• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Evlilikte rıza meselesi ve İmam-ı Azam

04 Ağustos 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

 

Miladi 699’da doğup 767’de ölen İmam-ı Azam Ebu Hanife büyük bir İslam Hukukçusudur. Rey Ehlidir. Yani içtihatlarında ayet ve hadislerin ışığında kendi görüşüne ağırlık vermiştir. Diğer üç mezhep ise Hadis Ehli’dir.

Bugün dünyada iki milyara baliğ Müslümanın bir buçuk milyarı Hanefi Mezhebine mensuptur denilebilir.

Talebeleri fıkıhtaki içtihatlarını “El İhtiyar” adıyla, akideye ait görüşlerini “El Fıkhu’l Ekber” adıyla, eğitim ve terbiye ile ilgili görüşlerini “El Talim’ül Müteallim” adıyla kitaplaştırmışlardır.

Pazartesi Rabbimize kavuşan kıymetli hocam, Türkiye’nin en iyi birkaç İslam Hukukçusundan biri, Prof. Mustafa Uzunpostalcı anısına yazdığım “Bir çınar göçtü dünyadan” yazısında bir hatıramı naklederken anlattığım “Evlilikte rıza meselesi” konusu bazı okurlarım tarafından (kasten) asıl bağlamından koparılıp çirkin üsluplara sokulunca bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

O okurlara rumuzlarıyla yazının sonunda cevap verilecektir. Lakin önce şu “evlilikte rıza” meselesi nedir, onu tekrar anlatayım.

Malum biz Müslümanlar tarih boyunca edep ve ahlaka çok önem veren bir dinin mensubuyuz. “Haya imandandır” hadisi baş tacımızdır. 

İmam-ı Azam, Hicri 150’lerde yaşadığına göre o yıllarda bile bu konuyu işlerken bir genç kızın psikolojik durumunu ne denli titiz düşünmüş, gözlemlemiş ve içtihadını yapmış ki; insaf ve ilim sahibi, adam gibi adam olanlar bugün bile şapka çıkarırlar bu içtihatlara.

Bir kız, Allah’ın emriyle evlenmek için istenildiğinde; şeriat, kızın görüşünü sorma, rızasını alma görevini babaya vermektedir. Baba, anne gibi müşfik karakteri ağır basan değil, daha vakur bir karakterde olacağı için kızın vereceği cevap da kesin sayılır.

Anneyi aldatabilir kız.

İlk evlililiğini yapan bir kız; ruhi yapısına göre veya anneye-babaya, ailesine bağlılığına göre pozisyon takınabilir. 

“Evet” veya “hayır” diyebileceği gibi susabilir, gülebilir, sessizce ağlayabilir… Bu; onun rızası olduğu fakat anne-babadan, kardeşlerden ve yuvadan ayrılığın yaklaştığı üzüntüsü üzerine sessiz sessiz ağladığı anlamına gelir.

Rızası yoksa “hayır” demesi veya yüksek sesle ağlaması, razı olmadığına bir karine kabul edilmiştir.

Bu hükümden sonra başka bir konu girmektedir devreye: Bir yerden atlamak, zıplamak, bir hastalık yüzünden bekareti izale olan kızların durumu nedir? Bunlar da evet derse, susarsa, gülerse, sessiz sesiz ağlarsa rızası olduğunu mu gösterir?

Evet, doğrusu da budur.

Peki diyelim ki zorla tecavüze uğramış ve ailesi tarafından eve alınmış veya bir günah işlemiş ve bir kez biriyle olmuş ve fakat farkına varılıp eve alınmış kızın durumu nasıl olacak? Ona da kız muamelesi yapılır demiş İmamı Azam. Çünkü o, bu bir olay yüzünden dul bir kadın gibi açıkça görüşünü beyan edecek kadar cesur değildir.

Dul kadına gelince; onun mutlaka “evet” veya “hayır” demesi gerekir. Çünkü başından bir evlilik geçmiş ve o, kız çekingenliğinden kurtulmuştur.

Bu içtihat kimi bağlar?

Hanefi Mezhebine mensup, edebiyle, hayasıyla, masumiyetiyle büyümüş bir kızı bağlar. Onun ailesini bağlar.

Peki bu yazıma “dam üstünde saksağan” rumuzuyla yazan ve güya İmam Hatipli olan okura hatırlatalım: Senin için değil bu içtihat. Üzülme. On kişi ile dolaşıp, on birinci ile babasının yanına gelip, bacak bacak üstüne atıp babasına yanındaki kapatmasıyla evlenme kararlarını açıklayan kızları ilgilendirmiyor bu içtihat… Sen, okudum dediğin okulun çöpü bile olamamışsın ki; İmamı Azam’a hadsiz ve edepsizce dil uzatıyorsun. Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle diyorum sana: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Olmaz ya; biri insan biri hayvan…”

“Okur” rumuzuyla yazan okurum ise bu içtihada “safsata” diyor. Evet bazıları için safsata haline geldi. Müslümanların kızları değerlidir.. Önlerine gelenle ilişki yaşamazlar.. Kıyafetleri ile konuşmaları ile ahlak timsalidirler.

Abdürrahim Karakoç’un ifadesiyle: “Etek topukta olur, seninki ta baldırda, Belli arı namusu unutmuşsun bıldırda… Baban tıraş olurken baksın ayna yerine, Hele sen şu mereti biraz daha kaldır da…” olan kızlara ve babalara ancak safsata demek düşer.

Biz öyle değiliz. Şükür ki bizim kızlarımız “Donsuz yıldızları edinme örnek, Kırk sandığa sığmaz bir kirli gömlek. ‘Namus’ için diyor en güzel örnek, Ceddinin yazdığı ferman ha bacım” (A.Karakoç) türküleriyle büyüdüler.

Başkaları pandora’nın yanında geziniyor olabilirler; bilemem.

“Çınar da odundur netekim” rumuzuyla yazan kişiye: Doğru yahu! Bilemedim. Çınar da odundur ama çınardır. Leş te ettir ama leştir. Domuz da hayvandır ama domuzdur.

“Huzur” rumuzuyla yazan ve hocamıza “asalak sülüğün tekiymiş…” iftirasını atan kişiye: Hocamızın memlekete ne kadar faydalı olduğu tartışma götürmez. Senin de ne kadar cahil olduğun yazını büyük harfle yazmandan, yazarken onlarca hata yapmandan belli. Ayrıca içinin necaseti diline vurmuş. Merhum hocamız dininin hizmetinde, ülkesini seven, faydalı olmaya çalışan bir insandı..  Allah rahmet eylesin. 

İnsanlar biyolojik olarak yürüyen, konuşan, düşünen varlıklar ama Ebu Bekir başka, Ebu Cehil başka… İbrahim Peygamber başka, Nemrut’u lain başka… Eren Bülbül başka Abdullah Öcalan başka…

İnsan kısım kısım, yer damar damar…

Kimi başlar üstünde taç, kimi ayaklar altında müsilac… Herkes duracağı yeri kendi belirliyor, vesselam.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sssss..

Ölümde sonunda gelecek sana ...yüreğim son bir kez atacak sana....bedenim toprakta yatacak ama....ben seni sevdikçe ölmeyeceğim....imam Gazali.....

Evetttt

Okurlarıyla kavgacl eden Akit yazarlarına Idris hocam da eklendi.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23