CHP’nin hafızasıyla hesaplaşması
CHP’nin hafızasıyla hesaplaşması
ARZU ERDOĞRAL
Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca bir liderlik tartışması yaşamıyor. CHP, aynı zamanda kendi siyasi hafızasıyla, kurumsal meşruiyetiyle ve iktidar alternatifi olma iddiasıyla hesaplaşıyor. “Mutlak butlan” tartışmasının bu kadar büyümesinin sebebi de tam olarak burada yatıyor. Çünkü mesele yalnızca bir kongrenin hukuki geçerliliği değil; parti içinde yıllardır biriken kırgınlıkların, tasfiye duygusunun ve güç mücadelesinin dışavurumudur.
Kemal Kılıçdaroğlu cephesi uzun süredir şu görüşü savunuyor: “Kurultay süreci şaibeliydi, delegelerin iradesi çeşitli yöntemlerle yönlendirildi ve ortaya çıkan sonuç CHP’nin geleneksel siyasi çizgisini temsil etmiyor.”
Bu bakış açısına göre “mutlak butlan” yalnızca teknik bir hukuk tartışması değil; aynı zamanda siyasi bir meşruiyet düzeltmesidir.
Kılıçdaroğlu’nun son sözleri de dikkat çekiciydi: “Benim bu aziz millete, bu cefakar örgüte bir özür borcum var. Gafilleri koynumda beslediğim için, FETÖ ajanlarını fark edemediğim için beni affedin. Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum. Sizin, o nasırlı ellerinizle helal lokmalardan artırarak kendi kurdukları haram sofralarına meze yapanların hortumlarını zamanında kesmediğim için özrü diliyorum. Pavyon masalarında delegeleri pazarlık yapanların maskesini vaktinde indiremediğim için özür diliyorum. Halkın belediyesinde rüşvete talana bulaşan o rüşvetçi belediye başkanlarını atamadığım için tarih önünde halk deryasından özür diliyorum. Temiz siyasetimi sırtımdan hançerlemek için kullananları göremedim, beni affedin.”
Özgür Özel ve mevcut yönetim ise meseleyi tamamen farklı okuyor. Onlara göre CHP’de yaşanan değişim demokratik bir liderlik dönüşümüdür. Parti tabanı yıllarca seçim kaybeden bir yönetimi değiştirmiştir ve bu değişim halkta yeni bir umut oluşturmuştur.
Bu yüzden yargı üzerinden eski yönetimin geri dönme ihtimali, yalnızca siyasi değil ahlaki olarak da problemli görülmektedir.
Ancak Türkiye’de siyaset hiçbir zaman sadece hukuki metinlerle ilerlemez. Güç dengeleri, parti içi psikoloji ve kamuoyu algısı en az mahkeme kararları kadar belirleyicidir.
Özgür Özel yönetimi daha sert muhalefet dili, daha genç kadrolar ve Ekrem İmamoğlu merkezli bir siyasal enerji üretmeye çalışıyordu. Kılıçdaroğlu ise daha bürokratik, daha kontrollü ve devlet aklıyla uyumlu bir siyaset tarzını temsil ediyor. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun dönüşü, CHP’nin yeniden “denge partisi” kimliğine yaklaşması anlamına gelir.
CHP içinde yalnızca iki farklı lider yok; iki farklı siyasi gelecek tasarımı var. Bir tarafta “değişim” diyenler bulunuyor. Bunlar CHP’nin artık klasik merkez-sol reflekslerle değil, daha agresif ve toplumsal mobilizasyon odaklı siyaset yapması gerektiğini düşünüyor. Diğer tarafta ise “kurumsal CHP” geleneğini savunanlar var. Onlara göre parti fazla savruldu, ideolojik omurgasını kaybetti ve kişisel siyasi projelerin aracı haline geldi.
İşte mutlak butlan tartışması tam da bu iki anlayışın çarpışma noktasıdır.
Özgür Özel’in grup başkanvekilliği ya da parti yönetimi konusunda geri adım atmaması da aslında bir güç gösterisidir. Çünkü mevcut yönetim şunu biliyor: Eğer bir kez geri çekilme görüntüsü verilirse, parti içindeki denge hızla değişebilir. Siyasette psikolojik üstünlük çoğu zaman hukuki üstünlükten daha önemlidir.
Fakat Özgür Özel cephesinin de ciddi riskleri var.
Birincisi, CHP seçmeni uzun süren iç kavgalardan yoruldu. Yerel seçim başarısından sonra toplumda oluşan “iktidar alternatifi” havası giderek dağılıyor.
Sürekli kongre, mahkeme, delegeler ve parti içi hesaplaşmalar konuşuldukça CHP yeniden kendi içine kapanan bir görüntü veriyor.
İkincisi, Ekrem İmamoğlu faktörü. CHP’de bugün görünmeyen ama hissedilen esas mücadele aslında geleceğin cumhurbaşkanı adaylığı üzerinedir. Kılıçdaroğlu’nun geri dönüş ihtimali sadece eski genel başkanın dönüşü anlamına gelmez; aynı zamanda İmamoğlu merkezli siyasi yükselişin yavaşlatılması anlamına da gelir. Bu yüzden tartışma kişisel değil stratejiktir.
Kemal Kılıçdaroğlu açısından bakıldığında ise mesele büyük ölçüde “siyasi miras” meselesidir. Kılıçdaroğlu kendisini yalnızca eski bir genel başkan olarak görmüyor. O, CHP’yi yüzde 20’lerden alıp Türkiye’nin ana muhalefet merkezi hâline getirdiğine inanıyor. Altılı Masa’yı kuran, farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren kişinin kendisi olduğunu düşünüyor. Bu nedenle yaşadığı tasfiyeyi doğal bir siyasi değişim değil, vefasızlık olarak okuyor.
CHP’nin önündeki en büyük tehlike ise şudur: Bu kriz uzadıkça parti iki başlı bir yapıya dönüşebilir. Resmî yönetim başka, tabandaki meşruiyet tartışması başka yere giderse CHP enerjisini iktidara karşı değil kendi içine harcar. Türkiye’de seçmen iç kavga görüntüsünü sevmez.
Önümüzdeki süreçte üç senaryo öne çıkıyor.
Birinci senaryo, mevcut yönetimin tamamen hâkimiyet kurmasıdır. Bu durumda Kılıçdaroğlu siyaseten etkisizleşir ama parti içinde uzun süre sessiz kırgınlıklar devam eder.
İkinci senaryo, Kılıçdaroğlu’nun hukuki ya da siyasi yollarla yeniden güç kazanmasıdır. Bu durumda CHP’de çok sert kopuşlar yaşanabilir. Genç kadroların bir kısmı parti içinde pasifize olabilir ya da yeni arayışlara girebilir.
Üçüncü ve en gerçekçi senaryo ise tarafların açık savaş yerine kontrollü bir denge kurmasıdır. Türk siyasetinde bazen kimse tam kazanmaz ama kimse tamamen kaybetmez. CHP’nin de sonunda böyle bir dengeye yönelmesi mümkündür.
Ancak hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, artık eski CHP yok.
Çünkü bu süreç gösterdi ki CHP yalnızca ideolojik bir parti değil; aynı zamanda çok güçlü kişisel siyasi odakların mücadele alanı hâline geldi. Bu da partiyi hem büyütüyor hem kırılganlaştırıyor.
Sonuç olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşü CHP’yi kısa vadede toparlayabilir de, daha derin bir bölünmeye de sürükleyebilir.
Ama ne var ki yargının kararına saygı duyup partiyi kongreye götürmesi sağlanırsa parti bölünmeden yoluna devam eder.
Özgür Özel yeni bir parti kurar mı bilinmez ama bu ülkenin ana muhalefet olarak iyi yönetilebilecek bir CHP’ye de ihtiyacı olduğu açıktır.