Ben halimden memnunum…
Yoksulluk falan diyorlar ya, bunlar bana dar geliyor… Dara düşmüşleri hiç umursamıyorum…
Çünkü, futbolla ve futbolcularla olduğu kadar klüplerle de ne ilgim, ne de yeşil sahacılarla selam sabahım var… Adam, ayaklarındaki pabuçları delik zemherinin ortasında titreyip donuyor. Ağzından dökülenler Aleks, Yıldırım. Kartala alkış, kanaryaya ıslık, cim bom da cimbom ve ardından da elektrik zammından şikayet…
Daha beter olsunlar…
Bakanlarla başbakanların, paşalarla genelkurmay başkanlarının, bunlar yetmezmiş gibi mahalle kahvelerinde kumar çetelesi tutanlara kadar millet, tüm ilgisini futbola vermişse ve bunun yanında ekranlarla gazetelerde de top ve topçu dedikodularından boş yer ve zaman kalmaz ise; pahalılık, bereketsizlik, açlık halleriyle tüm ahlaksızlıklar, bu halkın arzu istek ve talebi üzerine millete, tanrıları tarafından lutf ve ihsan edilmiş demektir…
¥
Sendikalar, sanki başka işleri kalmamış gibi, her ay oturup yoksulluk ve açlık endeksleri düzenliyorlar. Neymiş efendim, iki çocuklu bir ailenin açlıktan ölmemesi için asgari aylık gelirinin üç bin lira olması gerekmekteymiş.
Bir sürü ipe sapa gelmez ve hiçbir işe yaramaz zırvalar…
Hiçbir sendika başkanının çıkıp da hükümetlerin, tabii ki hükümet denildiğinde başbakanların anlaşılması gerekir, yeşil saha baronizmine millet kesesinden yaptığı hibelerle kömür madenlerindeki ölümlü kazalar arasındaki belalı ilişkilere kafa taktığını duyup işittiğiniz vaki mi…
Evvela 1963 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bir defaya mahsus olma kaydıyle, baronizme bir af kanunu çıkarıyor.
Her birinin bir defaya mahsusluğu üzerine etiketlenmiş af kanunları birbirlerini takip ediyorlar. Bunların hepsi de son defa olmak üzere ve bir defaya mahsus…
2003 yılında Gelir Vergisi Kanunu’na geçici bir madde eklenmiş. O zamanki hükümet kimin hükümetidir bilmiyorum, amma benim değil. Sporcular, sporcu denilenler gayet tabiidir ki profesyonel futbolcular. Bunların gelirlerinden kesilecek vergi yüzde onbeş olacak... İşçi sendikaları başkan ve yöneticilerinin hiçbir işe yaramayan açlık ve yoksulluk endekseriyle ömür tükettikleri bu sıralarda asgari ücretler, futbolcu ücretlerinden daha yüksek olmalıydı ki, futbolcu vergileri işçi vergilerinden daha düşük…
İşçiler de, başlarında sendika liderleri olmak üzere, refah denizinde yüzdüklerinden olacak zahir, yeşil sahaların kayıtdışı düzenine şen şakrak methiyeler düzmekte…
Bursa’nın Mustafakemalpaşa kazası civarındaki kömür madenlerindeki grizu patlamaları sonunda onlarca kişi ölmüştü. Kazanın sebebi, maden işletmelerinde bulunması gereken civata, somun ve kazma kürek misali modern emniyet ekipman eksikliğiyle bunların işe yararlılıklarının yeterince kontrol edilmemişliği…
Son tahlilde bütçe yetersizliği… Bütçeler açık vermese denetlemeler düzgün yapılacak, eksiklikler giderilecek ve adamlar da ölmeyecek. Gerçi Kader-i İlahi amma, siz tedbirinizi alın Kader-i İlahi sonradan tecelli etsin.
Tam da bu sıralarda devletimiz, tabii ki icra mekanizması eliyle klüplerin maç gelirlerinden Federasyon Fonu’na devretmeleri gereken 60 milyon lira alacağının üzerine bir çizgi çekivermiş…
On sahifelik gazetelerde altı sahifede futbol geyikliği…
Pahalılıktan yakınanlara ben, “beter ol” temennisiyle karşılık veriyorum… Niye yakınıyorsun, geyiklik karnını doyurmuyor mu…
Okul yetmezliği had safhadaymış, bir sırada üç kişi oturmaktaymış, öğretmen eksikliğinden ders saatleri boş geçiyormuş, denetim yetersizliğini fırsat bilen namuslu sanayici, pazara sürdüğü sucuklarını yılkı atı ve ölmüş eşek etiyle harmanlıyormuş…
Bunların hepsi hikaye. Aslında hal ve keyfiyet böyle olsaydı, hep birlikte sokaklara dolup bu ne iş diye attığımız naralar afakı kaplardı…
2000’den 2009 yılına kadar dört güzide klübümüzün 170 milyon liralık vergi borçları bir uzlaşma sonrasında 7000 liracığa indirilivermiş…
Hiçbir eğitimciyle birlikte talebe velisinin bu ne iş dediği yok. Varsa da yoksa da, Yıldırım, Aleks, şikeli mi şikesiz mi…
Ey futbolcu geyikleri, sen eşek olursan sırtına semer vurup üzerine de çuval yükleyenin çok olur… Kes sesini, otur kıçının üzerine…


