ilah) olarak gören insanlardan ahkâm-i şer’iyyeye itibar etmeleri beklenemez. Bunlar her yerde ve her zaman şerli olana kurban, şer’i olana da düşmandırlar.

Geçimleri beleş, hayatları leş olan müstekbirler tarafından kurgulanan algıların/yalanların medya eliyle normalleştirilmesi, şahsi kanaatlerinin, gayr-i meşru arzularının kamuoyunu yönlendirmede hakikatten daha belirleyici olmasını arzu edenlerdir. Bunlar, hakiki manada insan ve insanlık düşmanlarıdır. Türkiye’de çocuk istismarında zirvede olanların çocukların haklarından bahsetmeleri garip bir durumdur. Din adına çocukların nikâhlarının kıyılmasının gerekliliğini savunanların ya dinin mana ve mahiyetinden haberleri yoktur, ya da mefsedeti maslahat zannediyorlar. Dinde delili olmayan şeyleri din adına ileri sürenler, akli dengelerini kaybetmiş delilerdir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okır

Hocam bu kefere iyicene azdı doğal gaz değil kuran yakmaya başladı islam alemi hala başsız halife olmayıncası bunnar geleyor başımuza

ADİL

ALLAH RAZI OLSUN HOCAM ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ BİZLERDE BİR SÖZ VARDIR DÜŞMANA GEREK YOK ANA KARDEŞİMİ DOĞURMUŞ (TA ANLAMIYLA DOĞRU OLMASADA)EVET BİZ MÜSLÜMANLAR ÖNCE KARDEŞLİĞİMİZİ BİLECEĞİZ
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23