Din tacirleri, yanlış devlet politikaları ve siyasiler…
Din tacirleri, yanlış devlet politikaları ve siyasiler…
MEHMET KOÇAK
13 Ağustos 2026 tarihinde Süleymancılara, ardından 19 Ağustos’ta Furkan Vakfı olarak bilinen yapıya yönelik operasyon yapılması, tarikat ve cemaatler tartışmasını yeniden ülke gündemine taşıdı.
Mesele tarikat veya cemaatlerin varlığı değil; operasyonların hedefi, din adına devlet içinde güç devşiren, ekonomik imparatorluk kuran ve siyaseti yönlendirmeye çalışan yapılara karşı hukuku işletmektir.
Çünkü bir vatandaşın inanması, ibadet etmesi, dinî eğitim alması veya dinî amaçlarla bir dernek ya da vakıfta faaliyet göstermesi demokratik toplumda korunması gereken özgürlüklerdir. Fakat bu yapılar; din kimliğini kullanarak dernek ve vakıf görüntüsü altında ekonomik-ticari ve siyasi olarak büyük bir güce ulaştı.
Mensuplarına siyasi tercih telkin ediyor, devlet kurumlarında kadrolaşmaya çalışıyor ve de kamu kaynaklarından ayrıcalıklı biçimde yararlanıyorlar.
Ayrıca kendilerine yönelik hukukî denetimi ise “düşmanlık” olarak nitelendirdikleri gibi siyasileri veya hükümeti açık ya da örtülü biçimde tehdit edebiliyor.
Kısacası bu tarikat ve cemaatler, ‘devlet içinde devlet’ gibi davranmaya başlıyor.
Gelinen noktada; artık tartışılması gereken konu din özgürlüğü değil, hukuk devleti ve kamu düzenidir.
Nitekim son operasyonlarda elde edilen bilgi ve belgeler gösteriyor ki; istismarcı tarikat ve cemaatler eğitim, ticaret, siyaset ve bürokrasiyle ilişkilerinde hatta ülke dışında kurdukları ağlar endişe verici boyutlara varmıştır.
Çünkü bugün bu örgütler, sadece kendi örgütlenme kabiliyetlerinin değil, yanlış devlet politikaları, dönem dönem farklı siyasi iktidarların oy hesabının, toplumsal destek arayışının da büyük etkisi inkar edilemez.
*
Yanlış Devlet politikaları…
Din istismarıyla güç olma ve iktidarı gücü nisbetinde yönlendirmek, ayrıca devletin kurum ve kuruluşlarına sızma girişimleri her dönemde olmuştur.
Ancak, burada suçu sadece tarikat ve cemaatler ile siyasilerde aramamalı. Çünkü, buna fırsat veren devlet sistemi ve uyguladığı yanlış politikaları o örgütler kadar sorumlu ve suçludur.
Nitekim, devletin temel ilkeleri ve yönetim biçimini belirlerken, yanlış dini inanışlar ve yapılanmalar bahane edilerek, dinin temel esasları yok sayıldı. Tek adam rejimi ve tek parti dönemi ile vesayetçi dönemlerdeki yasaklamalar, baskılar ve de ötekileştirici politikalar, inançlı kesimlerle devleti kuran iradeyi karşı karşıya getirdi.
Bugün istismarcı tarikat ve cemaatler; inkar, reddi miras, baskı ve dini değerleri yok sayma gibi yanlış devlet politikaları üzerinden çeşitli halk katmanlarında belli oranda kabul ve destek bulmuşlardır.
Eğer devlet ve geçmiş hükümetler, istismarcı din tacirleri ile samimi inanç kesimlerini ayırt etmiş olsaydı, sorun çözülür ve bugün bu sorunla karşı karşıya kalmazdık.
Kurucu irade yeni bir devlet inşa ederken benimsenen düzen, kural ve hukuk sisteminin oluşturduğu yeni nizamın yanlışlarından ise maalesef hâlâ gerçek anlamda kurtulmuş değiliz.
*
Operasyonlar geçmişin zulüm döneminin bir devamı değildir…
Bugün bazı tarikat ve cemaatlere yapılan operasyonları geçmişteki zulüm döneminin devamı olarak görmek son derece yanlıştır.
Geçmişte İslam dininin temel doğruları yok sayılarak tüm inançlı kesimler hedef alınmıştı. Bugün ise sadece bid’atçı ve hurafeci din tacirlerine yönelik operasyonlar düzenlenmektedir.
Aradaki fark, göz ardı edilmemeli.
Sadece bir tarikat ve bir cemaate yönelik değil, İslam ve Müslümanlara zarar veren milli iradeye ve devlet otoritesine meydan okuyan tüm örgütler operasyon kapsamına alınmalı, milli ve yerli teşkilatlar ile devletine bağlı samimi Müslüman kesimlerin buluştuğu tarikat ve cemaatlerin ise yolu açılmalıdır.
İşte o zaman din tacirliği ve istismar son bulur ve işte o zaman demokrasi bahçesinde güller açar…