Böyle geldi ama, böyle devam etmeyecek...
‘İnsan hakları, ifade ve basın özgürlüğü ile yargının bağımsızlığı’ başta olmak üzere bazı kelimeler ve cümleler, kimi ülkeler tarafından asıl anlamları dışına çıkılarak kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullanılmaktadır.
Mesela laiklik:
Devlet yönetiminde herhangi bir din referans alınmaz.
Devlet dinler karşısında tarafsızdır.
Ancak ülkemizde yıllar yılı laiklik adı altında din düşmanlığı yapıldı ve inançlı kesimler baskı altında tutuldu.
Ayrıca:
Terör, terörist ve terörle mücadele gibi anlamları çok açık ve net olan bu cümle ve kelimeler de istismar edilmektedir.
Bazı ülkeler kendileri ile işbirliği içinde olan ve kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları terörist ve terör örgütlerini sahipleniyor ve koruyorlar.
Almanya ve AB üyesi ülkeler ile ABD “Kendi ülkelerinde eylem yapmadıkları ve kendileriyle işbirliği içinde oldukları durumunda terörist değil, özgürlük savaşçılarıdır” anlayışı içinde hareket ediyorlar.
Bugün demokrasi ve hukukun üstünlüğünden dem vuran Avrupa ülkelerinde Türkiye tarafından aranan binlerce terörist bu anlayış çerçevesinde himaye ediliyor ve faaliyetlerine göz yumuluyor.
Amerika ise daha önce kendi kontrollerinde ete kemiğe bürünen DAEŞ’i karşı mücadele için PKK’nın Suriye kolu PYD-YGP gibi terör örgütlerini silahlandırıyor.
Ne hazindir ki:
Yıllarca terörü himaye edenler Türkiye’de gerçekleştirilen her terör saldırısı sonrasında olduğu gibi İstanbul’daki o kanlı terör saldırısı sonrasında da utanmadan, arlanmadan “Teröre karşı Türkiye’nin yanındayız” diyorlar.
ÇIKARLAR UĞRUNA
İLKELER VE DEĞERLER
HİÇE SAYILIYOR
Diğer bir örnek ise: Realpolitik kelimesidir.
Latince ve Yunanca kökenli iki ayrı cümleden oluşan ‘realpolitik’ kelimesi ‘Gerçekçilik Politikası’ anlamına gelmektedir.
Ancak günümüzde gerçeklik ile politika bir arada tartışıldığında doğruluk, dürüstlük ve ahlaki değerlerden bahsetmek zorlaşıyor.
Günümüzde sadece yerelde değil, küresel düzeydeki politik davranış biçimlerinde ‘realpolitik’ başlığı altından ahlak ve güveni sarsacak şekilde siyasi manevralar yaşanmaktadır.
Nitekim:
Dost diye bildiğimiz ve Nato içinde müttefikimiz olan ülkeler, maalesef ‘realpolitika’ adı altında ülkemize karşı ihanet derecesinde bir politik tavır içindedirler.
Hedefleri Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp tavizler koparmaktır.
Bir hatırlatma:
…1980’li yıllarda Fransa, İsveç ve Norveç Türkiye’deki insan hakları ihlalleri, basın özgürlüğü ve yargının siyasallaştığını ileri sürülerek Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmesi için Strasburg’da dava açmıştı.
Onlar bu davanın açılış sebeplerini sıraladıkları ‘Türkiye’nin realpolitik raporu’nu kamuoyuna bir ortak basın toplantısıyla duyurmuşlardı.
Zamanın Başbakanı rahmetli Özal, gizli bir pazarlık diplomasisini başlatır ve gidişat bir anda değişir.
O pazarlıklar sonucu Türkiye’nin açmış olduğu ihalelerde Paris’e ‘Airbus’ uçak, Stokholm’e Metro, Oslo’ya ise deniz otobüsleri ihalelerini vermiş oldu.
Aslında Türkiye bu ihaleleri çok daha ucuza ve daha iyi şartlarda başka ülkelere verebilirdi ama gel gör ki, ‘realpolitika’ devreye girmişti bir kere.
Bu ülkeler, Fransa, Norveç ve İsveç, aldıkları bu ihalelerin karşılığı olarak Türkiye’ye açtıkları davayı geri çektiler.
Görüldüğü gibi her üç devlet de çıkarları uğruna siyasi ahlak ve demokratik değerleri hiçe saymışlardı.
Şimdi aynı ‘realpolitika’larla karşı karşıyayız.
İnsan hakları ihlalleri, basın özgürlüğü, yargının siyasallaşması Türkiye’nin realpolitik raporları Almanya’nın öncülüğünde seslendiriliyor…
Almanya’nın Ermeni soykırımı tehdidi ve bölücü ihaneti himaye etmesi o gizli oyunun bir parçasıdır.
Hedef,
Siyasi tavizler ve yeni ihaleler kapmak ve Almanya’yı en çok rahatsız eden 3. Havaalanı projesi başta olmak üzere Türkiye’yi 2023 hedeflerini engellemektir.
TÜRKİYE; ESKİ
TÜRKİYE DEĞİL…
Ama bu sefer duvara çarptılar.
Çünkü korkutarak ihaleler kapma devri kapandı.
Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı Almanya parlamentosunda onaylanınca Türkiye, Alman siyasi heyetine İncirlik üssüne girişine müsaade etmedi.
Bu tavrıyla Türkiye, Almanya’yı farklı teklif ve pazarlıklara mecbur etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AB ile ilişkilere devam edip etmeyeceğimizi halka götürürüz. Referandumdan çıkacak sonuca göre hareket ederiz” şeklindeki resti ile “böyle geldi ama böyle devam etmeyecek” mesajını vermiş oldu.
Türkiye, elbette bir Nato üyesidir.
Siyasi ekonomik ile stratejik ilişkilerimiz nedeniyle her zaman olduğu gibi sorumluluğumuzun gereğini yaptık yapmaya da devam edeceğiz.
Ancak bize müttefiklerimizden aynı sorumluluğu beklemek hakkımızdır.
Unutulmasın ki; güçlü bir Türkiye dost ve müttefik ülkelerin de menfaatinedir...
AB, Türkiye’ye rağmen yerine, Türkiye ile beraber yeni bir vizyon geliştirirse işte o zaman AB, küresel bir güç olabilir.
Not: TERÖRÜ LANETLİYORUM.
AZİZ MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN…







