• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI
24 Ağustos 2019

Ülkemizi yakıp yıkanlara destek olanlar ibretle okusunlar!

Değerli kardeşlerim, bugün sizlerle paylaşacağım yazıyı lütfen dikkatle okuyunuz ve mümkünse arkadaşlarınızla da paylaşınız... Yazıyı bir müddet önce yazmıştım. Bilgisayarda, arşivimde duruyordu. Doğu bölgelerimizde bir kısım belediye başkanlarını sayın İçişleri Bakanımızın kanunun kendine verdiği yetkiye dayanarak görevden alması üzerine ülkemizde kopartılan kıyamet, ateşlenmek istenen fitne ateşi üzerine; zamanında sevdiğimiz, saydığımız, desteklediğimiz eski Cumhurbaşkanı ile eski Başbakanın da bebek katillerinin dillerini kullanarak kendilerine zamanında dua eden, oy veren yüz binlerce milliyetçi, mukaddesatçı Müslümanı üzmeleri üzerine, milliyetçiyim diyen bir kısım siyasi partilerin de bebek katillerinin yanında yer almaları, destek mahiyetinde açıklamalar yapmaları üzerine yazımı revize ettim. Hadise biraz eskiye dayansa da oldukça taze… Konumuzla da kısmen olsun ilgili…

Günlerden 17 Kasım 2012 Cumartesi günü, yer Almanya’nın Neckarsulm şehri... Trabzon, Akçaabatlı dostum berber Salih Yılmaz akşam beni evimden telefonla aradı. Evde yalnızdım. Şu an için rahmetli olan eşim Türkiye’de idi… “Hocam yarın sabah beraber Kaufland’a (büyük bir alışveriş merkezi) kahvaltıya gidelim. Her gün orada açık büfe kahvaltı var” dedi. Olur dedim. Sabah geldi beni Neckarsulm İmamı Azam Merkez Camii ve Külliyesi binasından aldı. Beraber Kaufland’a gittik. Kahvaltı salonuna girdiğimizde oldukça kalabalıktı. Almanlar ve Türkler vardı. Biz kahvaltıları alırken bizim önümüzde Ankara Kızılcahamamlı Mustafa Ak vardı. Hemen bize seslendi: “Siz kahvaltınızı, alınız hesap ödemeyiniz. Hesabı ben ödeyeceğim.” Olmaz olmaz dedi isek de ısrar etti. Bizim paramızı da ödedi. Birlikte bir masada oturduk… Hem kahvaltımızı yaptık hem de gurbet elde sohbet ettik… Mustafa Ak: “Hocam her sene köye gidip bir büyükbaş hayvan alır kurban eder fakirlere dağıtırdım. Bu sene bayramda yine köye gittim. Ancak büyükbaş yerine koç kestim. Almanya’ya döndüğüm zaman iş yerinde iki defa düştüm. Ufak kazalar geçirdim. Kendimi yokladım kusurum ne diye? Büyükbaş kurban kesmediğim için kendimi kusurlu buldum. Başıma gelenler ondan…” dedi. Ben de kendisine: “Bu inancın güzel, tebrik ederim. Biraz daha sadakanı artır. Ancak kurban ibadetini yerine getirmişsin. Allah kabul etsin. İlle de büyükbaş kurban edeceksin diye bir şart yoktur” dedim. Biraz sonra masamıza Karamanlı Nazmi Erkabaktepe geldi, oturup selam verdi. “Size birer kahve daha alayım mı?” dedi. “Hayır.” dedik. Biraz daha muhabbet ettik sonra kalktık. Servis tabaklarımızın boşlarını yerlerine koyduk. Burada her şey yerli yerine oturmuş. Oturduğun yeri temiz bırakacaksın. Mutlaka servis tabağını da kendin kaldıracaksın… Biz kalktık, servis tabaklarını yerlerine koyduk ancak sandalyelerimizi düzeltmedik. Dönerken yan masada kahvaltı yapan yaşlı bir Alman kadın Akçaabatlı Salih’i uyardı: “Neden sandalyelerinizi düzeltmediniz? Sandalyenizi düzeltin!” diye bir çıkışta bulundu. Serde Karadenizlilik var. Berber Salih, yaşlı Almana öfkelenerek, biraz da yüksek sesle: “O seni ilgilendirmez. Sen kahvaltını yap” diyerek sert bir cevap verdi ve ayrıldık. Almanya’da yaşlı-genç her vatandaş tabir caizse polistir. Herkes hem şahsın hem devletin hem de özel sektörün bir kuruş zarar etmesine asla razı olmazlar. Bir kanunsuzluk gördükleri zaman da hemen polise haber verirler. Burada ben istediğimi yaparım yok. Devletin koyduğu kanunlara, kurallara uyma mecburiyetin vardır. Asla taviz de yoktur...

İkinci önemli husus da şu… 12 Kasım 2012 günü gelinimin abisinin evine (aslen Trabzonlu olup, dedesi Bafra’ya göç eden Ali Bilgi) kahvaltıya davetli idim… Sabah 10’da Neckarsulm’da bulunan evlerine kahvaltıya gittim. Evlerinin karşı tarafında yeni bir bina inşaatı olduğu için belediye yola geçici olarak park yasağı levhaları koydu. Ben de evin epeyce aşağı kısmına gidip park ettim. 16.11.2012 günü Neckarsulm Belediyesi’nden bir yazı geldi bana. “Arabanızı yanlış park etmişsiniz.” diye… Bir de ters durmuşum… “İki geçici park yasağına riayet etmediniz” ... Resim çekip ceza kâğıdı ile bana gönderdiler. Ceza 15 Euro... Arabamın camında basın kartı da vardı. Buna rağmen af yok. Cezayı yazan memur hem İngilizce hem Almanca yazılı olan basın kartı yazısını okuyamamış olamaz... İstersen bakan ol, istersen başbakan ol kanunlara, nizamlara uymak mecburiyetindesin. Aksi halde cezayı keserler... Üstelik cezayı yazan belediyenin ilgili memuru beni çok yakinen tanıyor, kim olduğumu biliyor. Hangi hizmeti ifa ettiğimi de çok iyi biliyordu. Kendisi ile çok iyi de tanışıyorduk. Buna rağmen en ufak bir tolerans yok. Ancak bizde olduğu gibi görmezden gelelim, idare edelim kesinlikle yok. Kaldığım süre bir kahvaltı edecek kadar zaman… Eğer gönderilen cezayı bir hafta içinde ödemezsem ceza ikiye katlanır, ödememe şansın yok.

Şimdi zerre kadar vicdan sahibi olanlara soruyorum. Ülkemizi yakıp yıkanlar, polis arabalarına molotof atanlar, karakollara ağır silahlarla saldıranlar, belediye otobüslerini yakanlar, kaldırım taşlarını sökenler, camileri yakanlar, şehirlerin sokaklarını kazanlar, tarihi eserleri yakıp yıkanlar, marketleri bombalayanlar, canlı canlı insanları yakmaya kalkanlar, okulları, öğrenci yurtlarını yakanlar, kamuya ait binaların camlarını kıranlar, tanımadığı insanın arabasına gece benzin dökerek yakanlar… Lütfen söyleyin bakalım demokrasinin oldukça yüksek olduğu herhangi bir Avrupa ülkesinde yaptığınız bu alçakça ve haince işleri yapabilir misiniz? Asla! Hiç mümkün değil… Yapamazsınız… Kanun adına yakanıza yapışırlar. Sayın gazeteciler, televizyon programı yapıcıları, köşe yazarları neden bunları görmezden geliyorsunuz? Burada bizim ülkemizde yapılanların yüzde birini Avrupa ülkelerinde yapmaya kalksanız devlet, polis, hukuk hemen ensenize yapışır. Gereken cezayı verirler, tazminata mahkûm ederler. Yahut durumuna göre cezaevine atarlar. Sayın yazarlar, siyasi görüşlerinizi bir tarafa bırakınız. Hislerinizle değil vicdanlarınızla hareket ediniz. Doğru yayınlar yapınız. Doğru makaleler yazınız. Terörizme ve teröristlere karşı çıkınız. Vatandaşı doğru ve dürüst olarak aydınlatınız. Bu nasıl iş, nasıl demokrasi mücadelesi? İnanın Türkiye’de en güzel demokrasi vardır. Sen hem milletin vekili olacaksın hem de milletin meclisinde teröristlere demokratik destek(!) nutuklar atacaksın, selam duracaksın, mezarı başına saygı duruşunda bulunup taziyelere katılacaksın, teröristle iş birliği halinde olup onlardan talimatlar alacaksın, belediye kaynaklarını onlara aktaracaksın. Birileri çıkıp dur deyince de demokrasi elden gidiyor, Türkiye’de demokrasi yok diye kıyametler koparacaksın. Dünyanın herhangi bir ülkesinde olsan seni milletvekili olarak bir saniye millet meclisinde saklamazlar, dışarı ataralar. Türkiye’de demokrasi yok öyle mi? El altından, kelime oyunları ile milletin meclisinden hem maaş alacaksın hem de millete savaş ilan edeceksin? Buna da demokratik hak diyeceksin… Çeyrek asırdan fazla Avrupa ülkelerinde yaşıyorum. Olmaz, olamaz… Böyle alçaklık, şerefsizlik, hainlik asla Türkiye dışında herhangi bir Avrupa ülkesinde kesinlikle olmaz… Oyunu iyi öğrenelim. Tezgâha iyi bakalım. Durup dururken katil İsrail ikide bir Gazze’ye saldırıyor. Niçin, neden? Hani Avrupa hani BM Hani ABD? Hani dünyanın demokratik(!) kurum ve kuruluşları? Neden sesleri çıkmıyor? Neden katil İsrail’e bir kınama bile yok? Neden Suriye’de senelerden beri Müslüman kanı akıyor? Avrupa devletleri sanki ülkeyi parsellemiş, herkesin üssü var. Nereden nasıl petrol kapacağım diye bekliyorlar. İşte dünyada olmayan insan hakları, olmayan demokrasi için en güzel ve canlı örnek. Bizleri insan hakları, demokrasi, kişi özgürlüğü diye uyutup gidiyor elin kâfirleri! “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” derler ya işte aynen öyle… Yaşlı kadınların ne günahı var? Bebeklerin ne günahı var? Şu yaşlı dünyadan ne firavunlar göçtü. Neler daha göçecektir… Kızıl denizde boğulan esas firavunların torunları bir gün gelecek akıttıkları mazlumların kanlarında boğularak, canları cehenneme gidecektir… Buna en ufak bir şüphemiz yoktur. İmanımız tamdır… “La galibe İllallah.”

Yazımı bitirirken birkaç söz de Arap milletine, Arap devletlerinin idarecilerine, petrol şeyhlerine, petrol zenginlerine söylemek istiyorum. Yıllardır dünyanın birçok ülkesinde Müslümanlara zülüm yapılıyor, eziyet yapılıyor; sizler yatlarınızda, katlarınızda, köşk ve saraylarında gününüzü gün ediyorsunuz… Zevk, sefa içinde yaşıyorsunuz. Unutmayınız ki bu yerin bir üstü var bir de yerin altı ve Mahkeme-i Kübra vardır… Yine unutmayınız ki, orada Hz. Allah (C.C.) boynuzsuz koyuna, boynuzlu koyundan hak alıp verecektir… Lüks ve israf batağına batan Arap milleti Gazze’deki sütü olmayan, ilacı olmayan, anası, babası olmayan yetim çocukların inlemelerini, ağlamalarını duyabiliyor musunuz? Yoksa kulaklarınız mühürlendi mi? O mazlum insanların feryadı figanlarını duymuyor musunuz? Televizyon ekranlarında insanın yüreğini parçalayan kanlı resimleri görmüyor musunuz? Uyanın insanlar, uyanın! Şimdi buna bir deri bir kemik kalmış Yemenli çocuklar, yaşlılar eklendi. Yemen’i kim vuruyor? Suudi Arabistan… Dinleri aynı, kitapları aynı, peygamberleri aynı. Binlerce yazıklar olsun. Sisi firavununa milyonlarca dolar destek kimler verdi? Artık uyanma vakti geldi. Uyanın ve bütün imkânlarınızla zalimlerin karşısına dikilin. Mazlumun yanında yerinizi alın.

Son olarak bu dünyadan bir kefenden başka bir şey götüremeyeceksiniz… Yerinizi, safınızı belli ediniz. Zalimlerden yana değil haklı olan ve mazlumlardan yana olunuz. Türkiye’deki yazarlar, çizerler, sözde aydınlar sizler hâlâ ülkemizdeki teröristlerin arkasında kimlerin olduğunu anlayamadınız mı? Ülkemizin dağlarına bu kadar silah ve cephaneler nerelerden geldi? ABD’nin, bir taraftan Türkiye ile anlaştım derken öbür taraftan tır tır silahları hem de bedava olarak terörist gruplarına verdiklerini görmüyor musunuz? Sizler hâlâ demokrasi nutukları mı atacaksınız? Yok, seçimle geldi, seçimle gitmeli… Seçimle gelenler kanunsuzluk yapma hakkına sahip mi? Şehit kanları ile sulanan vatan topraklarına kasteden terör grupları ile iş birliği yapma hakları mı var? Yapmayınız… Dürüst olunuz, samimi olunuz… Milleti hiçbir şeyden anlamaz yerine koymayınız. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de, Libya’da, Sakarya’da, Galiçya’da, Mekke ve Medine’de vatan evlatları niçin oluk oluk kan akıttılar? Onları mezarlarında bari rahatsız etmeyelim. Rabbul Alemin yeryüzündeki bütün mazlumların yardımcıları olsun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tuncay

Sayın yazar ne güzel örnekler vermişsiniz adamlar sorunu sorun çıktıktan sonra değil sorun çıkmadan hal ediyorlarmış. Bizde ki skıntı adam terörist, şerefsiz, hain vb ne ararsanız var ve bunları sıradan vatandaş bile biliyor ama bu ve buna benzer adamların sabıkaları temizmiş gibi belediye adaylığına izin veriliyor seçildikten sonra bu adam PKK lı deyip görevden alınıyor netice itibarıyla adam ham mazlum hem de kahraman oluyor. Kardeşim bizim devletimiz bu adamlar bu noktalara gelmeden bu insanların terörist ve hain olduklarını tesbitten acizmi, acizse sordun sıradan herhangi bir vatandaşı o bile söyler bu adamların PKK lı ve hain olduğunu.
  • Yanıtla

Ahmet

Tarlada caışan kadına köle diye hitap edenler erkeklerin içinde şehirlerde sanayide köleşince modern mi oldular. Kadını ifeti için evde yarının mümin ve mimineleri yetiştirsin diye evin en ücrasında namaz kılın diyen bir rasul. Sokağa cıkın gezin dolaşın özgürlük sizinde hakkınız diyenler. Kadınları bir oy için ev ev dolaştıranlar. Kocasına bir corba hazırlamaya bayanları eve kim sokacak.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23