THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Kıbrıs Bakü

Eden bulur...

10 Ağustos 2018 Cuma

Bilindiği gibi ecdadımızdan kalma yüzyıllardan beri süzülerek bizlere kadar gelen çok güzel, çok manidar atasözlerimiz vardır.

Atasözü: Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz. Darbı mesel demektir. (TDK)

Bir başka anlatımla atasözü, geçmişten günümüze gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözlerdir. Türkçede “Sav” darbı mesel denir.

Atasözleri toplumun duygu, düşünce, inanç ve kültür yapısını yansıtır. Kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmez. Yani atasözleri anonimdir.

Bu sözler topluma mal olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların, düşünce ve mantık sisteminde geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. (Alıntı)

Kadim atasözlerimizden birisi de yazımızın başına koyduğumuz “Eden bulur” atasözüdür.

Bu söz daha çok olumsuz anlamda kötülük yapanlar için kullanılır. Bir başka atasözü ile açacak olursak: “Ne ekersen onu biçersin.” İyilik yapan karşılığında iyilik bulur. Kötülük yapan mutlaka karşılığında kötülük bulur, bulacaktır. Şu fani âlemde insanoğlu gerçekleştirdiği her fiilinin mutlaka karşılığını günü ve zamanı gelince görecektir.

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk, Zilzal suresinde: “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun karşılığını, kim de zerre kadar kötülük yaparsa mutlaka onun karşılığını görür” buyurmaktadır.

Dünyada yapılan iyi veya kötü hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Cenab-ı Hakk mühlet verir, ancak kesinlikle ihmal etmez. İlahi adalet mutlaka günü gelince tecelli eder. Mevzumuzun daha iyi anlaşılabilmesi için burada bir hikâyeye yer vermek istiyorum. “Vaktiyle meczubun biri “Eden bulur! Eden bulur!” diyerek gezermiş. Geçmişte bu meczubun aklı başında iken, köydeki bir kadın kendine âşıkmış. Sonradan âşık olduğu zatın bu halini ve böyle bağıra bağıra gezdiğini görünce kadın ondan vazgeçmiş, hatta ona sinir olurmuş. Kadının pek tabi meczuba karşı olan aşkı da sevgisi de bitmişti. Kadın zamanla bir başka erkek ile evlenmiş, oğlu olmuş, büyümüş ve askere gitmiş. Kadının askerdeki oğlunun terhisine yakın günlerde meczup kadının evinin önünden geçerken, yine yüksek sesle: “Eden bulur! Eden bulur!” diye bağırmaya başlamış. Kadın çok öfkelenmiş, meczuba karşı iyice sinirlenen kadın, meczuptan kurtulmak için hain bir planı devreye sokar. Kadın bir pide yapmış ve pidenin içine zehir koymuş. Meczubu çağırarak: “Bak sana pide yaptım. Acıkınca yersin” demiş. Meczup pideyi almış. Köyün çıkışındaki suyun başına gitmiş, pideyi oraya koyup abdest alıp namaz kılmaya durmuş. Tam o sırada kadının askerde olan oğlu terhis olmuş gelmiş. Namaz kılan meczubun namazının bitirmesini beklemiş. Namazını bitiren meczuba kadının oğlu köyden haberler sormuş. Meczup askerden dönen delikanlıya köyden havadisler verdikten sonra: “Bak oğlum! Bu pideyi annen yaptı, özlemişsindir, ben aç değilim, istersen sen ye” diyerek ona vermiş. Asker hasretle pideyi yiyip mideye indirmiş. Ancak asker evine gelinceye kadar zehirlenmiş ölüsü eve gelmiş. Yıllardır oğlunun askerden dönmesini bekleyen anne olanı, biteni öğrenince dayanamamış bağıra bağıra o da ölüp oğlunun yanına serilmiş. Biraz sonra da o meczup zat: “Eden bulur! Eden bulur!” diyerek gelip oradan geçmiş. (El- mevaizu li’l-ihvan min şuabi’l iman S. 604)” Bu okuduğumuz bir ayet-i kerime meali veya bir hadis-i kudsi ve bir hadis-i şerif değildir. Bir hikâyedir. Bilindiği gibi hikâyelerin sonunda dersler çıkartılır. Bizler de buradan kendimize göre dersler çıkartmalıyız. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Herkes ektiğini bir gün biçecektir. Buna hiç şüphe yoktur. Kul hakkı, hak-hukuk gözetmeden, helal-harama bakmadan insanlara zülüm ederek, garip gurebayı ezerek, üzerek, inciterek dünyalık temin eden zavallılar! Kazandık diye sevinebilirler. Zengin olduk diye gururlanabilirler, geçici saltanatlar sürebilirler… Ancak eden ettiğinin karşılığını mutlaka bulacaktır.

Bu dünya; ne Karunlar, ne Firavunlar, ne Şeddatlar, ne Nemrutlar, ne Hamanlar, ne Ebu Leheb ve Ebu Cehiller ve ne Deccallar ve ne Deccalın köpekleri, zalim ve vicdansızları görmüştür. Şu anda hepsinin canları cehenneme gitmiştir. Adları anıldığı zaman herkes onlara Allah lanet etsin demektedir… Yusuf (a.s.) atıldığı kuyunun dibinden kurtarıp, sonra Mısır’a sultan eden kim? Yunus (a.s.)’ı denizin dibinin derinliklerinde, balığın karnında yaşatan, sonra karaya çıkartan kim? Hz. İbrahim’i (a.s.) atıldığı cehennemi ateşten kurtarıp, etrafını güllük gülistanlık yapan kim? İsa (a.s.)’ı babasız yaratan, sonra semaya çıkartan kim? Musa (a.s.)’ı firavunun evinde öz annesinin kucağında büyüten, sonra Hz. Musa (a.s)’ı ve kendine inanalar için Kızıldeniz’i tabiri caizse otoban haline getirip denizde yürüten kim? Firavun’u kızıl denizde suya gark eden, hâlâ bugün İngiltere’deki bir müzede secde halinde cesedini ibreti âlem olarak insanlık âlemine sunan, tanıtan kimdir?

Aynı sıralarda birlikte ders okuduğu arkadaşını, aynı manevi çeşmeden su içerek beslenen kardeşini, aynı safta birlikte yıllarca yürüdüğü hizmet arkadaşını ufak bir makama geldiği zaman tanımayanlar. Kendini emniyette zannedip “Fırka-i Naciye”den kabul edip, herkese tepeden istihza eder bir şekilde bakanlar, İslam akaidinin temel kaidelerinden birisi olan “El emnü minellahi küfrün vel yesü minellahi küfrün” hükmünü bilmez misiniz? İbadetine güvenerek ben cenneti kazandım diye emin olmak veya günahlarının çokluğuna bakarak artık Cenab-ı Hakk beni affetmez diyerek Allah’ın (c.c.) affından ümid kesmenin de küfür olduğunu hiç düşünmez misiniz?

Alnı secdeye gelmeyen bir kısım siyasetçiler için inanan, saf ve temiz Müslümanları “Büyüğümüzün emridir” diyerek desteklemeye çağıranlar, destek vermeyen, vicdanının sesine kulak vererek hareket eden, masum beyefendi ve hanımefendi Müslüman kardeşlerimizi “Bundan sonra sizinle bizim bir bağımız kalmadı. Yukarıdan talimat geldi. Bizim camilerimizde bundan böyle Cuma namazı kılamazsınız. Haftanın belli günlerinde yaptığımız zikir meclislerine de asla katılamazsınız” diye sırıtarak emir tebliğ edenler, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Eba Rafi hazretlerine söylediği hadis-i şerifi kürsülerden yüzleriniz kızarmadan nasıl da anlatıyorsunuz? Özetle “Ey Eba Rafi ibadetten uzakta kalan bir kulumu irşat edip bana getirmen sakaleynin yaptığı ibadetlerden daha hayırlıdır senin için.” Sizse Allah’ın kullarını Allah’ın evinden kovuyor, yasaklar getiriyorsunuz? Bu yetkiyi size kim verdi? Şunu hiçbir zaman unutmayınız. İlahi adalet tecelli edecek. Bir gün siz ikiyüzlülere Müslümanların verdikleri hayır, hasenatla saltanat sürenlerin de akıbetleri aynı olacaktır. “Men dakka duka.” Çalma kapıyı çalarlar kapını. Bir gün gelir devlete ihlasla hizmet edenlerle, istismar edenleri bir tasnife tabi tutabilir…

Sizler daha dünyada yokken bile, İslam davasına büyük hizmetler veren, “Yaşlıları” peş peşe eften, püften sebeplerle emekli edenler, hadi babanızın evine gidin diyenler, bir kısım yaşlılara ise tamamen kapıları kapayan, ibadet etmeleri için milletin yaptığı camilere ve yurtlara sokmayanlar unutmayınız! Bir gün sizin kapınızda da bir meczup (Allah dostu) gelir “Eden bulur” diye bağırır, kesinlikle bir şekilde bağıracaktır. Allah’ın (c.c.) adaleti mutlaka tecelli edecektir. Ancak o zaman da iş işten geçmiş olur. Hani eskilerimiz derler ya: “Etme bulma dünyası.” Ettiklerinizi bulacağınız gibi hesabını da Allahu Zülcelâl hazretlerine vereceksiniz. Hz. Allah (c.c.) hak, hukuk, adalet ve doğruluktan bizleri ayırmasın. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

 

YORUM YAZ

  • habil özsoyhabil özsoy2 ay önce
    bu yazı ya yazanın lehine şahit olur ya da aleyhine şahit olurbu yazı ya yazılanın lehine şahit olur ya da aleyhine şahit olurAllah ü alemcümle ümmet i muhammedmevlaya emanet olunuzilk ve son yorumum olsun