• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Bosna’da bir “Osmanlı Arkeoloğu”: Adnan Muftareviç

29 Eylül 2021


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Şurası bir gerçek: Dünya tarihinde nasıl bir yere sahip olduğumuzun pek farkında değiliz. 

Milletimiz, çok sayıda ülkenin ve milletin tarihinde önemli rol oynamıştır. Öyle ki, Türk milleti anılmadan, yeryüzündeki birçok devletin tarihi yarım kalır.

Her ne kadar önemli bir kısmı yok edilmiş olsa da: Siyasi sınırlarımızın haricinde kalan şehitlerin ve şehitliklerin sayısı, Anadolu’da bulunanlardan çok daha fazladır. 

Filistin, Irak, Hicaz ve Yemen’de yaşananlar yazılamayacak derecede üzücüdür. İşkodra, Yanya ve Filibe’deki şehitliklerimizin hikâyesi de oldukça dokunaklıdır.

Her bir mezar taşı, milletimize ait tapu senedi gibidir. O büyük ve kutlu hikâyenin, küçük ama dokunaklı parçalarıdır. Cami, türbe, çeşme, han ve hamamlar için de benzer bir durum söz konusu. Her biri, bulundukları yerin, bize ait olduğunu söylüyor ve ispat ediyor.

Nice kadim şehrimizden geriye, birkaç içli türkü, yüreğimizi dağlayan ağıtlar ve yüksek sesli marşlardan başka bir şey kalmadı. Bütün o aziz hatıralar, sanki hiç yaşanmamış gibi kaybolup gitti.

Bu örnekleri, şu hakikati bir kez daha dile getirmek için veriyorum: Hatıralarımız ile kalbi sınırlarımız daima beraberdir. Hatıralarımız nereye kadar gidiyorsa, mesuliyetimizin sınırları da oraya kadar uzanıyor. 

Şehirlerimizin manevî sınırları İşkodra’dan Bingazi’ye, Kırım’dan Gazze’ye kadar uzanır. Milletimizin durumu da budur.

Gelmek istediğim asıl yer şurası: Bir parçamızı bırakarak ayrılmak zorunda kaldığımız yerlere kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. Hem dini, hem de milli nedenlerle.

2001 yılından beri Saraybosna Müzesi’nde görev yapan Adnan Muftareviç, işte bu mesuliyet şuuruna sahip olan isimlerdendir. Osmanlı döneminde Anadolu’dan Batı Türkistan’a göç eden “Muhtarpaşazade” ailesine yaraşır şekilde: Milletine hürmet eden, memleketine kıymet veren bir kimsedir.

Adnan Muftareviç, 1972 yılında Sancak bölgesinin Seniçe şehrinde dünyaya gelmiş. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji bölümünden mezun olmuş. Mısır’daki Kahire Üniversitesi’nde arkeoloji kursunu tamamlamış. Halen, Zagreb Üniversitesi’nde doktora yapıyor. 

Onu kıymetli kılan, değerli yapan; dert ehli ve dava sahibi olmasıdır. Meziyet ve şahsiyet ayrılmaz bir bütündür. Kendisi, bunun önemli örneklerindendir. 

Memleketlerindeki evlerinin bahçesinde dedesi Abdülaziz’in kılıç sapını toprak altında bulduktan sonra başlayan arkeoloji merakını, etkileyici bir noktaya taşımış. “Müze Danışmanı” sıfatıyla, müzecilik mesleğinin en üst unvanına sahip. Aynı zamanda 1894 Arkeologlar Derneği’nin başkanı.

Bütün bunlardan daha dikkat çekici olan bir başka özelliği, Balkanların ilk Osmanlı arkeologlarından olmasıdır. 

Kendisinden önce bu sınıflandırmayı yapan, bu sıfatı kullanan olmamış. Osmanlı arkeolojisini dünya bilim literatürüne kazandırmış. Artık, Osmanlı arkeolojisini eğitim sistemine kazandırmak ve Bosna’da “Osmanlı Arkeolojisi Müzesi” açmak için gayret sarf ediyor. 

Buraya dikkat: Türkiye’de bir üniversitenin kendisine Osmanlı arkeolojisi alanında fahri doktora vermesi, bu gayretin amacına ulaşmasını sağlayacak. 

Osmanlı arkeolojisi konusunda birçok bilimsel makalesi bulunan Adnan Muftareviç, bu sınıflandırmayı kabul etmeyenlere şunu söylüyor: “Batıda sanayi müzeleri var. Avrupa’ya gelen muhacirlerin arkeolojisi yapılıyor. Bunların geçmişi 100-150 yıldan ibaret. O halde Batı Türkistan’da (Balkanlarda) beş asır hüküm sürmüş Osmanlı’nın neden olmasın?”

Muftareviç, her ne kadar klasik arkeoloji üzerine eğitim almış olsa da “Osmanlı Arkeolojisinin Babası” olarak kabul ediliyor. Bu sıfatı fazlasıyla hak etmesini sağlayan, Balkanlar’da, karış karış Osmanlı’nın izini sürüyor olmasıdır. 

Avusturya – Macaristan İmparatorluğu, eski Yugoslavya ve 1992-95 Bosna Savaşı esnasında yıkılan çok sayıda cami, medrese, mezarlık ve hanı gerçekleştirdikleri kazılarla ayağa kaldırmıştır. Mesela: Saraybosna’da Beyaz Tabya, Sarı Tabya, Çifte Hamam, Firuz Bey Hamamı, Taşlıhan, Atmeydan, Kovaçi’deki Müslüman Mezarlığı, Kalın Hacı Ali Camii ve Bakır Baba Camii’nde arkeolojik kazılara liderlik yapmıştır. 

Bitmedi: Foça’daki Müslüman Mezarlığı, Kakany’deki Tekke Mezarlığı ve Breza’daki Eski Camii’ni yeniden gün yüzüne çıkararak, Osmanlı tarihine ışık tutmuştur.

Sadece Bosna’da kazı yapmıyor, ülke dışına da çıkıyor. Bütün bunlar, milletimiz adına yapılan çok kıymetli işler. İşte bu kıymeti bilecek, kendisini dikkate alacak şahsiyetlere, kurumlara ihtiyacımız var. Onun değil, bizim.

Önemli bir hatırlatma ile yazımızı noktalayalım: Kıymet, genellikle, kaybettikten sonra anlaşılan, bilinen bir şeydir. Bosna’yı, Balkanları kaybedeli çok oldu. Bari geride kalanları kaybetmeyelim. Kıymetlerini bilelim.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23