THY - TR Çıkışlı Güney Avrupa Kasım

Ben Biliyorum Afeti

14 Eylül 2018 Cuma

“Cümleler doğrudur sen doğruysan” Yunus Emre.

Günümüzün sözlü afetlerinden birisi “Ben biliyorum” direnmesidir. Maalesef zaman zaman bu hataya şahsım da düşmektedir.

Her birimiz doğruyu ararız da bir günden güne kendimize dönüp, sözümüzün nereye varacağını hesap etmeden yanlışlar içerisinde doğru ararız.

Günlük hayatın bir yerlerinde bulunan ve hele de sosyal medya şeytanlarından birine müptelaysak “Ben biliyorum” afetinden kurtulmamız zorlaşır.

Sosyal medyanın sanal gücü, kişileri bencil yapmakta ve güç yetilmez kılmaktadır. Gücümüzün yettiği bir güçle karşı karşıya olduğumuzu zannederek enemiz kabarmaktadır.

Oysa yer küredeki toplumlar içerisinde, “asırlardır sözü namus bilen tek millet bizizdir”. Bizde söz “namus” bilinir.

Yunus’umuz 800 yüzyıl önceden uyanmak isteyenleri uyarmış ve demiş sözünü:

-“Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı. Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz”

………………..

Evet, bir araya gelip muhabbetin ve kelamın paylaşılmasını sağlayan sohbet geleneğimizin, kültür taşımacılığı ve sahipliği yaptığını hatırdan çıkarmamalıyız.

Gül bahçesinin yanındaki bataklık misali, rüyalarımız dâhil hayatımızın her anına büyük bir iştahla kabul ettiğimiz sosyal medya kasırgasında da nasıl savrulup gittiğimizi unutmamalıyız.

Bu hususta Ahmet Turgut, “Kelimelerin Kalbi” kitabında güzel bir tespitte bulunuyor ve şöyle diyor:

-“Şuursuzluk ve edepsizliğin zirve buluşması olan “trol dil” yahut söz kıtlığı çeken, kelime yoksulu tiplerin hakaret ve küfürlü dilleri, içerik itibariyle inandığımız tüm değerlerle alay edercesine toplumsal müştereklerimizden biri olma yolunda”. Çok doğru!

“Her duyduğunu anlatması yalan olarak kişiye yeter ilkesinin” sosyal medyada itibar görüyor olması, büyük bir ene ateşiyle karşı karşıya kaldığımızın resmi değil midir?

…………….

Yine Ahmet Turgut’tan okuyalım:

-“Benzer şekilde her türlü argo, hakaret ve aşağılama eşliğinde konuşmak/yazmak sıradan bir tartışma üslubuymuş gibi toplumun bütün kesimlerinde kabul görmüş vaziyette.

Daha çok vahim olan tarafı şu ki; dini ve milli meselelerde hassasiyet sahibi olan kişi yahut kişiler bilehakaret/iftira/yalan ve benzeri savunmaları, güya karşısındaki kişileri alt etme adına hadislerle, ayetlerle galiz ithamlar yapabilmekteler”.

………………..

Bize öğrettiler ki, “Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimse demektir”. Ne yazık ki, bu tembihi de “Ben biliyorum afetine” kurban verdik.

Söze “Kelimelerin Kalbi”nden yol verelim:

“Tebbet suresinin genel mesajına kulak verince şunu da anlayabiliyoruz.

Kişiler-topluluklar arasında koğuculuk suretiyle söz aktarıp zihinleri-gönülleri bulandıranlar, başkaca kötülükleri de tetikledikleri için, bir yerden bir yere taşıdıkları her söz, önleri sıra cehenneme gönderdikleri odun/yakıt haline gelir”.

……………

Ezcümle:  

Dil adabı ve ahlakı kaybımız hızla eriyor. Birbirimizle ilişkilerimiz menfaateler kilitlenmiş vaziyette. Önyargılar, suizanlar, yalanlar prim yapıyor.

Vicdanların uyanması dileğiyle!

 

YORUM YAZ