• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Her kavram yerine yakışır

14 Ağustos 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

 

Bir askerlik hatıramı anlatarak yazıma başlıyayım: 1990 yılında sekiz aylık kısa dönem çavuş olarak Tekirdağ Çorlu’da askerim. 

Otuz yaşımda askere gittim. Öğretmenlere tanınan tecil süresinin son haddi…

Yaş otuz, kendim de İlahiyatçı olduğumdan tanıyan askerler “hocam” diye hitap ediyor. 

Bu durum da beni hiç rahatsız etmiyor. 

Çünkü sivilde de bana en çok bu şekilde hitap edildiğinden, alışkınım.

Bir yağmurlu gün eğitim alanının yanında bulunan ve her bölüğün kendisine ait olan istirahat kulübesinde otururken bölük komutanı yüzbaşı bir ere bir şey sordu. Mesela: “Bunu kimden aldın veya bunu kim dedi?” gibi.

Er de beni gösterdi.

Yüzbaşı: Kim diye yineledi.

Er, hocam söyledi veya verdi…dedi.

Yüzbaşı, hoca kim diye sorunca er beni gösterdi.

Aslında yüzbaşı bana “hocam” diye hitap edildiğini mutlaka biliyordu. Fakat bana müthiş bir ders verdi:

-Çavuş, bu erler sana “hocam” mı diyorlar?

-Evet.

-Çavuş; bir savaşta bu erlerin hiçbirini hoca sıfatınla cepheye süremezsin lakin çavuş rütbenle ölüme bile gönderebilirsin. Her mesleğin kavramı yerinde kullanılmalı!

Hâlâ aklıma geldikçe verdiği bu ders için kendi vicdanımda yüzbaşıya teşekkür ediyorum. Ne kadar doğru. Her kavram yerinde, yakıştığı yerde kullanılmalı.

Adalet, adaletin olmadığı yerde ne kadar sırıtıyor değil mi?

Hak da, hakkın çiğnendiği yere hiç yakışmıyor.

Mesela: Cumhuriyet Halk Partisi… Cumhur desen yok, halk desen yanında değil veya her zaman kavgalısın halkla. Geriye bir parti kalıyor. Gece gündüz partidesiniz!

Ekrem İmamoğlu… 

Belki de hiç yan yana gelmemesi gereken iki isim. “Ekrem: Cömertliği bol olan.”

Var mı böyle bir şey? Yabancı ülkelerin elçilerine var. Millete yok.

 Ayhan Bahtiyar isimli bir vatandaş… İBB de bilgisayar operatörüydü. İmamoğlu geldi ve işine son verdiği yirmi iki bin kişiyle onu da işten çıkardı.

İki yıldır hâlâ tazminatını alamadı.

Reklama var, balığa, rakıya var ama işten çıkarılanlara yok.

İmamoğlu ismi yakışıyor mu? Hiç alakası var mı? Nerede Ekrem, nerede ikram, nerede cömertlik?

Kılıçdaroğlu “hiçbir işçi çıkarılmayacak” demişti. “Namus sözü” demişti. Namus sözü hiç yakıştı mı?

Prof. Faruk Erem’in “Bir ceza avukatının anıları” adlı eserinde anlattığı olayı hatırlayalım. 

Bir fahişe kadın mahkemede ifade verecektir. Hâkim sorar: Adınız?

Kadın cevap verir: Af edersiniz Hâkim Bey, fahişeyim.

Hâkim: Asıl sen bizi affet kızım.

Bedenin fahişesi olduğu gibi sözün de fahişesi olmaz mı?

Fahişeye “nâmussuz” deniyor yaygın ifadeyle. Ya sözün fahişesine ne demeli?

Nâmussuz kelimesi kime hakaret. “Nâmûs” kelimesini kimler kirletiyor?

Nâmûs, Cebrail Meleğin bir sıfatıdır. Varaka b. Nevfel onun için “O Muhammed’e gelen “nâmûs”tur demiştir. (Bak,Müsned I/312; Buhari “Bedü’l Vahy” 3…)

Nâmûs kelimesinin anlamı: “Kendine emanet edileni hiçbir şey eklemeden veya çıkarmadan olduğu gibi sahibine ulaştırmak, kendine verilen bir sırrı başkasıyla paylaşmamak, hayırlı sırların ortağı…”

Hayırlı sırların ortağı “nâmûs”, kötü sırların ortağı “câsûs” demektir.

Tam anlamıyla câsûs, Kamusu Türki’deki izaha göre şöyle: “Şerre dair ihbarı ve esrarı gizlice öğrenip haber veren kimse. Dil avcısı.”

Kılıçdaroğlu, nâmûs sözünü yerine getirmediğine göre ne oluyor şimdi?

Dil avcısı ne kadar güzel uyuyor. Hem İmamoğlu’na hem Kılıçdaroğlu’na!

Her ikisi de avdan döndükleri yok ama elleri boş. Ne varsa dillerinde var.

İstanbul güya dünyanın en ucuz kentlerinden olacaktı; en acûz kenti oldu; çöktü. Yirmi iki bin işçi işten çıkarılarak namus sözü çöktü.

Şimdiki konumu ile cumhuru olmayan, halka dayanmayan bir teşkilatın başında parti veriyor.

Eh, uyar…

Dil avcısı olduğu için sekiz payanda ile cumhurbaşkanı adayı olmaya kalktı. Diliyle onları avladı. Bir araya topladı. Bir gayeye müstenit olarak birleştirdi lakin golü kendi kalesinde gördü. Karşısındakiler ondan daha akıllı ve hünerli çıktı. Çünkü onlar el avcısı idi.

Şimdi bey konağında köpüklü kahve içiyorlar. 

Kılıçdaroğlu yediği golü çıkarmaya uğraşıyor kalesinden ama nafile.

Hâlâ da akıllanmamış, halkı tahrik ediyor. “Belen”lileri tahrik ediyor. “Hakkımı helal etmem, iki elim yakanızda olacak” diyor.

Yahu be adam; bir kuruşluk faydan olsun, emeğin geçsin, terin aksın da iki elinle değil iki ayağınla da yapış yakalarına.

Bir doğru sözün var, alkışlıyorum: “CHP’nin ilkelerine bağlı, partiyi ileri götürebilecek ve geçmişi temiz birisi olsa (görevi)yarın bırakırım.

CHP’nin hangi ilkelerine? Altı Ok’a mı?

Partiyi nasıl ileri götürecek? Senin gibi mi?

Geçmişi temiz? Kim o? CHP’de var mı öyle biri? Mesela ben çok merak ediyorum. Bul da getir. Bari bu güzelliği yap bu millete…

Akşener de oyundan çıkıp tekrar girdiği için çırpınıyor, mağlubiyetin hırsından camları tırmıklıyor; ona da nafile.

Allah bilir ama, yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara yavaş yavaş ellerinden uçarsa, CHP 1962/63 UEFA Kupası Altay-Roma maçı sonucuna dönecek. Altay’ın 10/1 kaybettiği maç.

Namus kelimesi de yerine uyar, casus kelimesi de…

Ama bazı isimler sahibiyle dertli, o bedende çırpınıyor, bazı bedenler isimleriyle dertli; ismiyle çırpınıyor, vesselam.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hatay

İdris hocam Halil Konakçının Hatay ile ilgili sözlerine karşı ne düşündüğünüzü gerçekten merak ediyoruz paylaşırsanız seviniriz

Süleyman

Sayın yazar "İstanbul güya dünyanın en ucuz kentlerinden olacaktı; en acûz kenti oldu; çöktü." diye yazmışsınız. Acuzluk konusunda kesinlikle size katılıyorum. İyi de bu noktaya varılmasının sorumlusu kim? 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23