• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Sınırı aşan köpek olsaydı!

29 Eylül 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

Hüseyin Efendi on beş yıldır Cilvegözü Sınır Kapısında çalışmaktaydı. Son günlerde belki de görev hayatının en sıkıntılı günlerini yaşıyordu. Suriye’de zalim bir diktatör halkının üzerine bomba yağdırıyor, kendi mezhebinden olmayan özellikle Sünni şehir, kasaba ve köylerini kan gölüne çeviriyordu.

Yıkılmış hanümanlar arasında yaralı veya sağ kurtulanlar çareyi kendilerine en yakın ülkelere kaçmakta bulmuşlardı ve bunun için bir hayli Suriyeli sınırları aşarak Türkiye’ye sığınıyordu.

Kitleler halinde, çocuk, yaşlı, kadın, erkek… 

Türk insanı ve Türkiye Devleti gelenlere sıcak davranıyor, Müslüman Türk’ün meşhur olan o misafirperverliğini, yardımseverliğini, alicenaplığını tüm dünyaya gösteriyordu. Gelenler ırkına, dinine, mezhebine bakılmaksızın kabul ediliyordu.

Biz atalarımızdan öyle gördük diyordu Hüseyin Efendi. Ne gördü isek, ne öğrendi isek öyle…

Kız anadan öğrenirmiş biçki biçmeyi, oğlan babadan öğrenirmiş sofra açmayı! 

Biz, kapımıza gelen misafiri, yoldan geçmekte olan yolcuyu ağırlamayı ve uğurlamayı babamızdan öğrendik…

Aylar geçtikçe bazı tatsız olaylar olmaya başladı. Milyonları bulan mülteci akını “Suriyeli Mülteciler, Afganlı Mülteciler, Iraklı Mülteciler…” denilerek bir kampanya başladı ülkenin her bir köşesinde… Mülteciler gitsin, ölsün, defolsun…

Hâlbuki Türkiye yıllardır bu mülteci akınıyla imtihan edilmekteydi. Almanya’da Nazi zulmünden kaçan Yahudiler, Yunanistan’dan kaçan Türkler ve Dönmeler, Bulgaristan’dan kaçan Türkler, Afgan/Rus Savaşından sonra Türkiye’ye sığınan Tatar ve Özbekler, Irak/İran ve Irak-ABD savaşında Türkiye’ye sığınan Türkmenler ve Araplar, Saddam’ın Halepçe Katliamı üzerine Türkiye’ye sığınan Kürtler… Şimdi de Suriyeliler akın akın Türkiye’ye geliyorlardı.

Ne hazindir ki bu gelişe, en çok vaktiyle Osmanlıya ve Türkiye’ye sığınan, kendilerine vatandaşlık verilen, eğitimli diye devletçe baş tacı edilmiş Dönmeler veya onların birinci derecede tesiri altında kalan siyasi, sosyal çevreler; basın, sanat camiası, iş dünyası karşı çıkıyordu.

Hüseyin Efendi günlük gazeteleri takip ettiği camlı bekçi kulübesinde bir gelenlerin perişan hallerini düşünüyor bir de bu karşı propagandaların sonucunda doğacak krizi.

Samit Bey, Cilvegözü Sınır Kapısına yeni atanmıştı. Koyu bir ırkçı olduğu anlaşılıyordu. Göreve gelir gelmez ilk ziyaret ettiği yer nöbetçi kulübeleri olmuştu. “Kuş değil, sinek bile uçmayacak içeri… Kimseyi almayacaksınız. Adam olsalar ülkeleri için savaşırlar da kaçmazlar…”

Gelir gelmez böyle talimatlar yağdırmıştı.

Korkuyordu onun için Hüseyin Efendi… Bugün kaç mülteci kapıya dayanacak da sığınma isteyecekti? Bugün ne sıkıntılar yaşayacaktı?

O sabah yine Samit Bey mesaiye başlar başlamaz kontrollere başladı. İlk geldiği yer giriş kulübesiydi. Talimatlar yağıyordu:

-Suriye’de yine bombalar patlıyormuş. Gelenler olabilir. Bir kimseyi içeri sokmayın. Canınıza okurum.

-Tamam efendim.

-Cesur olsalar, erkek olsalar ülkelerini savunurlar!

-Hakkı aliniz var efendim.

-Hepsi sürü bunların sürü… Şerif Hüseyin sürüsü…

-Efendim; gelenlerin önemli bir kısmı Türkmen veya Kürt!

-Bakma sen öyle dediklerine… Sürü bunlar sürü…

-Efendim, yaşlı kadın ve çocuklar geliyor; onlara dayanamıyoruz!?

-Ne demek dayanamıyoruz. Dayanacaksınız. Sinek uçmayacak sınırdan içeriye…

-Peki efendim

Hüseyin Efendi içinden dua ediyordu: “Allah’ım! N’olur bu gün gelmesinler. Bu adam çok zalim bir karaktere sahip. Zerre merhamet yok. Asla Müslüman olamaz, Türk de olamaz… Ne olur, gelmesinler. Vicdanım sızlıyor…”

Aradan bir süre geçmişti. Hüseyin Efendi, güneşin tam camdan kulübeye dik vurduğu saatlerde, gazeteleri karıştırırken eli çenesinde, dirseği yerde uyuklamıştı. Uykusu içinde bir hayvan iniltisi duyuyordu. Uyandı. Gördü ki kulübenin hemen sınır tarafında, duvar tarafına gelmiş, dilleri ağzından fırlamış, yanında dört yavrusu olan bir köpek… Merhamet dileniyor, ilgi bekliyordu. Yavruları annelerinin yanlarında dolanıyor, kimileri annelerini emmeye uğraşıyor lakin anne izin vermiyordu. Anne köpek bir oraya bir buraya çaresizce kıvranıyordu.

Hüseyin Efendi, hemen bir plastik bardağa su doldurup köpeğe götürdü. Önüne koyunca hayvan delirmişçesine suyu içmeye başladı.

Mutfaktan, önceki yemekten kalan kırıntılar aradı, buldu getirip köpeğe attı.

 “Bir sinek bile…” geçirmedi halihazırda… Ama köpeğin durumu çok vahimdi. Günlerdir bir şey yememişe benziyordu. Onu içeri almalıydı. Büyük kartonlardan kulübemsi bir yer yapmalıydı. Birkaç gün sonra Türkiye içine salabilirdi.

Samit Beye çıktı. Durumu arz etti. Samit Bey, “Tabi, hemen al. Hüseyin, bu kadar ufak işleri bana neden sorarsın. Bir kap bul, yemek ve su ver. Süt al, parasını ben veririm. Hayvanlar süt içsin… Ben de gelip bakacağım” dedi.

Hüseyin Efendi çok memnun kaldı bundan. “O kadar da merhametsiz değilmiş, baksana kırıntı merhamet varmış…”

Denilenleri yaptı. Samit Beyin de takdirini aldı.

İkindiye doğru… Bugün mesai sıkıntısız bitecek sanırken bir kadın, yanında beş çocuk… En büyüğü on yedi yaşında bir kız… Sınıra dayandılar… Arapça bir şeyler konuşuyorlardı. Yüzleri, başları toz toprak içinde. Çocukların yüzlerinde kirden katman oluşmuş. Bazılarının ayakları terlik bazıları çıplak…

Kapıya dayandılar. Kadın ellerini açarak himmet dileniyordu.

Hüseyin Efendi “Memnu, memnu…” dedi. Yasak, yasak. “La mafi duhul: Giriş yok.”

“Giriş yok. Merhamet de yok. Merhamet İmanlı insanda olur. Bacı! Köpek olsaydın şimdi içerideydin. Doğuştan kaybetmişsin davayı.

Bu memlekette kökü dışarıda Samit’ler var. O Samit’lerin emirlerini harfiyen uygulamak zorunda olan zabitler var.” Vesselam.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Gül fidan

20 sene öncesi Türkiye duru bir göl gibiydi...ve sonrasını da sen hitap etmişsin.....zaten.....

gül fidana cevap

Namaz kılmalarını hazmedemişsin anlaşılan ! sen namaz kılmadığın için kendini daha mı üstün görüyorsun ?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23