Gençliğimizin kıymetini bilmek…

28 Aralık 2018 Cuma

Sevgili gençlerimize…

Bilindiği gibi insan hayatında çeşitli dönemler vardır. Bu dönemlerden birisi de gençlik dönemidir. Gençlik; insanın bedenen, ruhen, zihnen ve fiziken en güçlü olduğu dönemdir. İnsanın en verimli ve en üretken olduğu dönemi de gençlik dönemidir. Yıllar ilerledikçe Cenab-ı Hakk’ın ihsan ettiği gençlik nimeti yavaş yavaş insanı terk etmeye başlar. Bir bakarsınız insan ilk olarak eskiden var olan gücünü kaybetmeye başlar, gözler eskisi gibi görmez, saçlar ağarır, bel bükülür. Hafıza gücü zayıflar.

Hz. Allah (C.C.) bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlerinden birisi de gençlik nimetidir. Gençlik nimeti ilelebet insanın elinde kalmaz. Bir gün gelir gençlik uçup gider. Bir de bakarsınız ihtiyarlık kapıya gelir. Atsan atamazsın, satsan satamazsın. Gençlik bir nevi göz açıp kapatıncaya kadardır. Ne olup bittiği pek anlaşılmadan geçip gider.

İnsan ihtiyarlayınca düşünmeye başlar ve yapılacak pek çok şeyin var olduğunu fark eder, ancak iş işten geçmiştir. Çünkü bunları yapacak ne gücü vardır ne de zamanı. İşte o zaman gençliğin ve gençlik günlerinin ne denli kıymetli olduğunu anlar, ancak gençliğini Cenab-ı Hakk’ın dilediği gibi kullanmamışsa iş işten geçmiş olur. Fırsat elde iken gençliğin kıymetini bilip ona göre değerlendirmek lazımdır. Gençliği tembellikle, safahatla geçirmemeli, dünya ve ahiret saadetini kazanabilmek için çalışmalı ve gayret gösterilmelidir. İnsan gençliğinde okumalı; bilgi ve beceri sahibi olmalı; şahsına, anne ve babasına, evlad-ü ıyalına, millet ve memleketine faydalı olmalıdır.

Bazıları yanlış bir inanca saplanarak, hele gençliğimi nefsani ve şeytani arzulara uyarak geçireyim de, ihtiyarladığım zaman tövbe eder, kalan vaktimi de ibadet ve itaat ile geçiririm diyor. Bu çok yanlış ve şeytani bir fikirdir. Bu tip insanlar sonunda eyvah der ama iş işten geçmiş olur…

İnsan hiç düşünmez mi, gençlikte yapamadığı ibadet ve itaati, kulluk vazifelerini yaşlanınca nasıl yapacaktır? Böyle düşünen zavallılar çok aldanıyor ve gençlik nimetini bir nevi heba edip gidiyorlar. Dünya da ahiret de gençlikte iken kazanılır. İnsafla düşünelim; gençlikte yapılanla ihtiyarlıkta yapılmak istenen bir olabilir mi? Bu durumu çevremizde olan yaşlılardan görüp anlayamıyor muyuz? O bakımdan gençlerimiz, delikanlılarımız; gençliklerini, kuvvetlerini iyi değerlendirmeli Cenab-ı Hakk’ın emirlerine, Resulü Muhammed (A.S.) Efendimizin sünnetlerine uymalı, Mevla’nın yasaklarından mutlaka kaçmalıdır.

Gençken yapılan ibadetin fazileti, feyiz ve bereketi Cenab-ı Hakk katında çok çok daha fazladır. Hazreti Peygamber Efendimiz yedi sınıf insanın mahşer günü Cenab-ı Hakk’ın gölgesinde gölgeleneceğini haber vermektedir. Bu sınıfların birisi de gençliğini Allahu Teala Hazretlerine iman ve itaat ile geçiren, günah olan bütün işlerden uzakta kalan, Allah’ın (C.C.) ve Resulünün emirleri dışına çıkmayan gençlerdir.

Gençler çok değerlidir. Meyve vermeye müsait bir ağaç fidanına benzer ki, olgunluk devresine ulaşıncaya kadar titiz bir bakım ister. Gençlerin terbiyesi ile meşgul olmak, ıslahı için gayret göstermek lazımdır. Gençlere her zaman iyi fikirler aşılamak gerekir. Eğer bu yapılamaz ise o zaman gençler yozlaşır. Gençlerin iyi yetişmesi için de iyi bir kadroya ihtiyaç vardır. Kalbinde iman, serinde irfan bulunan bir genç kolay kolay gösterişe kapılmaz. Milli gelenek ve İslami olmayan fikirlerin peşinden koşmaz, onun bunun maşası olmaz. Ümidimiz olan gençler hiçbir zaman kalplerinden Allah korkusunu çıkartmamalıdırlar. Hazreti Peygamber Efendimiz (S.A.S.): “Nefsani heva ve heveslerine meyli olmayan gençleri Allahu Teala beğenir” buyurmaktadır. Gençliğin kıymeti iyi bilinmeli ve gençler ona göre yetiştirilmelidir. Gençlik kıymeti bilinmezse o gençliği veren Cenab-ı Hakk’a karşı nankörlük edilmiş olur.

İstenilen gençlik, beklediğimiz gençlik veya gençliğin kıymetini bilerek hareket etmek Necip Fazıl’ın ifadesi ile şöyle olmalıdır: “Tek cümleyle,Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O’ndan başka hiçbir tutanak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O‘nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık bir gençlik. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevi babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır” İşte milletçe beklediğimiz, yolunu özlediğimiz gençlik bu gençliktir.

Yazımı sonuçlandırırken gençlik çağını geçirmiş, orta yaş veya yaşlılık dönemini yaşayanlara Cenab-ı Hakk’tan sıhhat, afiyet ve hayırlı ömürler dilerken; gençlerimize de gençliklerinin kıymetini bilip kendileri, anne, baba, inşallah ileride olacak çocukları, milletimiz ve memleketimiz için çok iyi yetişerek gençliklerinin kıymetlerini bilip ona göre hareket etmelerini niyaz ederim. Mevla’ya emanet olunuz. Şunu bir şükran ifadesi olarak ifade edelim ki, on beş temmuz gecesi ülkemizin gençleri, yaşlıları, kadın ve erkekleri; vatanına, bayrağına, din ve mukaddesatına sahip çıkarak satılmış alçaklara en güzel dersi vermişlerdir. Şehit olanları rahmetle anıyor, gazilerimize ve o gece canını hiçe sayarak tankların altına yatanlara Rabbimden hayırlı ömürler diliyorum.

Yazımızı anonim birkaç sözle bitirelim:

“Gençlikte para kazan,

Kocalıkta kur kazan.

Gençlikte taş taşı,

Kocalıkta ye aşı.”

Birkaç tarihi genci örnek almak için tanıyalım:

1-                  Abdurrahman Nasır; 21 yaşında, onun döneminde Endülüs Devleti altın çağını yaşamıştır.

2-                  Fatih Sultan Mehmet; nice komutanların fethedemediği Konstantiniye’yi 22 yaşında fethedip, Peygamber Efendimizin methiyesine layık olmuştur.

3-                  Usame bin Zeyd; Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi büyük sahabelerin olmasına rağmen İslam ordusuna komutanlık yapmıştır.

4-                  Muhammed Kasım; 17 yaşında, Sind Eyaletini (Pakistan’ın içerisinde, Hindistan’la sınırı olan bölge) fethetmiştir.

5-                  Sa’d bin Ebu Vakkas; 17 yaşında, Allah yolunda ilk kan akıtan kimsedir. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin (S.A.S.) şura meclisindeki altı kişiden birisidir.

6-                  Erkam bin Ebi’l Erkam; 16 yaşında, 13 yıl kendi evini Peygamber Efendimize karargâh olarak tahsis etmiştir.

7-                  Talha bin Ubeydullah; 16 yaşında, İslam tarihindeki en cömert insanlardan birisidir. Resulullah Efendimize ölümü üzerine biat etmiştir. Resulullah Efendimize gelen oklara ellerini, kollarını siper etmiş, elleri yara alınca vücudunu siper etmiştir.

8-                  Zubeyr bin Avvam; 15 yaşında, Peygamber Efendimizin havarisi, insanların en şecaatlisi olarak bilinir.

9-                  Muaz bin Amr bin Cumuh; 13 yaşında, Bedir Savaşında müşriklerin lideri olan Ebu Cehili 14 yaşında olan Muaz bin Affan’la birlikte öldürmüşlerdir.

10-            Zeyd bin Sabit; vahiy kâtibi, Süryaniceyi ve İbraniceyi 17 gecede öğrenmiştir. Resulullah Efendimizin tercümanı idi. Kur’an-ı Kerim’in toplanmasında çok büyük katkısı olmuştur.

(Alıntı: Hızır Çakır Hoca Efendi, Beykoz)

Gerek Türk tarihinde, gerekse İslam tarihinde çocuk denecek yaşta çok büyük kahramanlıklar gösteren, edebi ve sanat eserleri bırakan gençler mevcuttur. Örnek olması bakımından birkaç önemli zevatı, yaşlarını ve gördükleri hizmetleri çok kısa olarak özetlemeye çalıştık. Hz. Allah (C.C.) cümlesinden razı olsun. Gençlerimizin ve gençliğimizin kıymetini bilerek, onları, isimlerini ve yaşlarını yukarıya aldığımız muhterem gençler gibi, onların izinden yürüyecek şekilde yetiştirmeliyiz. Hz. Allah (C.C.) hepimizin yardımcısı olsun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • mhmtmhmt5 ay önce
    Allah razı olsun . Temenni iyi güzel de, ortalık bataklıktan geçilmiyorsa gençlik ne yapabilir ki? Örnek olacaklar ördek gibi yaşayıp durdukça nasıl inandırıcı olup davaya sahip çıkacağız? “Bir elime Ay’ı, diğer elime güneşi verseniz bu davadan vazgeçmem.” diyen, ümmetim ümmetim diyerek üzerimize titreyenAllah(CC)'ın kulu ve elçisinin yaşayışı neredeümmetinin yaşayışı nerede, gençlik nereye kayıyor? Kadını köleleştiren cahiliyeye geriye döndük. Statları doldurarak heva ve heveslerimizi tavan yaptık. Talih oyunlarına piyangolara bel bağlar olduk. Modanın fuhşiyatın mal mülkün kölesi olduk. Teknolojinin oyuncağı olduk. Gençlik elden giderken bataklıklara batmaması için gençleri kurtarmak isterken kurtaramamak bir kenara kendimizde bataklığın içine gömülür, olduk. Dizilerle filmlerle şeytanın istediği her şeyi güzel şatafatlı ve en değerli olarak gösterdikçe gözlerimiz faltaşı gibi açılır oldu. Dünyaya kazık çakmak için yarış almış başını gidiyor. Nefisler doymuyor, çoştukça çoşuyor. Her taraftan gaz verdikçe uçuyoruz ama çakıldığımızı göremiyoruz. Örnek yaşayış ise ağızlarda. Yaşayacak insanı bulamıyor. Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, servete, şöhrete ve debdebeye asla itibar etmedi. Zaman oldu ki, Arabistan’ın bütün hazineleri ve altınları eline geçtiği, tabir caiz ise, dünya her şeyi ile O’na iltifat edip, kendisini cezp etmek istediği halde, O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTAyattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Medine’ye hicret ederek az zamanda birçok fütuhata mazhar olduğu, dünya O’na boyun eğip meftun olduğu halde, O, asla dünyaya itibar etmedi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, yüzüne hasırın izleri çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! Kisralar ve Kayserler saraylarında lüks ve rahat içinde yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna hasırın izleri çıkmış olarak yatıyorsun. Halbuki sen Allah’ın Resulüsün. Müsaade etsen de sana bir yumuşak yatak yaptırsak.” dedim. Allah Resulü tebessümle yüzüme baktı ve şöyle buyurdu: “Dünya benim neme gerek Ya Ömer! Dünyanın onların, ahiretin ise bizim olmasına razı olmuyor musun?” Başka bir gün Hz. Fâtıma’nın boynunda altından bir gerdanlık gören Allah Resulü şöyle buyurdu: “Kızım, insanların "Peygamberin kızı Fâtıma’nın boynunda altından bir gerdanlık gördük." demeleri hoşuna gider mi?” Ebu Zer Hazretleri şöyle anlatıyor: “Bir gece Allah Resulü ile bir yerden geçiyorduk. Bana dönerek şöyle buyurdular:“Bütün Uhud Dağı altın olup, benim olsa, onun tek bir dinarının bile üç gün yanımda kalmasını istemezdim; yalnız borcumu ödemeye yetecek kadarını saklardım.” Gerçekten nereye gidiyoruz.Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • CELALETTİNŞENSOY CELALETTİNŞENSOY 5 ay önce
    Mükemmel yorum mükemmel kalem TEBRİK EDERİZ hocamizı

Günün Özeti