• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Murat Alan
Murat Alan
TÜM YAZILARI
06 Aralık 2019

Bir operasyonun perde arkası..

 

Euronews’te bir haber dikkatimi çekti..

Başlığı şöyle: “Tarihte bankalar arası en büyük altın transferlerinden biri hızla ve sessizce gerçekleşti: 100 ton.” 

“İngiltere Merkez Bankası Polonya’ya 100 ton altın sevk etti.”

“Ne var ki bunda” değil mi?

İki ülke arasındaki finansal hareket işte..

Öyle mi gerçekten?

AB’ın yayın organının anlattığı kadar masum bir işlem mi?

Biraz araştırınca altından neler çıktı neler..

Meğerse “hızlı ve sessiz” denilen altın operasyonun perde arkasında 80 yıllık bir soygun varmış.

Anlatalım hemen..

Yıl 1939..

1 Eylül 04.45..

Alman savaş makinesi Polonya’ya saldırır..

Nazi birlikleri bir günde Polonya dış savunmasında 3 koca delik açıp ülke içinde ilerler..

Polonya Hükümeti, Nazilerin hızını görünce ülkenin tamamen işgal edileceğini anlar ve İngiltere’den yardım ister..

İngilizler “Şu an askeri anlamda destek veremeyiz size ancak hazinenizde bulunan altın ve parayı gönderirseniz işgal sonlanana kadar korumaya alabiliriz. Almanlar gidince de paranızı geri alırsınız” derler..

Bekle alırsınız kesin..

Savaşın başlamasından 3 gün sonra, 4 Eylül’de Polonya’nın, 100 ton altını  Romanya ve Türkiye üzerinden Londra’ya kaçırmasına karar verilir.

Altınlar parça parça yola çıkınca Amerikalılar devreye girer.

İngiltere’ye, “Hoopp bu kadar büyük lokmayı tek başınıza yiyemezsiniz” denilir.

1943 yılında ABD ve İngiltere, Polonya hazinesini üç merkez bankasında tutulmak üzere anlaşır. Ottawa’daki Kanada Merkez Bankası..

New York’taki Amerikan Merkez Bankası..

Londra’daki İngiltere Merkez Bankası..

Hitler’in işgal ettiği ya da etmeyi düşündüğü ülkelerin servetleri bu şekilde İngiltere ve Amerika tarafından sözde güvence altına alınır.

Savaş biter ama Polonya bir türlü altınlarını geri alamaz..

Bir sürü gerekçe uydurur müttefik yamyamlar..

Euronews’in o masum haberine bir de bu açıdan bakın..

O şahane altın transferinin aslında nasıl bir hırsızlık olduğunu görün.

Pisliği Hitler yüklenir..

Acıyı işgal edilen ülkeler çeker..

Keyfini ise bir avuç Siyonist tarafından yönetilen New York ve Londra’daki küresel çete sürer..

Yıllarca komünizim ve Sovyet baskısı altında kalan Polonya 100 ton altınını ancak 80 yıl sonra geri alabilir..

Polonya’nın işgaliyle devreye giren, “öcüleştir, savaş, savaştır ve sömür” planı tıkır tıkır işler..

Bu plan hâlâ güncel..

Bir bölümünü kurtarsa da Almanya’nın da altın rezervinin önemli bölümü hâlâ ABD’de..

Sıkıysa çekmeyi denesin..

Türkiye için de durum daha düne kadar aynıydı.

2. Dünya Savaşıyla başlayan sömürü düzenin Türkiye ayağını Başkan Erdoğan yıktı.

“Altın rezervlerimiz neden New York ya da Londra’da yatıyor? Kendi merkez bankamız ne güne duruyor?” dedi ve alın terimizin külçe karşılığının Türkiye getirilmesi talimatını verdi.

Bu talimat verilince önce Gezi, sonra 17/25 Aralık yargı darbesi devreye girdi.

FETÖ’cü polisler tarafından durdurulan altın yüklü uçakları hatırlayın..

Bunun sadece İran ile ilgili olduğunu mu sanıyorsunuz?

15 Temmuz kanlı darbesi de başarısız olunca altın operasyonumuz hız kazandı.

Tonlarca altın önce ABD’den İngiltere’ye kaydırıldı..

Sonra Türkiye’ye..

Resmi kayıtlara göre 2017’de İngiltere Merkez Bankası’nda Türkiye’ye ait 394 ton külçe altın bulunuyordu.

2018’de ise bu rezervin 297 tonu Türkiye’ye getirildi.

Bu operasyon hızla devam ediyor.

Bir dönem küresel çetenin kullanımına sunulan 400 tondan fazla Türkiye Cumhuriyeti altını, Merkez Bankası ve Borsa İstanbul tarafından kullanılıyor.

İşte Batı bunu hazmedemiyor..

Başkan Erdoğan’a yönelik her türlü operasyonun arkasında bu hazımsızlık var.

Uluslararası kamouyunda sıkça işlenen diktatörlük iftirasının da, yolsuzluk yalanının da geri planında bu hazımsızlık var.

Küresel sömürü düzenine baş kaldırış sonrası, kamuoyu algısını yönetmek için bu iki yalan üzerinde yoğunlaşıldı.

“Diktatör” iftirasını millileştirme operasyonlarını illegal göstermek için dillendiriyorlar.

Yolsuzluk ve hırsızlık yaygarasını ise bu operasyonun Türkiye için değil, Başkan Erdoğan’ın şahsi çıkarları için yapıldığı algısını oturtmak için kullanıyorlar.

Man Adası yalanı da, İsvçire’deki sözde banka hesapları iftirası da, Wikileaks belgeleri de, yereldeki basit yolsuzlukların köpürtülüp, AK Parti Hükümetine ve dolayısıyla Başkan Erdoğan’la ilişkilendirilmesi de aynı operasyonun parçası.

Coni’nin, Toni’nin, Hans’ın bu operasyonlarını anlıyorum ve ahlaklı olmasa da mantıklı buluyorum..

Amaçları Türkiye’yi zayıflatmak..

Ama adı Kemal, Ahmet, Davut, Ali, Abdullah, Mehmet olanların, aynı dili konuştuğumuz, aynı havayı soluduğumuz insanların bu operasyonlara alet olmasını, en azından operasyoncularla aynı hizada görünmesini anlamıyorum..

Aynı argümanlarla saldırmalarını kabullenemiyorum..

Selâmetle..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yeni Türkiye Vatandaşı

Bu hainlere neden maddi ve manevi zulüm yapılmıyor? Biz de bunu anlamıyok? Mesela o çoook meşhur İstiklal mahkemeleri on beş Temmuz daha beri halaaaa devreye girmiş değil. Bir tane bile it gebertilmedi. Anlamıyok? Parti kütüklerinde neden hainlik yapacaklar için ölüm maddesi yok anlamıyok? ANLAMIYOK??? He He o eski vatandaş değiliz...
  • Yanıtla

Benim yorumum

Yazınizı begendim İngiltere ve ABD nin ne olduğunu harika anlatmışsınız bizler onların ne mal olduğunu zaten biliyoruz sayın Cumhurbaşkanının yaptıklarını mücadelesini takdirle ve dualarla destekliyoruz Ama bu yapılanlar hırsızlıgi güç bendeciligi haksızlığı şımarıklıgı hoş karşılamamız için neden değil Akp bozuldu onlar yüzünden müslümanlara laf söylüyorlar ve bizler ćok üzuluyoruz
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23