--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ulusalcılık üzerine…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

İki kişi bir araya gelse birinin lider olması gerekir. Küçük, küçük iken güzeldir. İnsanoğlu büyüdükçe çirkinleşir…

Cumhuriyet, başlangıçtaki küçüklüğünden ötürü güzel imiş… Şimdi büyüdü ve büyüdükçe de çirkinleşti. Ayağındaki pırtık çorabının bir tekini tekalif-i milliye aşkına çıkarıp savaş bütçesine takdim eden güzellik, büyüyen Cumhuriyet döneminde vergiye tabi gelirlerde kayıp kaçak oranının yüzde yetmişe yükselmesiyle çirkinleşti…
Politikacı, bu çirkinliği allık pudra yardımıyla tıraşlayarak tekalif-i milliye’yi eski yatağına çekme vaadiyle ortaya atılıyor. Kurulan hükümetler de insan unsuruna dayandığından, eşyanın tabiatı gereği canan’a nisbet can’a her alanda öncelik tanıyor. Canan’ın bu çirkin önceliklere karşı isyanı ise, elindeki devlet gücünü kullanan can’ın otoriterizmiyle baskılanıyor…

Baskının yarattığı sessizlik, sanılıyor ki, canan’ın memnuniyetinden hayat bulan dinginlik…
Can, kendini Allah’ın tek’liğiyle her zeminde yarışa kalkıştırıyor. Her yerde hazır ve nazırlık iddiasını dilinden düşürmeyen ve çoğul görüntülü hallerinde dahi tekilliğini muhafaza eden kutsallığıyla can, varlığı kendinden menkul bir güç...

¥

Çoklu teklik halleri, koalisyonlara has bir nitelik ve özellik olmakla birlikte, zahiri olan bu hal, can’ın, politik veya nesebi yandaşları tarafından kuşatılmışlığında da söz konusu oluyor. Can’ların, netice itibarıyle terkibinde insan unsuru yer aldığından, bölüşüm ve dağıtımda teraziler, çoğu zaman hassasiyetini kaybediyor...
Tevfik Fikret’in “Han-ı yağma”sı bu hassasiyet kaybına karşı edebi bir itirazdır aslında… Kısacası can’ın bu itirazlara karşı kendini pür dikkat kılan tüm endişe ve düşüncesi, bu yağmayı canan’dan gelebilecek “kendi hak ve hukukunu sahiplenme” girişiminden koruyucu dekorasyonudur…

¥

Türkiye’de can’lar, kendi kolektif çıkarlarının korunmasında baskılama aracı olarak birbirlerinden çok farklı enstrümanları kullanageldiler… Komünistlik, şeriatçılık, Türkçülük ve son zamanlarda da ulusalcılık gibi…
“Memleket için komünistlik gerektiğinde onu da biz getiririz. Size ne oluyor lan, oturun kıçınızın üstüne” gibi…
Ve bunlara ilaveten, Ticaniler, Ali Kalkancılar, Hikmet Kıvılcımlar, Deniz Gezmişler, Necip Fazıllarla Nazım Hikmetler vs. vs. gibi…

¥

Devlet millet ilişkisi, tipik bir yöneten yönetilen arasındaki lider ve tebaa ilişkisi niteliğini taşır. Birileri baş olacak, diğerleri de başın buyruklarına tabi, vazifesini yerine getirecek… Kuvvetler ayrılığı prensibi de, mekanik yapısı itibariyle, bundan başka ne ola ki…
Peki, ya can pozisyonundakiler yanlış yapıyorlarsa...
Günümüzün “kıçından korkan canan”ları olarak bizler, hiç tereddüt etmeden işin ucuz ve kolay tarafına kaçarak, Hz. Ömer’den sırtındaki gömleğinin hesabını soran canan’ın cesaret ve cevvaliyetinin istismarına kalkışırcasına, fonksiyonunda meşveret’inin tam karşılığı olup olmadığına bakmaksızın, “Oy” silahını ateşleyiveririz….
“Başörtülü aday yoksa oy da yok” gibi…
Çünkü, politikacımızın Müslümanlısı Müslümansızı, örgüt liderliği için sandıkların muhtevasına muhtaç ve mahkûm…
Yakın geçmişin bu türden karavana atışları, politikacının Müslümanlısına yapılan “yanlış adım atma” ihtarı idi. Muhatap baktı gördü ki, keşideci kendisiyle aynı kandandır, bu ihtarı, “dostun dostuna gül atışına” vererek, mütebessim bir çehreyle koltuğuna gömüldü.
Amma, sandığa mahkûmiyetin tabiatındandır, karavana olsun olmasın, atışların birbirlerini takip etmesi… Nitekim etti de,
“Kadro yoksa oy da yok” sesleri yükseliverdi, aniden…


¥

İhtarın niteliği bilinmese de, tahmini zor değildi.
“Örgüt tabanındaki bir Müslümanlı, lider pozisyonundaki aynı kandan kardeşine böyle serkeşleşemezdi”.
Ve Başbakan Erdoğan, bu tahmine sarılarak aynı dozdan karşılığını verdi…
“Al oyunu da git. Ulusalcının oyuna muhtaçlığımız yok”..

¥

Her kasabaya bir üniversite popülizminin kendi oluşturduğu, “Al da git” asabiyeti, eninde sonunda CAN’ın helakine yol açar…
Eeeee, şimdi ben “ulusalcı mı oldum”…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle