Kök olmayınca tepe de olmaz

05 Nisan 2019 Cuma

Bugünkü yazımda değerli kardeşlerimle çok değişik bir mevzu paylaşmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi yeryüzünde biten bütün ağaçların ya da bitkilerin toprağın üstüne kalan kısmı vardır. (Bu bitkiler çok çeşitlidir.) Toprak üstünde kalan kısımlar beden, dal, tepe gibi isimler alır. Bunların meyve vereni var vermeyeni var, değişik çiçek verenler yahut sebzeler de vardır. Bunların en üst ya da son noktasına tepe diyoruz. Bu bitkilerin bir de toprağın altında kalan kısmı vardır ki buna da kök diyoruz. Koca bir çam ağacının semaya doğru yükselen dallarının en üst noktasında tepesi yahut tepe noktası vardır. Rengârenk açan, etrafa güzel kokular saçan gül ağacının da aynen yerin altına kalan kök kısmı, yer üstünde ise dikenli bedeni, dalları; o bedenden Cenabı Hakk’ın çıkardığı güller vardır. Gül küçük bir ağaç da olsa kökü ve tepesi vardır. Asırlık bir çınar ağacını düşünelim. Yerin üstünde uzun yıllar yaşayan bedeni, dalı, budağı, tepesi; yerin altında da o bedeni, dalı, budağı besleyen kök yahut kökleri vardır. Yeryüzünün çeşitli kıtalarında yetişen bütün ağaçlar böyledir. Yerin altında kalan bölümü ve yerin üstünde kalan bölümleri vardır. Kısaca kök ve tepe…

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Allah (C.C.) hurma ağacının kökleri için “Asluha sabitün” buyuruyor. Bilindiği gibi hurma ağacı yer üstünde olan bedeni kadar yerin içine kök salar. Kökler vasıtası ile yerden emdiği besinleri, suyu ağacın gövdesine gönderir. Kudreti ilahi ile insanlık için en güzel meyvelerden biri olan hurma meyvesi meydana gelir. Yerin altında hurma ağacının kökleri olmasa, yerden su ve gerekli maddeleri ağaca veremezse hurma ağacı yaşayabilir mi? Meyvesini verebilir mi? Aynen mevzu genişleterek düşünelim. Elma, armut, kiraz, dut, incir sayılamayacak kadar çok olan meyve ağaçları köklerinden beslenemezlerse hayatlarını devam ettirebilir ve meyvelerini verebilirler mi? Kök veya kökler olmazsa elbette ki hayır… Kocaman çam ağacı, çınar ağacı yahut en güzel çiçek veya meyve ağacı, turunçgiller çeşitleri içinde yer alan bütün ağaçlar “Benim suya ihtiyacım yok. Bedenim olsun ancak kök istemiyorum” derse o zaman yaşamamayı seçmiş olur. O ağaç hayatını devam ettiremez. Köksüz ağacın bedeni, dalları, yaprakları kurur. Ondan sonra da ne tepe kalır ne de gövde…

Kur’an-ı Kerim’de bir ayeti kerimesinde Mevlamız mübarek Peygamber Efendimizi anlatırken O’nun dilinden şöyle diyor: “İnnema ene beşerün mislüküm.” (Bende sizin gibi bir insanım ancak Rabbim bana vahiy eder.) Buradan hareketle şu an dün olduğu gibi bugün de yaşlı dünyamızda ister maddi ister manevi çeşitli idari mekanizmalar vardır. Amirler var, memurlar var; işveren var, işçiler var; hoca var, talebe var; idare edenler (idareciler) var, idare edilenler var. Dünyevi işlere taalluk eden idareciler var, uhrevi işlere taalluk eden idareciler var. Özel ya da tüzel… Bu teşkilatları ele alacak olursak elbette ki tepelerinde birinin olması lazım. Karar versin, işlerin en iyi şekilde gelişmesini, yürümesini kontrol etsin, aksaklıkları önlesin diye… Bu ister bir aile birimi olsun ister cemaat ister köy ister belde ister il yahut isterse bir devlet olsun, alttakiler ve üsttekiler mutlaka olacaktır. Bugüne kadar dünya idaresi böyle geldi böyle de devam edecektir. Ne var ki bazen üsttekiler alttakilere adilane davranmış, zamanın insanları huzur içinde yaşamışlardır. Dini, dili, rengi ve inancı ne olursa olsun herkese eşit davranarak adilane bir idare sergilemişlerdir. Bazen de tepedeki zulüm etmeyi seçmiş, insanları inim inim inletmiştir… Onlar da günümüzde zalim idareciler olarak anılmaktadırlar. İdare mevkiinde olanlar hiçbir zaman ağacın tepesi gibi kökünü inkâr etmemeli, adalet ve insafla hareket etmelidirler. Bilmelidirler ki onları tepe noktasında tutanlar aşağıda olanlardır. Aşağıda olanlar olmaz ise onların tepede oturmaları, idareci konumda olmaları mümkün değildir. Geminin en lüks kaptan köşkünde oturup gemiyi idare eden kaptanın; geminin kazanına kömür atan eli, yüzü kömürle simsiyah olan işçiye ihtiyacı vardır. Gemide kaptan olsun ama kömürcü olmasın; makine dairesinde eli, yüzü yağa bulanmış makinistler olmasın dediniz mi geminizi denizlerde yüzdüremez, yürütemezsiniz…

Mevzumuzu “et-Tergib ve et-Terhib” isimli hadis kitabının üçüncü cildinde yer alan birkaç hadisi şerif meali ile biraz daha açmaya çalışalım. “On kişiye veya daha fazla sayıdaki insanlara yöneticilik yapan kimse, Allah’ın mahkemesine elleri boynuna bağlanmış bir vaziyette getirilecektir. Adalet yaptığı görülürse elleri çözülecek; zulüm yapmışsa o haliyle cehenneme atılacaktır.” Tepede olmak isteyenlere (idareci olmayı sevenlere) bakın Allah’ın Resulü ne diyor: Ebu Zerr (R.A.) “Ya Resulullah!  Beni de idare işlerinde kullanmayacak mısın?” dedi. Allah Resulü (S.A.S.) elini onun omuzunun üstüne koyarak: “Ey Ebu Zerr! İdarecilik, senin kaldıramayacağın ağır bir emanet ve sorumluluktur. Ahirette de o, perişanlık ve pişmanlıktır. İllaki, kişi onu meşru yoldan üstlensin ve üzerine düşeni hakkıyla yerine getirsin.” Bir başka hadisinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Devletleri yönetenlerin, cemaatlere başkanlık edenlerin, emanetlere bakanların vay hallerine! Kıyamet gününde bunların çoğu, yöneticilik yapmak yerine saçlarıyla gökle yer arasında yıldızlara asılmış olmayı temenni edeceklerdir.” İdarecilerin cezaları böyle olduğu gibi mükâfatları da ona göre olacaktır. Âlemlerin efendisi Peygamber Efendimiz “Adil olan imamın bir günlük icraatı altmış senelik nafile ibadetten üstündür” buyurmaktadır.

Son olarak Hz. Ebubekir (R.A.) halife seçildiği zaman yaptığı konuşmaya bir göz atarak yazımızı bitirelim. “Ey insanlar! Ben size yönetici (idareci) oldum. Hâlbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyi işler yaparsam, bana yardım ediniz. Eğer yanlış işler yaparsam bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk, emanettir. Yalancılık, hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda güçlüdür ki, onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda zayıftır ki, başkasının hakkını ondan alırdım.” (Hz. Muhammed ve Hayatı 1996 s. 435)

Mevzuyu fazla uzatmadan neticeye gelelim. Tepeye her zaman ihtiyaç vardır. Yani idareciler, amirler, yöneticiler hayatın devamı için şarttır. Ancak herkesin idareci, amir, yönetici olması mümkün değildir. Bununla birlikte tepe nasıl şart ise kök de şarttır. Hem kök hem de tepe olacaktır. Hiçbir zaman tepe kökü unutmayacaktır, kök de tepeyi… Onlar birbirlerinin tamamlayıcıları olacaklardır. Hem idare eden hem de idare edilenler dünya var oldukça bittabi olacaktır. İdareci olanlara kendi liyakat ve mahareti ile muktedir olmalıdır. Güç kaynağını, zorbalıktan ve tahakkümden değil, liyakat ve maharetten almalıdır. Söz ve fiillerinde ölçülü olmalı, sözleri ile hareketleri birbirine uymalıdır. İdare eden, idare edileni hakir görmeyecek daima onun hukukunu koruyacak, hiçbir zaman kibirlenip gururlanmayacak, ben ne oldum demeyecektir. Makamlar gelir geçer, hani meşhur bir atasözümüz var “Mahkeme kadıya mülk değildir” diye… Bir bakarsınız bir sert rüzgâr eser ağacın sadece tepesini değil gövdesini de kırar, tepede dolaşanlar yerlere serilirler. İdare edilen de amire yahut amirin vekiline, temsilcisine itaat etmenin şart olduğunu bilecek. İdarecisine problem çıkartmayıp problemlerin çözülmesine yardımcı olacaktır…

Cenab-ı Hakk şu üç günlük dünyada mevki, makam hırsına kaptırmasın. Hepimizin yardımcısı olsun. İnşallah yaradılış gayesine tam uyararak Hz. Allah’a hakiki kul, Resulüne hakiki ümmet, sevdiği veli kullarına da hakiki dostlar oluruz. Önemli olan budur. Yaptıklarını burada bırakarak gitmek değil, yaptığını Allah rızası için yaparak ebedi âleme bir şeyler götürebilmek ve geride hoş sedalar bırakıp hayırla yâd edilebilmektir. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Kardeşim İhsan Sandıkçıoğlu rahmetli olmuştur.

Not: Merhumun cenazesi Salı günü öğle namazına müteakip İstinye Neslişah Sultan Camii'nde kılınacak namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilecektir.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • şu garip dünya hallerişu garip dünya halleri2 ay önce
    Zatınalinizin garip bir şekilde yeni asyadan gelip, yine garip bir şekilde süleymancı olduğunuzu biliyoruz. Halit Kanak başlamış bir de yazmaya ki zır Türkeşçi; gazetenin ne tip bir yazar koalisyonu oluşturmaya çalıştığını cidden anlayamadım. Hayır, Ahmet Altan da hapisten çıkıp buraya başlar mı ki diye düşünmeye başlamadım değil ha!

Günün Özeti