THY- Euroleague

Yabancılaşarak Yerlileşmek

31 Ağustos 2018 Cuma

Kapitalizm insanı eşyaya mahkûm etti. İhtiyaç fazlası her eşya, insanın “insanca yaşama hakkını elinden almakta ve inanç noktasında ciddi bir savrulma yaşanmakta.

Maalesef tam da “kendimize gelelim, yerlileşelim” derken, bu savrulmanın içerisinde bocalamakta ve yabancılaşarak yerlileşmeye kalkmaktayız.

Kapitalizmin boynumuza taktığı “daha çok kazan daha çok harca” baskısı, insani değerleri alt üst edip insanlığı arkasına itmektedir.

Mal-mülk insanla izah edilecek yerde, insan malıyla eşyasıyla tanınmaktadır.

Kişiliğimiz, kimliğimiz; varlıklarımızla, varlıklarımızın karakterimize yapıştırdığı sahte beden dilimizle anlatılmaktadır.

Eşyalarımız bize hizmet etmesi gerekirken, biz eşyalara hizmet etmekteyiz. Günlük hayatımızın her anı, ihtiyaç fazlası eşyalara bekçilik ve hizmetçilik ederek geçmektedir!

Bu şartlar altında yerlileşmek ve millileşmek mümkün mü?

Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, izlediklerimiz, benimsediklerimiz, sevdiklerimiz, okuduklarımız, konuştuklarımız hep bir yabancılaşma ablukası altında.

Yerlileşme ve millileşme hususu; devletten millete, milletten devlete herkesin üzerine düşeni yapma çabası, çağrısı ve mesaisi ne vakit ve nasıl neşvünema bulur bilemiyorum ama Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın çırpınışlarını gördükçe yüreğim yanmakta.

¥

Değer yargılarımıza yabancılaşarak yerlileşmenin mümkün olmayacağının haklılığını, Nurettin Topçu’dan bir tespitle anlatmaya çalışalım.

“Bugün Fransız ve İtalyan milliyetini Katolik inancından, Türkü Müslümanlıktan ayırmak imkânsızdır.

Bu suni ve zoraki bir tasavvur olur. Denemelerin muvaffakiyetsizliği de meydandadır.

Çünkü İslam, yalnız secde halinde değil, secdeye eğilen başımızdadır.

Yalnız camide değil, ezan sesleriyle dolan evlerimizdedir.

Yalnız Kur’an’da değil, onunla nurlanan yüzlerimizdedir. Onu imhaya çalışanlar, bilmelidirler ki, bu ev yıkılmaz; bu baş koparılmaz; bu yüz, yüzlerimizden çalınmaz”.

¥

Batının modernite adına üzerimize saldığı hastalıkların tümü, merhum Topçu’nun izah ettiği vazgeçilmezlerimizi vazgeçilir hale getirme gayretidir.

Tarihimiz içerisinde meydana gelmiş bulunan inanç merkezli; örf, adet, gelenek ve değer yargılarımız bizim gerçek ruhumuzdur.

Nasıl ki, bir insan başkasının aklıyla, vicdanıyla, kalbiyle yaşayamaz ve bunu öncelikle ruhu reddederse, hiçbir millet de başka toplumların inançları altında yaşayamaz ve onlardan birisi olamaz. Bunu anlamak çok zor değildir.

Yine Topçu’nun ifadesiyle;

“Hayatımızı hâkimiyeti altına alan milli kültürümüz, bizim gerçek sahibimizdir. Biz onun zaruri kıldığı, bizi çevirdiği istikamette hareket etmeye mecburuz. Etmezsek, başka milletlerin kültürünü taklide yeltenirsek, varlığımızda buhranlar başlar”.

¥

Evet, yabancılaşarak yerlileşemeyeceğimize kanaat getirip, bu hususta devlet-millet olarak inançla bir yola çıkmadan millileşmemiz ve yerlileşmemiz mümkün olmayacaktır.

Milli kültürümüzü, ilk ve ortaöğretimde kavileştirip, üniversitelerde anlatılır ve yaşanılır hale getirmeden, bunu evlere taşımadan yabancılaşma tehlikesinden kurtaramayız.

Ezcümle Topçu’dan: “Bize has olan devlet şeklini mi araştıracağız? Nizamülmülk’ün kurduğu teşkilata, Yıldırım’ın idaresine, Kanuni’nin hukuk sistemine ve nihayet Anadolu’nun iradesinin bugün bize ilham ettiği ihtiyaçlara bakacağız”.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti