Ülkemizde iş yok, para yok öyle mi?
Değerli kardeşlerim, bugün sizlerle inşallah kısa olarak bazı tespitlerimi paylaşmak isterim. 21.06.2021 Pazartesi günü diş problemim sebebi ile Beşiktaş’a dostum ve hemşerim dişçi Ali İslamoğlu’nun (Şu anda kendisi hasta, Cenab-ı Hakk’tan acil şifalar dilerim) oğulları Şemsi ve Ceyhun İslamoğlu kardeşlerin Beşiktaş Sinanpaşa iş hanındaki diş kliniğine gitmek üzere büyük oğlum İsmail ile birlikte İstinye vapur iskelesinden belediye bünyesinde çalışan özel büyük motorlara bindik (Hangi dönem başlatıldığını bilmiyorum. Hemen her saat her yere motorlarla İstanbul’un birçok yerine deniz yolu ile seyahat etmek mümkün. Kimler düşünmüş, başlatmış ise tebrikler). Hava oldukça güzeldi. Oğlum motorun üst katında bana birkaç yerde fotoğraflar çekti. Hisar’ın önünden geçerken Hisarı yapanlara, İstanbul’u fethedip bizlere emanet edenlere, bütün şehitlerimize ve geçmişlerimize Fatihalar okuyup hediye eyledim. Gerçekten boğazın çok güzel manzaraları vardı. Motorumuz; Emirgan, Arnavutköy’e uğradıktan sonra Beşiktaş iskelesine uğradı. Biz indik, motor Eminönü’ne doğru yoluna devam edecekti. Biz yürüyerek Sinanpaşa Camiine geldik. Orada öğlen namazlarımızı kıldık. Ve dişçiye gittik. Dişçi kardeşlerin büyüğü Şemsi, oğlum İsmail ile birlikte seksenli yıllarda Ayazağa köyündeki yurdumuzda yatılı kalarak, orada birlikte ortaokulu okumuşlardı. Öğrencilik yıllarından beri halen samimiyetleri devam ediyor. Zaten muhterem babaları dişçi Ali diye maruf Ali Bey (Allah şifasını versin.) beni ta Rize’den tanır ve çok iyi bir dostluğumuz vardır. Merhum kardeşi Sabit İslamoğlu ders arkadaşımızdı. Oğulları da babalarını aratmayarak bize karşı son derece saygı ve hürmetle davranıyorlar. Davrandılar.
Tespitlerim ise şöyle: Sarıyer tarafından Eminönü istikametine doğru vapurla giderken “Galatasaray” adası çok çirkin bir manzara arz ediyor. Uç kısmına çöpler yığılmış bir kısım tarafı saclarla kapalı, bir kısım yerleri açık. Adadan ziyade bir çöplüğü andırıyor. Sayın kulüp yöneticilerimizi ve ilgilileri bu çirkinliğe bir an önce son vermelerini istirham ederim… Diğer -bence çok önemli- bir tespitim de şudur: Biliyorum birçok okuyucu kardeşlerim beni tenkit edecekler. Hemen ya telefonlarına ya bilgisayarlarına sarılıp yazımın altına tenkit mahiyetinde görüşler sergileyecekler. Varsın yazsınlar. Tenkit etsinler. Ben imkânlarım içinde gördüklerimi yazıya dökmeye çalışacağım. Hele siyaseten kör olan fanatikler benim yazdıklarımı kabul etmeyeceklerdir. Bir kısım sayın siyasetçilerimiz: ekranlarda memleketimizde iş yoktur, para yoktur, millet açtır, çöplerden yiyecek topluyorlar(!) diye ha bire bizlere nutuk atıyorlar ya… Elbette ki, zor durumda, istisna insanlar olabilir… Ancak durum hiç de öyle siyasetçilerin attıkları nutuk gibi değil. Beşiktaş’ta bütün kafeler, pastaneler, birahaneler leba leb dolu. Dikkat ettim oralarda oturan genç kız ve erkeklerin ellerinde en pahalısından akıllı telefonlar. Sigara içilebilen yerlerde masalarda oturanların masalarında eh pahalı sigara paketleri. Peki, bir iş gününde bu kadar insanın (ağırlıklı orta yaş) birahanelerde, kafelerde, şurada, burada ne işi var? Bazıları hemen cevabı yapıştıracak: “Gençler eğelenmesinler mi?”, “İşsizler, iş bulamıyorlar da ondan.”. Peki, kabul. Bu kadar harcamalar, yemeler, içmeler hangi kaynaktan yapılıyor? Eskilerimizin deyimi ile: “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?”. Elbette ki kartlardan olmayan bir parayı harcayarak. Kartların ödeme zamanı geldiğinde de feryat… Borçlandık! Borçlarımızı ödeyemiyoruz! Devlet bize yardımcı olsun… Atalarımız ne dekmişler: “Ayağını yorganına göre uzat.”. Bizler öyle mi yapıyoruz? Yoksa tam bir israf içinde mi yüzüyoruz (Normal bir düzen içinde hayatını sürdürenleri tenzih ederim)? Arkadaşlar! Almanya’da bir işçi hastalığı sebebi ile doktordan işe gidemeyecek, istirahat raporu alırsa (Orada bu rapora “krank” veya sarı kâğıt diyorlar. Bizde ise çalışamaz raporu.) o günleri evinde dinlenerek, istirahat ederek geçirmek mecburiyetindedir. Zaman zaman raporlu kişileri iş yerinden görevliler gelip çat kapı evlerinde ziyaret ederler. Rapor alan kişi evinde istirahat ediyor mu? Yoksa uyduruk rapor alıp geziyor mu? Evinde bulunamayan raporlu hastanın makul bir mazereti olmasa çalıştığı firma iş akdini fesih bile edebilir. Uzun yıllar aynı binada kaldığım Gümüşhaneli bir arkadaşımız çalıştığı fabrikaya birkaç defa iki dakika geç saate (işe giriş saati) basmış. Fabrikadan kendisine yazı geldi. Şu tarihlerde ikişer dakika işe geç gelmişsin. Bir daha tekerrür ederse iş akdini feshederiz diye. Bizlerde böyle bir iş ahlakı ve iş ciddiyeti var mıdır? Çok gördük işe hiç gitmeden aydan aya maaş kartı ile gidip maaş alan çalışmayan insanları… Çoklarımız kırık plak gibi bir şeyi söyler dururuz: “Ülkemizde iş yok, para yok, açlık var.” Yine atalarımızın bir sözü var: “Paça ıslanmadan balık tutulmaz”. Herkes kendi imkânları ölçüsünde çalışacak ve çalıştığının karşılığını da alacaktır. Bu arada gerçekten sıkıntı içinde olanlara ülkemizin zenginleri İslam’ın emrettiği şekilde ellerini uzatacak ve sıkıntılarının en azından bir kısmının giderilmesi için gayret gösterecekler.
İlkokul sıralarında iken okumuştum. Sizler de hatırlarsınız, ağustos böceği ile karıncanın hikâyesi… Ağustos böceği bir yaz boyu çalıp durdu. Karınca ise devamlı çalıştı… Kış gelince karınca rahat ederken ağustos böceği sıkıntılar içindeydi. Arkadaşlar, çalışmadan varlık olmaz. Lütfen karıncaya bakınız, kendisinden ağır yükü nasıl da sırtlanıp taşıyor. Erzak deposunu götürüyor? Ya sinek kadar olan arıya ne dersiniz, bir gram bal için ne kadar çiçekleri dolaşıyor, nasıl çalışıyor? Cenab-ı Hakk’ın insanlık alemine gönderdiği peygamberlerin hayatlarını lütfen bir inceleyelim. Hemen hemen hepsi el emeklerinin karşılığı ile geçindiler. Birçokları ise çobanlık yaptılar. Bugün ülkemizin birçok yerinde dolgun ücret artı sigorta ile çoban aranıyor. Bulunamadığı için ta Pakistan’dan veya başka ülkelerden ülkemize çobanlar getirtiliyor. Gerçekten ülkemizde iş yoktur, para yoktur öyle mi? Dedelerimiz, ninelerimiz, babalarımız, annelerimizin çalışmaları ile bizim çalışmalarımızı da vicdani bir süzgeçten geçirerek bir mukayese edelim. Lütfen… Yazıyı daha fazla uzatmamak için sokakta karşılaştığım çok acayip saçları, giyim kuşamları bulunan, kızlı erkekli, Türk’ün örf ve adetleri ile bağdaşmayan edep dışı hal ve hareketleri yazmıyorum. Kısmet olursa birçok şehrimizin ve özellikle dedelerimizin kemiklerini sızlatan bu gayri ahlaki halleri bir başka yazıda ele alırız inşallah. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







