Veren eller...
Veren ellerin alan ellerden hayırlı olduğu söylenir. Tersinden ifade etmek gerekirse, denilir ki, alan eller, vermeğe mahkûm ellerdir... Ters yollardan aynı Roma’ya varılıp varılamıyacağı tartışmaya değerse de, alan eller bağlamında bütün yolların Roma’ya çıkacağını söyleyerek, sadede geliverelim... ¥ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı geçen Pazar günü Suriçi Grubunun misafiriydi. Son günlerin tartışma konusu milliyetçilikle vatanseverlik ve Türklükle ilgiliydi ya, o da bu konuda güzel, apaçık ve acı bir misalle bu tartışmayı noktaladı. Mahalli idareler olarak İstanbul Belediyesi, önceki yıllarda Ömerli baraj sularının hijyenik yönden kullanımına yönelik çalışmalara başlamış... Oysa bizler erken ellili yıllarda Eyüp’teki İstihkam Merkezinde eğitim görürken, Kağıthane deresinin pis sularını kumlu çakıllı filtrelerin yardımıyla partiküllerinden temizledikten sonra klorlayıp içilebilir hale getirirdik... Ve içerdik de... İstanbul Belediyesi bu konuda askerden yardım aramak yerine doğrudan Fransa’dan destek arayışına çıkmış. İzmir Narlıdere’deki İstihkam okuluna baş vursaydı, askerler kendilerine, hem de bedavadan yardımcı olurlardı. Fransızlar demişler ki; “tamam bu konuda krediye ihtiyacınız var, bunu temin ederiz. Yalnız bir şartla. Gerekli malzemeyi bizden alacaksınız. İlaçtı, tankerlerdi, laboratuvar malzemeleriydi, bunları bizim firmalarımız sizlere temin ederler. Bu arada birinci kademe filtrasyon kumunu da bizim Fransız şirketlerinden satın almalısınız”... “Veren el, alan elden hayırlıdır” güzel sözü boşuna mı söylenmiştir... ¥ Bizim Türk ekibi de, “Bu kadarı da ayıp ve insafsızlık olur be yahu” diyerek, teknik malzemelerin oradan satın alınmasını kabul etmelerine rağmen, kaba filtrasyon işlerinde kullanılacak kum ve çakıl taşlarının Fransa’dan satın alınmasını, milliyetçilik gururuna yediremeyip itiraz etmiş. İyi de yapmışlar ve yerli kum kullanılmasını Fransızlara kabul ettirmişler. Tabii bu başarı ve zafer karşısında insan o devrin mahalli idarecilerine Bravo çekmeğe zorlanıyor... Bilahare Ömerli baraj suyunun kaba filtreleme işlemlerinde kullanılan sarı kumun gizemli hikayesi sonradan açığa çıkmış... Meğerleyim Fransız şirketleri Türkiye’nin Karapınar mı Karacaköy mü her nereleriyse, oralardan sanayinin bir alanında kullanılmak üzere kendi memleketlerine sarı kum ithal ediyor imişler. .. Kreditör sıfatıyla olacağı gibi, bir diğer ifadesine göre veren el kimliğiyle Fransa, yüklendiği diğer projeleri için Türkiye’den satın alıp götürdüğü bu gizemli sarı kumu, üzerine bir mikdar da “veren ellik” farkını koyarak, Türkiye’ye reexport yapıyor imiş... Veren eller her zaman için hayırlı ellerden sayılır. Buradaki hayırlı el, Fransa için Fransız elidir. Alan el ise Türk eli, yani hayırsız el... İsterseniz muhayyersiniz alan eller için “Ben böyle elin içine....” türküsünü, kimselere duyurmadan sessiz ve derinden ve de yaşlı gözlerinizi sile kurulaya, terennüm edebilirsiniz... ¥ Şu son günlerde bir Türklük, bir vatanseverlik ve bir milliyetçilik edebiyatı almış başını gidiyor... Bölük komutanı askerini gece dersinde toplamış ve sormuş “Vatan nedir”... Bizim tertipten Ahmet demiş ki, “Anamdır komutanım”… Sıra gelmiş Mehmet’e, “söyle bakalım Mehmet. Vatan nedir”. “Ahmet’in anasıdır komutanım”... ¥ Ömerli barajı için Fransa’dan kredi alan eller, milliyetçiliğin vatanseverlik sanılmasından zahir, hiç şüphesizdir ki, milliyetçi ve vatansever sayıldılar... Ben de o dönemlerde ya da o pozisyonlarda plastik bir milliyetçi olsaydım, her halde ben de satar idim, “Ahmetlerin analarını”... Çok şükür ki, vatanseverim amma, milliyetçi değilim. Aynen AKP’li ve Selamet’li olmama rağmen AKP’ci ve Selamet’çi olmadığım gibi. Erbakan’ı ve Tayyip Erdoğan’ı sevmeme karşılık, ne Erbakan’cı oldum ne de Tayyip’çi Hatırlar mısınız bilmem. Aziz Nesin demiş ki,Türklerin yüzde altmışı, yetmişi aptaldır... Oysa baştan sona yanlış. Hangi alan el aptaldır, gösterebilir misiniz ?..


