• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI
27 Temmuz 2019

Orman yangınları

Son günlerde ülkemizin bazı bölgelerinde orman yangınları oldu. Kesin sebebi bilinmemekle beraber teröristlerin yaktıklarından şüphelenilmektedir.

Şu an Enez Vakıf Köyündeyim. İki üç yıldır tanıştığım Vakıf Köyünden emekli orman muhafaza memuru Tevfik Rüveycan Bey ile sohbet ederken konumuz orman ve ağaç sevgisine geldi. Orman hakkında bir hayli malumat sahibidir. Kendi ifadesi ile emekli olduktan sonra kahve köşelerinde oturmak yerine arıcılık kursuna gitmiş, şimdilerde arıcılıkla meşgul. Arıların çalışmaları hakkında da bir ilim adamı kadar bilgisi var. Daima okuyor ve kendini yeniliyor. Sohbet esnasında ormanı çok sevdiğini, bu yüzden ormanla alakalı bir yazısı olduğunu söyledi ve telefonundan güzel yazısını bana okudu. Yazı çok hoşuma gitti. Bir kısmını yazımın sonunda siz değerli kardeşlerimle paylaşacağım.

Ormandan söz açılmış iken kısa bir araştırma yaptım. Ağaçlar, ağaç dikmekle alakalı ve ormanları korumak üzerine çok güzel bilgilerle karşılaştım. Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) ağaç dikmeyi teşvikle alakalı hadisi şerifleri, Türk büyüklerimizin ormanlarla, özellikle ağaç kesme ile alakalı sözleri… Ta ilkokul sıralarından öğrendiğimize göre, bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan genç kumandan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri bir fermanında ormanları korumak maksadı ile şöyle buyurmuştur: “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim.” Peygamber Efendimiz (S.A.S.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, bugün elinizdeki fidanı dikin.” (Ebu’l-müfred 168, Feyzül Kadir 3/30)

Bir başka hadisi şerifinde ise Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet kopuyor olsa ve birinin elinde bir fide bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın.” (Ahmed 3/191) Mübarek Peygamber Efendimiz (S.A.S.) bir başka hadisi şerifinde: “Bir Müslüman herhangi bir ağaç veya bitki dikerse, ondan yenilen şey kendisi için sadakadır. Ondan çalınan şey kendisi için sadakadır. Yabani hayvanların yediği şeyler sadakadır. Kuşların yedikleri sadakadır. Bir kişinin ondan alıp eksilttiği şey de kendisi için sadakadır.” (Müslim)

Ashab-ı kiramın ileri gelenlerinden Ebu’d-Derda (R.A.) bir gün Şam’da ağaç dikiyordu. Yanına birisi gelerek: “Sen Peygamber Efendimizin (S.A.S.) yakın arkadaşı olduğun halde ağaç dikmekle mi meşgul olursun?” dedi. Ebu’d-Derda Hazretleri şu cevabı verdi: “Dur bakalım böyle acele hüküm verme! Ben Resulullah Efendimizin (S.A.S.) şöyle buyurduklarını işittim: “Bir kimse ağaç dikerse o ağacın meyvesinden bir insan veya Allah’ın mahlûkatından herhangi bir varlık yese bu, o ağacı diken kimse için sadaka olur.” (Ahmed VI, 444)

Doğduğumuzda beşiğimiz, yemek yerken kaşığımız (eskiden), okulda kalemimiz, kitabımız, defterimiz, günlük okuduğumuz gazete için kâğıt, yemeğimizi pişiren ateşimiz, bahçemizi sürerken tırmığımız, yük ve eşyalarımızı taşıyan kağnımıza teker, kazma ve tırpanımıza sap, son yolculuğa çıkarken tabutumuz olan ağaç, orman bir ülke için çok çok önemlidir. Ağaç ve ormanların insanlık âlemi için faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Birkaçına başlıklar halinde kısaca değinmiş olalım. Ormanlar, su varlığını korur. Ormanlar en büyük oksijen kaynağıdır. Dünya üzerindeki su varlıklarını korur, yağmurun yağmasına yardımcı olur, kirli havayı temizler, kirli toprağı temizler, yer altı sularını zenginleştirir, sıcak ve soğuğu dengeler. Yüz yaşındaki bir kayın ağacı saatte 40 kişinin çıkardığı karbondioksiti yok eder. Ormanlar yazın ısıyı 5-8 derece düşürür, kışın 1-3 derece kadar yükseltir. 25 metre boyunda bir kayın ağacı saatte bir buçuk kg oksijen üretir, yüz yaşındaki bir kayın ağacı yılda üç yüz litre su çekerek erozyonu önler. Bir hektar alanda olan ladin ormanı 32 ton, kayın ormanı 68 ton, çam ormanı ise 40 ton toz emer. Barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, ülke savunmasında çok önemli bir rol oynar.

Rüveycan Bey’in ormanla alakalı yazısının bir bölümünü birlikte okuyalım: “Hepsi bir derya deniz ormanın; yeşili, ağaçları, çiçekleri, dikenleri, mevsimine göre değişen rengârenk renkleri, hele hele vericiliği, yaban elması, dağ çileği, kurda kuşa yuva düşündüğünde nelere ana kucağı… Bağrında barındırıp yaşattığı aşklar, sevgiler… Ötüş sesleriyle yapılan kurlar, karıncanın çalışkanlığı, arısının çiçeklerini tek tek kokladığı güzellikler diyarı… Tilkisinin kurnazlıkları, tavşan ile kaplumbağanın yarış hikâyeleri… Oysa bizim orman ve doğaya yaptığımız hakaret, zulüm ve kötülükler en az onun vericiliği kadar. Çok şaşıyorum, yine de küsmüyor. Gövdesini kesiyoruz, onlarca filiz veriyor. Bağrını çapalıyoruz, kazıyoruz, kepçelerle oyuyoruz; fidan veriyor, ağaçları meyve veriyor. Yakıyoruz, köküne kastediyoruz gelen baharında yeni fidanlar verip bizlere nimetlerini sunmak için gayret gösteriyor. Biliyor musun iğne yapraklı bir ağaç bir günde yetmiş iki kişinin yirmi dört saatte tükettiği oksijeni ürettiğini; biliyor musun iğne yapraklı ağaçlar olmazsa mevcut hava temizliği için dünya yüzeyinin kara ve denizleri dâhil üç katı yeşille kaplı alana ihtiyaç olduğunu? İşte bunun için çocuklarımız için, geleceğimiz için ormanı sevgiyle çoğaltıp yaşatmak insanlığa ne kadar büyük ve yüce bir hizmet olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan yaşamalıyız. Aksini düşünemiyorum, düşünmek de istemiyorum. Kesip, yakıp, yok etmenin insanlığa, geleceğimize ve neslimize vereceği zararları… Yine de korkmuyor değilim, bir gün küserse bizi cezalandırır diye. Eriyen buzullar, iklim değişiklikleri, ısınan ve çölleşmiş bir dünya tabii ki hiç birimizin istemeyeceği şeyler.”

İlkokul veya ortaokullardan okuma parçası olarak hatırladığımız Mehmet Emin Yurdakul’un 1944 yılında yazdığı şiirini buraya almak istiyorum.

Ey hemşeri! Sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el unmaz!

Na, kütükler!... Nice yıldır, hiçbirine kervan gelmez, kuş konmaz;

Bunları kes, o baltanla bu çürümüş ağaçları yere ser!

Bak, sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel!

Gönülleri açmadadır, yaprakların arasından esen yel!

Yazık, günah olmaz mı ki, çıplak kalsın bu zümrüt yurt, şirin yer!

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula,

Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da orman?...

Eğer böyle olmasaydı, ne kalırdı oğla;

“Mirasımı artır” diye öğüt veren atadan?...

Sakın kesme, her dalından bir güzel kuş ses versin;

Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin;

Sakın kesme, şu sevimli köye kanad-kol gersin;

Sakın kesme, aziz vatan günden güne şenlensin!...

Ormanları koruyalım. Zaman zaman piknik yapanların sebep oldukları orman yangınları ülkemiz için çok büyük maddi kayıplara sebep olmaktadır. Piknik alanlarına, piknik yapanlar tarafından bırakılan çöpleri nasıl izah edelim? Hele hele bazı inşaatçıların ormanlara kaçak olarak moloz veya inşaat artıkları dökmeleri vicdan sahibi insanların kabulleneceği bir husus değildir. Vakti gelince hepimiz birer ağaç ya da meyve fidanı dikmeye gayret gösterelim. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

NOT: Sayın Cumhurbaşkanımız ve Çevre ve Şehircilik Bakanımız; kısa bir süre önce memleketim Rize’de, şu anda Edirne’nin Enez ilçesinde görüştüğüm birçok dar gelirli vatandaş imar barışı için gereken işlemleri yaptırmışlar. Ancak ödemede zorlanıyorlar. İmar barışı için yapılması gereken ödemelerin taksitlendirilmesi, tamamını peşin ödeyemeyenler için konulan faizin mutlaka kaldırılmasını arzu etmektedirler. Tüm yetkili devlet büyüklerimize arz olunur.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23