10 yılda 15 milyon genç yaratma projesi Tevhid-i Tedrisat
Türkiye’de hilafetin ilgasından sonra Firavun’un yasası ile Musa’nın Asası karşı karşıya gelmiştir. Bu karşı karşıya gelmenin neticesinde Asasız Musa’lar, Yasalı Firavunlara yenik düştükleri için Şeriat, Hakikat, Ümmet ve Hilafet düşmanı Keyfî, Küfrî ve Cebrî kadrolar, kanlı kanunlarla, masal kaynaklı yasalarla Müslümanları dinsiz ve imansız kılmak için girişimler başlatmışlardır. İşte bu girişimlerden birisi de Tevhid-i Tedrisattır.
Tevhid-i Tedrisat, bir kanundur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan ve ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekaleti’ne (Milli Eğitim Bakanlığı’na) bağlanmasını öngören bir yasadır. Bu yasanın Tevhid kelimesi ile başlaması, tamamen Müslümanların tepkisini aza indirmeye, Müslümanları kandırmaya matuf ince bir tuzak kurgusudur.. Tevhid kelimesi ile Müslümanları aldatmak, “Allah ile aldatmanın” başka bir şeklidir.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, “10 yılda 15 milyon genç yaratma projesi”nin bir neticesidir. Bu proje, yeni bir proje olmayıp Mekke cahiliyyesinde yaşayan Mekke Şirk Devleti’nin eğitim ve öğretim sorumlusu Nadir b. Haris’in projesidir. Bakınız Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, lehvel hadis/ eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” (Lokman Sûresi/ 6)
Elmalılı Hamdi Yazır (rh.a) lehvel hadis’i insanı oyalayan, işinden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, masallar, romanlar ve tarih kılıklı efsaneler, vs. olarak tanımladıktan sonra bu ayetin iniş sebebinde şöyle denildiğini belirtiyor: Nadir b. Hâris ticaretle Faris’e (İran’a) gidiyor. Acemlerin hikâyelerini, efsane kitaplarını getiriyor ve bunları Kureyş’e okuyarak: ‘Muhammed, size Âd ve Semûd hikâyeleri söylüyor. Gelin ben size Rüstem’in, İsfendiyar’ın, Kisraların hikâyelerini anlatayım’ diyor ve bu şekilde birçoklarının Kur’ân dinlemesine engel oluyordu.(Hak Dini Kur’an Dili/M. Hamdi Yazır, C: 6, Sh: 29) Kur’ân’la bağını koparmış ipsiz, asılsız bir nesil yetiştirmeye çalışan, temeli vahye dayanmayan her eğitim ve öğretim şekli Lehvel hadis/laf eğlencesi hükmündedir. Dolayısıyla Tevhid-i Tedrisat, yasalı asılsız bir masaldır. Hedefi; müşrik rejime uygun insan yetiştirmektir. Bakınız Türkiye’de.‘10 yılda 15 milyon genç yaratma’ projesi olan Tevhid-i Tedrisat ile medreseler kapatılmış, dine dayalı eğitim ve öğretim sistemine son verilip ‘tek tip’ insan yetiştirmenin temelleri atılmıştır. Bunun yanında misyonerlik çalışması yapan azınlık okulları da bu yasadan –herhalde gereksinim kalmadığından- nasibini almış ve kapatılmıştır. Tevhid-i Tedrisatla birlikte açılan yeni okullarda 5-6 yıl içerisinde din dersi kaldırılmış ve lehvel hadis hükmünde bir öğretim programı uygulanmaya başlamıştır. 1939-1948 yılları arasında din derslerinin hiç yer almadığı bir örgün eğitim dönemi yaşanmış, daha sonra din dersleri yürürlüğe tekrar girse de din, devletin uygun gördüğü kadar öğretilmiş ve günümüze kadar devam eden lehvel hadis öğretim sisteminde bir aksama meydana gelmemiştir. Tevhid-i Tedrisat ile dayatılan şirke dayalı eğitim ve öğretimin amacı; ‘vatandaşa, devletin razı olacağı davranışları kazandırmak’ şeklinde tarif etmek mümkündür. Görüldüğü gibi resmi ideolojiyi esas alan her devlet, varlığını sürdürebilmek için lehvel hadis eğitime önem vermek zorundadır. Dolayısıyla Müslümanların İslamî eğitimi yaygınlaştırması, ‘Farz-ı Ayn’ olan ilimleri mutlaka öğrenmesi elzemdir. Zihinleri lehvel hadis ile bulandırılmış Müslüman çocukların Darû’ll Erkam’larda arınıp Ömerleşmesi en büyük mücadelemiz olacaktır. Aksi takdirde münkir ve müşrik bir neslin yetişmesine biz de katkıda bulunmuş olacağız.
İnsanlık tarihi, hak batıl kavgasının bir tutanağıdır. Medeniyet tarihinin Adem(a.s)’le başlayan ve Rasul-i Ekrem(s.a.v) Efendimiz ile zirveye ulaşan hak-batıl mücadelesi olduğu malumdur. Her dönemin Fir’avunları, Ebu Cehilleri olması da bu mücadelede batıl’ın üzerinde düşeni yapmasıyla açıklanabilir. Batıyı kıble edinmiş Keyfî, Küfrî ve Cebrî kadro, Kur’an’a ve Kur’anî eğitim sistemine tahammülsüzlüğünü açıkça ortaya koymuş ve 3 Mart 1924 tarihli yasa paketinde hem hilafeti ilga etmiş hem de hilafet nedir bilmeyecek, bilse de bütün benliğiyle hilafete karşı çıkacak nesiller yetişmesi için Tevhid-i Tedrisat kanununu çıkarmıştır. Yeryüzünde hiçbir siyasi iktidar ve devlet, kendi siyasi hedeflerini ve cari olan rejimini tehdit edecek müesseselerin kurulmasını kabul edemez. Oyunun kaidelerini koyan, oynanma şeklini tespit eden, kendisini kazançlı çıkaracak hususları en ince ayrıntılarına kadar hesaplamak zorundadır. Esasen devlet adamlarının ve bürokratların üzerine titredikleri ve asla değiştirilemeyeceğini ileri sürdükleri ‘Tevhid-i Tedrisat’ kanununun temel hedefi de budur.” (Medeni Vahşet/Hüsnü Aktaş, Sh: 28-29) Resmi ideolojinin yeminli tarihçileri tarafından yazılan galip olanların putlaştırıldığı, mağlup olanların ise ihanetle suçlandığı bir vesvese destanı olan tarihin dersleri okutulmaya başlanmıştır. Rasûlüllah(sav)’ın ayakları altına aldığı cahiliye kalıntısı kavmiyetçilik zehri Müslüman halka zerk edilmiştir. Kur’ân düşmanları o derece ileri gitmiştir ki; Kur’ân, “Ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır?”(Fussilet Sûresi/ 33) sorusunu sormasına rağmen Ebu Cehiller, ‘Türklerdenim diyene ne mutlu’ demiş ve dedirtmişlerdir. Tabii ki, resmi ideolojinin yeminli tarihçileri hoş görmese de biz Ebu Leheb’ler için ve onların takipçileri için “tebbet yeda” “elleri kurusun” demeye, bunlara karşı, zulme, zalimlere karşı nefret söylemine, ilahlık taslayanlara “la ilahe...” demeye devam edeceğiz. Bizim İlahımız ve Rabbimiz sadece Allah’tır. Allahû Teâla’nın razı olacağı davranışları insanlara kazandırmak, mücadelemizin özü ve özetidir.







